Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Çin: Zayıf noktası olan bir dev

Çin: Zayıf noktası olan bir dev

Cuma, 2 Temmuz, 2021 - 08:00
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Çin, Komünist Partisi’nin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle bir dizi kutlama yaparken, şu sorunun göz ardı edilmesi mümkün değil: Ortada kutlanacak bir şey var mı?

Partiye göre cevap evet.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile başlayalım. ÇKP hala iktidarda olan ve büyük bir ülkeyi yöneten en eski komünist parti. Üye sayısı ile de dünyanın en büyük ikinci partisi olup Bharatiya Janata Partisi’nden (Hindistan Halk Partisi) hemen sonra geliyor. Buna ilaveten ÇKP, geri kalmış bir ülkeyi küresel liderlik hırslarına sahip hızla modernleşen bir güce dönüştüren etkileyici bir ekonomi programının da başını çekti. En önemlisi de ÇKP tarihte Han Hanedanı’nın egemen olduğu en büyük devleti kurmuş olabilir ve bu en büyük Çin imparatorlarının bile başaramadığı bir şey.

Ancak olaylara daha geniş bir tarihsel perspektiften bakmak farklı bir hikaye sunacaktır.

Öncelikle ÇKP, 1949 yılında iktidarı tamamen ele geçirmesiyle sert bir baskı aracına dönüştü. En iyi tahminlere göre çarpık toplumsal stratejisi, toplumun her kesiminde peş peşe uygulanan tasfiyeler, kasıtsız bir şekilde meydana gelen kıtlıklar ve yapılan pek çok zulüm en az 80 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açtı. Manevi açıdan Büyük Proleter Kültür Devrimi sırasında Çin kültürüne ve edebiyatına verilen zarar da bir o kadar büyüktü.

Tibet, Sincan, Mançurya ve İç Moğolistan’da onlarca yıl boyunca uygulanan yanlış politikalar, peş peşe gelen hanedanlar döneminde kaydedilen en kötü etnik baskı vakalarını aşmıştı. Mao Zedung’un başlattığı tek çocuk politikası, çözülmesi nesiller boyunca sürebilecek sorunların kapısını araladı. Stalin'in kişilik kültünü ve onun birçok suçunu ortaya çıkarıp kınayan Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20'nci Kongresi gibi bir kongre düzenlemek Çin'in hiç yapmadığı bir şey. Geçtiğimiz yüzyılın farklı dönemlerinde insanlığa karşı işlenen suçları ortaya dökmek üzere kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi gibi bir şeyden söz etmiyorum bile. ÇKP, 1921 yılında yabancı bir virüs gibi ülkeye enjekte edildi. Bu yıllarda Lenin'in kurduğu Komünist Enternasyonal (Komintern), başta Büyük Britanya olmak üzere Hindistan, Kore, Japonya ve İran’ın "emperyalist güçlere" karşı Asya genelinde bir ayaklanma çıkarmak için merkez noktalar olarak kullanılmasının yanı sıra Çin’i hedef alan bir bir devrimi pazarlayarak “Doğu'yu ateşe vermeyi” amaçlıyordu. Komintern Başkanı Zinovyev Bolşevik İhtilali’ni, “küresel devrimi”, yaymak için hedef ülkelere eğitilmiş pek çok propagandacı göndermişti.

Bu propagandacılar İran, Hindistan ve Japonya'da görevlerini yerine getiremediler, ancak Çin'de başarılı oldular. Böylece Çin görünüşe göre savaş komutanları ile Kore arasında sonu gelmeyen bir savaşın ortasında kaldı. Zira Kim Hanedanı’nın burada daimi bir güç kaynağı olduğunu kanıtlaması gerekiyordu.

Böylece ilk kongresini 23 Temmuz 1921 tarihinde gerçekleştiren ÇKP, kuruluşunun ilk on yıllarında, Sovyetler Birliği nüfuzunun bir maşası olarak kalacaktı. Komünist Parti, milliyetçi bir söylemi savunurken Moskova ve özellikle de ABD ile sıkı ilişkiler kurduktan sonra Batıya meyleden Milliyetçi Parti (Kuomintang) ile ittifak kurduğunda bile Sovyetler Birliği’nin her şarkısında dans etti.

ÇKP'nin peşi sıra gelen ve Sovyet silahlarıyla desteklenen iç savaşta para ve “danışmanlar” kazandı. 20 yıldan az bir zaman sonra, yeni kurulan Çin Halk Cumhuriyeti Sovyetler Birliği ile ideolojik bir savaşa girdi. Bu sırada bir dizi sınır çatışmasına girdi ve Moskova karşısında bazı topraklarını kaybetti.

Çin İç Savaşı'nda kaybeden Kuomintang, en nihayetinde Çin'in küçük bir bölümü olan Tayvan adasını (eski adıyla Formosa) yöneterek kapitalizm ve demokrasiye yöneldi. Savaşın galibi Çin Komünist Partisi de kapitalizmi benimsedi ancak sadece baskıcı siyasi bir rejimin hizmetinde. Birkaç yıl önce “demokratik merkeziyetçiliğini” terk eden Çin Komünist Partisi, kolektif liderlikten vazgeçip devlet başkanlığı, parti genel sekreterliği ve silahlı kuvvetleri ve güvenlik hizmetlerini kontrol eden askeri komite başkanlığına odaklanarak bunların hepsini tek bir adamın eline bıraktı: Şi Cinping.

Böylece ekonomik kalkınmanın kaçınılmaz olarak demokratikleşmeye yol açtığı teorisinin yanlış olduğu kanıtlanmış oldu. En azından şimdilik. Çin Devlet Başkanı Şi, Çin'in bazı bilimsel ve teknolojik alanlarda Batı’nın başlıca demokrasilerinden vazgeçme başarısına işaret ediyor ve şu anda demokratik dönüşümü ekonomi ve teknoloji alanında daha fazla ilerlenmesinin önündeki bir engel olarak tanımlıyor. Başta Donald Trump'ın iktidara gelişiyle ABD ve Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma (Brexit) isyanıyla Büyük Britanya olmak üzere bazı büyük demokrasilerdeki iç siyasi ve kültürel ihtilaflar, Çin'in liberal demokrasiye geçmesini isteyenlere uyarı amaçlı örnek olarak gösteriliyor.

ÇKP’nin ilk hedefi 2 bin yılı aşkın bir tarihe dayanan Çin devlet yapısını parçalamaktı. Mao Zedong'un “Yeniyi inşa etmek için eskiyi yok et” sloganından ilham alan Mandarin (geleneksel devlet bürokrasisi) sistematik yıkımı, yüzyıllar boyunca oluşturulan sanat, edebiyat, müzik, drama ve geleneksel toplumsal örflerin kökünü kazıyıp yerine içindeki çelişkilerden ötürü işlemeyen yapay bir kültürün konulmasına kadar uzandı.

ÇKP, çok az tanıdıkları köylülere çağrıda bulunarak iktidara ulaşmaya çalışanlardan nefret eden burjuva sınıfından bir avuç aydınla işe başladı. Aradan bir yüzyıl geçtikten sonra parti, zengin iş adamlarından oluşan yeni bir sınıfın desteğiyle kendilerini iktidarda tutan başka bir avuç aydını yönetti.

Mao Zedong'un sahte ideolojik ününe rağmen, liderlerinin kendisini güç uygulamak için her zaman bir araç olarak gördüğü Çin Komünist Partisi'nin hiçbir zaman bir ideolojisi olmadı. Onlarca yıl süren deneme ve yanılmalardan sonra parti, temelde “ekonomik başarı” olarak adlandırdığı şeyle ilgilenen bürokratik pragmatizme teslim oldu. Ancak parti niceliksel değişimin kaçınılmaz olarak niteliksel bir dönüşüme yol açacağını ve yeni Çin toplumunun katı bir rejime, keyfi yönetime ve baskıya razı olmasının mümkün olmadığı gerçeğini göz ardı ediyor. Çin Komünist Partisi, Deng Şiaoping’in reformlarından sonraki ekonomik başarıları ile övünebilir. Ancak kuruluşunun 100’üncü yılını Sincan’daki (Doğu Türkistan) “yeniden eğitim kampları”, Hong Kong'daki baskılar ve komşu denizlerdeki çocuksu ve tehlikeli emperyalist sinyallerle kutluyor. Muhtemel olarak Pakistan dışında Çin Halk Cumhuriyeti’nin neredeyse tüm komşularıyla zayıf ilişkileri var ve hem eski hem de yeni birlik kavgaları ile bu ilişkiler daha da karmaşık bir hal alıyor.

Ülke içerisinde ÇKP’nin milliyetçilik konusundaki yapmacık büyülü sözleri ve yabancı düşmanlığını gittikçe benimsemesi, ideolojik kofluğunun üstünü örtemez. Bugün ekonomik başarı ile kalkınan Çin toplumu modern dünyaya daha fazla açılmaya doğru giderken, ÇKP kendi içine kapanıp mağrur bir tavır sergileyerek zıt yönde ilerliyor.

Ekonomik güç ve insanların kalkınma arzusu açısından bakılınca Çin bugün dev bir ülke.

Ancak ne var ki, bu devin 100 yıllık ÇKP gibi zayıf bir noktası var.

Yıldönümü kutlu olsun!


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya