Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Ağustos dersleri

Ağustos dersleri

Cumartesi, 31 Temmuz, 2021 - 09:30
Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...

2 Ağustos, Irak'ın Kuveyt'i işgalinin 31. yıldönümü. Kuveytlilerin yarısı o günlere tanık olmadı veya küçük yaşlardaydı. Aynı şekilde Iraklıların azımsanmayacak bir kesimi de. O uğursuz günler hakkında çok şey yazılıp çizildi ve yıllar içinde o işgalin (ki bu olaylar için kullanılacak en doğru ifade budur) koşulları hakkında bize bazıları yanlış, bazıları ise uydurulmuş bilgiler ulaştı. İnsan yakın zamanda gerçekleşen bir olaya bazıları uydurma bu kadar haber ve hikâye montaj edilmişken, uzun zaman önce yaşanmış diğer olaylarda durum nasıldır diye merak etmiyor değil. Gerçekler, çoğu zaman bir iddia veya varsayım selinin karşısında kaybolurlar. İşgali yaşamayıp kendisine tanıklık edenlerin birçoğu kendi bakış açılarından işgal dönemi hakkında yazılar kaleme aldılar. İleride de kendisi hakkında pek çok yorum ve çıkarımların ya da şimdiye kadar sunulmamış hipotezlerin yazılması mümkün. Ancak ben burada olayın bir kısmına (tamamı demiyorum) içeriden tanık olmuş biri olarak, işgalin uzun vadeli dersleri şeklinde nitelendirilebilecek bir şeyler yazmak istiyorum.
Birincisi, Kuveyt toplumu işgalden sonra artık eskisi gibi olmadı. Öncesinde Arap faaliyetlerinin mekânı ve kaldıracıydı. Resmi ve popüler düzeyde Kuveyt, Arap-Arap ilişkilerini karakterize eden tüm o korkunç gelgitlere rağmen, tüm bahislerini Arap dayanışmasına oynadı. Kuveyt basını Arap fikirleri için bir platformdu. Parlamentosu Arap davalarını destekliyordu. Körfez ve Güney Otoritesi'nden Kuveyt Fonu ve Arap Fonu'na kadar Kuveyt'teki üç ana kalkınma kurumu Arap kamu yararına yönelikti ve halkın çıkarları dışında herhangi bir siyasi projeden yoksundu. İşgal ile Kuveyt halkı aynı anda iki şok yaşadı. Birincisi işgalin ahlaksızlığı ve çirkin işleri, diğeri ise Kuveyt'in sahiplendiği ve desteklediği ülke, örgüt ve siyasi güçlerin aleyhine dönüp işgalin yanında yer almaları. Ama işgalden sonra Kuveyt ile Arap boyutu arasında geri dönülmez bir boşanma da gerçekleşmedi ve Kuveyt açtıkları yaralara rağmen söz konusu ülkelere karşı müsamahakâr davrandı. Örneğin, Yemen'in o sırada işgalin yanında yer alan resmi tutumuna ve bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkilerin kesilmesine rağmen, sadece dört yıl sonra Sana'daki Kuveyt Kalkınma Ofisi eğitim, tıbbi tedavi ve yol yapımında aktif bir şekilde çalışmaya geri döndü. Bu politika, Filistin Kurtuluş Örgütü dahil o dönemde Kuveyt siyasetinin “karşı ülkeler” olarak adlandırdığı tüm ülkelerle ilişkiler için geçerlidir. Bu ders, kapsamıyla, zorluklara ve liderliklerin ihmal ve aşırılığına rağmen, Arap uyumunun önemi ve bölgesel etkileşim için gerekliliğini anlatıyor. O halde bu Arap-Arap ilişkisini akılcı, ayrıca duygusallık ile nezaketten uzak bir şekilde düzenlemek en iyisidir.  Arap ilişkilerinde nezaket felaketlere yol açtı. Belirlenmesi ve maksimize edilmesi gereken ortak çıkarlar var, diğer yanda da çözülmesi gereken ihtilaflar yer alıyor. Çevredeki diğer tarafların endişelerinin anlaşılması, ayrıca duyguyu değil rasyonaliteyi ilk sıraya koymak ve kolektif ortak iyiye doğru ilerlemek gerekiyor.
İkincisi, Irak'taki acımasız yönetim; başkalarına karşı zorbalığı, gücüyle övünmesi, kibirle kasılması ve yönetim ilkelerini bilmemesi ölümcül tuzaklara yol açtı. Tüm bu özellikler, Irak Baas yönetiminin katları içinde gizliydi. Sağlıklı bir çevre arzulayan huzurlu Kuveyt, onlarca yıldır bu rejimin sert ve kaba davranışlarının ve zorbalığının alanı olmuştu. Bu şaşırtıcı değildi zira rejim totaliter ve Irak halkının birçok kesimine karşı da baskıcıydı. Tabanının ne kadar sınırlı boyutta olduğunu biliyordu, bu yüzden "zorla ikna" yöntemine başvurmuş ve korku yayarak açıkça zorba bir strateji benimsemişti. Bugün, tüm bunların, zamandan kopukluğa ve sahte güç çılgınlığına yol açtığını biliyoruz. Irak'ın bugün yaşadığı, kimsenin nasıl ve ne zaman kurtulacağını bilemediği derin krizlere neden olduğunu biliyoruz. Bugün dünyada uluslararası ilişkileri, aşiret değerlerinden, yayılma çılgınlığından ve boş sloganlardan tamamen farklı kanun ve mevzuatlar düzenliyor. Baas rejimi hem korkutucuydu hem de korkuyordu. Bunun kanıtı, bu tecrit ve başkalarından korkuya, Baas rejimi için insan canının ucuzluğuna, casuslar ve muhbirler aracılığıyla ülkeyi yönettiğine dair bir yığın tanıklıkla bizleri baş başa bırakan katılımcıların ifadeleridir. Böyle bir rejim, hangi sloganı benimserse benimsesin sonunu getirir.
Üçüncüsü, Ağustos'un bölgemizdeki en önemli derslerinden biri Körfez ülkeleri arasındaki dayanışmadır. Kuveytliler Suudi Arabistan'da halk ve resmi düzeyde konukseverlik ve yardım için uzanmış bir el buldular. Hükümet ve halk grupları bu kuluçka merkezine taşındı. Ayrıca Bahreyn, Katar, BAE ve Umman da Kuveyt vatandaşlarını büyük bir rahatlık ve memnuniyetle karşıladı. Bu, tarihsel olarak bu bileşenler arasındaki ilişkinin derinliğini bilenler için şaşırtıcı değil. Ama o bağları korumak ve geliştirmek daha da önemli. Şimdiye kadar bu konuda kayda değer adımlar atıldı. Ancak bazı troller çeşitli bahanelerle bu bütünlüğü bozmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve doğal olan yorum farklılıklarından yararlanıp onları abartmaya çalışıyorlar.
Dördüncüsü, bu derslerin belki de tamamı bizi bugüne taşıyor. Çevrede birbirine zorbalık yapan ülkeler var ve buna örnek olarak akla hemen askerlerini Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'e dağıtmış İran İslam Cumhuriyeti geliyor. İran, gücünden aldığı küstahlıkla ve safları cezbeden bir ideolojinin propagandasını yaparak, bir kez daha coğrafi çevresine hâkim olma hakkından bahsediyor. Bu, sonunda Irak'ın yoksullaşmasına ve yıkılmasına yol açan Ağustos 1990 hatasının derinlemesine bir tekrarı. Ekonomisinin krizlerle boğuşmasına ek olarak, kalkınma oranları önemli ölçüde düşen İran'ın askeri eli, çoğunlukla Arap bünyesi olmak üzere uzak yerlere uzanıyor. Bunların hepsinin sebebi, uluslararası değişkenleri anlamakta güçlük çekmesi ve kitlelerini ekmek yerine ulusal sloganlarla beslemesi.

Sözün sonu; devletler, özellikle totaliter olanlar, birçok insan gibi başkalarının hatalarından, hatta kendi hatalarından çok az ders çıkarırlar.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya