Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Etiyopya savaşı ve Libya senaryosuna dönüşür mü sorusu

Etiyopya savaşı ve Libya senaryosuna dönüşür mü sorusu

Perşembe, 19 Kasım, 2020 - 11:45
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü

Etiyopya'nın bir kez daha yıkıcı iç boyutları ve dış uzantıları olan bir iç savaş labirentine kayması tuhaf ve talihsiz bir durum. Etiyopya’nın savaşın anlamını iyi biliyor olması gerekiyor. Çünkü on yıllarca onun ateşinde yandı ve acısını tattı. Başbakan Abiy Ahmed’in barışın anlamını idrak ediyor olması gerekiyor zira kısa süre önce Sudanlılar arasında anlaşmazlıkların üstesinden gelmek ve mevcut geçiş dönemine yönelik düzenlemeleri hazırlamak için arabuluculuk yapmıştı. Ülkesinin Eritre ile anlaşmazlığını sona erdirdiği için geçen yıl Nobel Komitesi tarafından Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü. Ne ironiktir ki aynı Abiy Ahmed bugün ülkesini bir iç savaşa sürüklüyor. Ülkesini ve bölgeyi maliyetli bir savaşa sürükleyebilecek bir krizin çözümü için yapılan tüm arabuluculuk önerilerini reddediyor.

İngiliz The Guardian gazetesi, bu hafta içinde yayınladığı bir haber dosyasıyla Tigray bölgesindeki savaşın Etiyopya’yı “Doğu Afrika’nın Libyasına” dönüştürme potansiyeli taşıyıp taşımadığını sorguladı. Böyle bir olasılık, bazı ülkelerinde pek çok komplikasyonun olduğu, birbirleriyle rekabet eden bölgesel ve uluslararası çıkarların kesiştiği bir bölgede çatışma uzarsa mümkündür. Abiy Ahmed'in çatışmaların günler içinde sonuçlanacağı ve Etiyopya güçlerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekelle'ye doğru ilerlediğini açıklamasına rağmen bu, pek çoklarının uzayıp daha karmaşık hale gelebileceğini düşündükleri bu savaşın sonu anlamına gelmiyor.

Peki, Etiyopya'yı patlak veren bu duruma getiren nedir?

Savaşlar, siyasetçilerin başarısızlığı veya güç kazanma ve nüfuzlarını genişletme hırsları nedeniyle ya da ülkenin etnik bileşenlerinin bir arada var olamamalarının bir sonucu olarak meydana gelir. Şu anda Etiyopya’da olanlar bütün bunlara çarpıcı bir örnektir. Bu savaş, siyasi çekişmelerin aralarını açtığı dünün müttefikleri arasında dönüyor. 1991 yılında Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinden bugüne Etiyopya’yı yöneten ittifakın tarafları, aralarındaki çekişmelere ve ihtilaf konularına bir çözüm bulamadılar. Oysa birçok kişi, çözülmemesi halinde bugünkü felaketi öngörmüş ve engellemek için uyarılarda bulunmuştu. 1991 yılında Mariam rejimine karşı kurulan bu ittifak, dönemin Sudan hükümeti tarafından doğrudan ve güçlü bir şekilde desteklenmişti. Zira Sudan’ın doğu komşusu ile ilişkileri son derece gerilimliydi ve iki ülke hükümetleri de diğerine karşı muhalifleri destekliyordu. Bu ittifak ortaklarından biri olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), son 30 yılda iktidarda büyük bir paya sahip olmuş ve devletin kilit noktalarına yerleşmişti. Etiyopya Devrimci Demokratik Halk Cephesi’ni kontrol eder hale gelmişti. Söz konusu cephe onun yanı sıra ülkedeki diğer başlıca 3 etnik gruba ait hareketleri de içeriyordu. Bunlar; Amhara Milli Demokratik Hareketi, Oromo Halklarının Demokratik Teşkilatı ve Güney Etiyopya Halkları Demokratik Hareketi.

Oromo halkından olan Abiy Ahmed’in 2018’de başbakanlık görevini üstlenmesinden sonra, merkezi hükümet ile TPLF ilişkileri gerilmeye başladı. Abiy Ahmed’in büyük emelleri ve farklı bir vizyonu vardı. Bu onu, Eritre ile yakınlaşmasına ve anlaşmasına karşı çıkan TPLF ile karşı karşıya getirdi.

Başbakan, TPLF’nin devlet içindeki nüfuz ve etkisini azaltmak için önemli ve büyük adımlar attı. Kendisine bağlı bir dizi siyasi, askeri ve güvenlik görevlisini federal hükümetteki görevlerinden aldı. İki taraf arasındaki ilişkiler bu şekilde eğimli bir çizgide seyrederken Abiy Ahmed, Etiyopya Devrimci Demokratik Halk Cephesi’nin yerine alması için “Refah” veya bazılarının tercüme ettiği gibi “Kalkınma” adında yeni bir parti kurmaya karar verdi. TPLF bu partiye katılmayı reddetti. Bunu Başbakan’ın hakim olma ve merkez lehine müttefiklerini ve bölgesel yönetimleri zayıflatma girişimi olarak gördü. Gerilim, Etiyopya hükümetinin geçtiğimiz yaz düzenlenmesi planlanan seçimleri koronavirüs salgını gerekçesiyle ertelemesi, Tigray bölgesi hükümetinin bunu reddedip, Başbakan’a meydan okuyarak kendi bölgesinde (onun yasa dışı saydığı) seçimleri düzenlemesiyle doruğa ulaştı.

İşler, Addis Ababa'daki federal hükümetin kasım ayı başlarında, TPLF’yi bölgedeki Etiyopya Federal Ordusu’na ait iki üsse saldırmak, bir dizi askeri öldürmek ve çok sayıda ağır silah dahil olmak üzere askeri teçhizata el koymakla suçlamasının ardından patlama noktasına ulaştı. Abiy Ahmed, TPLF’yi ayrıca Etiyopya üssüne saldıran unsurlarına Eritre ordusunun üniformalarını giydirerek Eritre ile arasını açmaya çalışmakla da suçladı. Ancak Tigraylı liderler bu suçlamayı reddettiler. Daha sonra Abiy Ahmed, ilk olarak Facebook sayfası aracılığıyla, ardından televizyondan yaptığı açıklama ile Tigray hükümetine karşı askeri operasyonların başladığını duyurdu. Tigray hükümetini ihanetle suçlayıp, isyan olarak adlandırdığı durumu sona erdirme ve sorumluları yargılama sözü verdi. Tigray bölgesi lideri Debretsion Gebremichael ise buna “Sadece direnişe değil, kazanmaya da hazırız” diyerek karşılık verdi.

Tigray hükümetinin sorunu, bölgesinin güneyde Amhara, doğuda Afar ve kuzeyde Eritre ile çevrili konumudur. Tek çıkış noktası, savaştan kaçanların akın ettiği ve uluslararası kuruluşların tahminlerine göre düne kadar barındırdığı mültecilerin sayısı 25 bini aşan Sudan ile olan doğu sınırıdır. Ancak bölgenin dağlık yapısı, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, büyük şehirlerdeki konumlarını ilerleyen Etiyopya ordusuna kaptırması durumunda kaçınılmaz olarak başvuracağı gerilla savaşına uygun. Tigraylı liderler Abiy Ahmed’e teslim olmayacaklardır. Bu, arabulucular iki taraf arasındaki çatışmaları yatıştırma ve krize çözüm bulma fırsatı bulamazlarsa savaşın uzayacağı ihtimalini öne çıkarıyor. Savaş uzarsa, yankıları Etiyopya sınırları içinde kalmayıp bölgedeki kırılgan istikrarı tehdit edecek şekilde genişleyecektir.

Sudan, bundan en çok etkilenen ülke olacak. Bunun nedeni yalnızca insani, ekonomik ve güvenlik baskıları, savaştan kaçan mülteci akını değil, sınırlarının, TPLF militanlarının bölgedeki uzun deneyimlerinden yararlanarak silah ve malzeme kaçırmak için kullanacakları bir kapı ve geçiş noktasına dönüşmesi olasılığıdır. Buna ilaveten çok sayıda mültecinin varlığı, yakın bir zamana kadar sık sık silahlı Etiyopyalı çetelerin sınırı geçip tarım arazilerine el koymalarına tanık olan bölge sakinleri ve Sudanlı çiftçilerle sorunlara da neden olabilir. Yine bilindiği gibi Etiyopya'nın el-Fuşka’da işgal ettiği Sudan toprakları nedeniyle esasında iki ülke arasında bir sınır sorunu bulunuyor. Dolayısıyla, Sudan’ın şu anda isteyeceği son şey, birçok tarafın Eritre’yi Sudan topraklarını ilhak etme umuduyla körüklemekle suçladığı iç çatışmalara şahit olan doğu bölgelerindeki gerilimin artmasıdır.

Abiy Ahmed ile Eritre Devlet Başkanı İsaias Afewerki arasında bu savaşta kendisine karşı bir iş birliği olduğuna inanan TPLF ile arasındaki düşmanlık nedeniyle savaş, Eritre topraklarına da uzanabilir. Nitekim TPLF, başkent Asmara’yı hedef alan bir roket saldırısı düzenledi ve sınır boyunca karşılıklı top atışı yaşandığı da söyleniyor. Eritre, Abiy Ahmed'i desteklemesine rağmen doğrudan askeri operasyonlara müdahil olmamaya çalışacaktır. Bu, savaşın çabuk bitmesi durumunda mümkün olabilir. Fakat uzun sürerse, kendisi için oluşturacağı tüm komplikasyonlara karşın savaş ile arasına mesafe koyamayacaktır. Zira Eritre rejimi, iç sorunlarına karşı savunmasız ve Afewerki’nin de düşmanları var.

Mısır’ın da Nahda Barajı krizi ve ölüm kalım meselesi olarak gördüğü su meselesi nedeniyle bu çatışma sahnesinin dışında kalması uzak bir ihtimal. Bugün Etiyopya'da olanların veya yarın olabileceklerin Kahire'de de yankıları olacak. Dolayısıyla uzaktan takip etmekle yetinen bir gözlemcinin ötesine geçmek zorunda kalabilir. Kahire, ABD Başkanı Donald Trump'ın ekim ayı sonlarında Nahda Barajı'na saldırıp onu patlatabileceği açıklamasıyla neden olduğu kargaşayı, müzakerelerle ulaşacağı çözüm seçeneğini tercih ettiğini söyleyerek yatıştırmaya çalıştı. Ancak, bu açıklama insanlara Mısır’ın bu konuda sonuna kadar gitmeye hazır olduğunu hatırlattı. Bu nedenle Tigray Savaşı'nın gelişmeleri ile birlikte şu anda tüm olasılıkları ve seçenekleri inceliyor olması ne gariptir ne de uzak bir ihtimaldir.

Etiyopya savaşının uzaması, uluslar arasındaki gizli gerilimler ve biriken sorunlar ışığında içeride geniş çaplı bir patlamaya yol açması durumunda alacağı bir boyut daha var. Aşırılık yanlısı DEAŞ bağlantılı örgütler, Somali'deki varlıkları ve yakın zamanda düzenledikleri eylemlerle Tanzanya'da artan faaliyetleri nedeniyle Etiyopya'dan uzak değil. Bu ülkede kendileri için yeni bir fırsat görürlerse onu kullanmakta tereddüt etmeyeceklerdir. Bu da bölgeyi yeni riskler ve yansımaları ile karşı karşıya bırakacaktır.

Tüm bunlardan sonra, The Guardian gazetesinin bu savaşın Etiyopya'yı "Doğu Afrika’nın Libyası"na  çevirip çevirmeyeceğini sorması tuhaf mı?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya