Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

ABD’nin "Afgan bataklığı" krizi

ABD’nin "Afgan bataklığı" krizi

Perşembe, 5 Ağustos, 2021 - 10:30
Fahd Süleyman Şukeyran
Suudi Arabistanlı araştırmacı yazar

Arap ve Müslüman dünyanın Osmanlı sonrası tarihi, kaderlerindeki ortak bir özellik gibi görünüyor. Çünkü bu bölgeler hızla yıkıma uğruyor ve böylece toplumlar kimlik, mezhep, din, aşiret ve devlet kurumları parçalanıyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Zalmay Halilzad, gençken memleketi Mezar-ı Şerif'ten Kabil'e yaptığı yolculukta gördüğü Kral Zahir Şah'ın sarayının Afgan toplumunun bileşenleri arasındaki uzun müzakerelerin masası olmasını beklemiyordu.

Krizlerin başlangıcından itibaren ülkesinde uzun bir radikalizm dönemi yaşanacağını önceden öngörmüştü. Bugün ise güvenliği bozulan ve dört tarafından kuşatılan memleketinin başına gelen felaketleri görüyor. Al-Arabiya TV’nin bize aktardığına göre bugün havaalanı yolcuların tek sağlam çıkış noktası haline geldi. Lübnanlı delege Rola El-Hatib'in Kabil'den şehre yaptığı yolculuğun hikayesinde anlattığı gibi havaalanı, Afganistan'ın en güvenli şehirlerinden olan Mezar-ı Şerif'ten tek çıkış noktanız durumda.

ABD'nin geri çekilmesinden yararlanan Taliban'ın ülke geneline yayılmasından bu yana, Afganistan haberleri gözlemciler için bir öncelik haline geldi.

Taliban'ın zaferi yeni değil. İç savaşlarda kazanan taraf olmaz. Afganlar on dokuzuncu yüzyılda İngilizleri ve yirminci yüzyılda Sovyetler Birliği'ni yendiler. Ancak altta yatan eğilimleri ve ezici kimlikleri nasıl yenecekleri onlar için en tehlikeli durumu arz ediyor. Taliban hareketinin tüm köktenci içeriğine rağmen, Peştun asıllı olması ona sadece ilk çıkış yeri olan ülkenin doğu ve güneyine değil, aynı zamanda Afganistan'ın geniş bölgelerine sızma ve nüfuz etme yeteneği verdi. Hatta komşu ülkelere kadar uzanarak bir ayaklarını okyanusa değdirdiler.

Arkasında dayanılmaz bir miras bırakan oğul Bush döneminin sona ermesinden sonra ABD'nin Irak ve Afganistan'dan çekilmesi şaşırtıcı bir şey değil. Geri çekilme ve boşaltma projeleri sadece Barack Obama’nın projesi değil, Trump’ın da projesiydi.  Bugün Biden da, Senato’dayken oy verip desteklediği Irak savaşından pişman olduğu için geri çekilme projesini uyguluyor.

Hatta Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen’ın otuz bin ek askerin daha derhal konuşlandırılmasını önerisine şiddetle karşı çıkıyor.

Biden, Obama'nın ABD’nin dünyada yürüttüğü savaşlar ve güçlerinin konuşlandırılması ile ilgili yaptığı toplantılarda bunlara karşı inatla savaşmıştı.

Tüm bunlar, Obama’nın anılarından bahsettiği ve Afganistan'ın Amerikalılarda yol açtığı psikolojik ve fiziksel trajedileri anlatan, Arapça versiyonu da basılmış olan “Vaat Edilmiş Topraklar” kitabında yer alıyor.

Tüm anılarında Obama, Biden'ın ekibinin geri kalanıyla anlaşmazlığından gurur duyuyor gibi görünüyor.

Biden, askeri alanlarda dahi fikrini savunmaya devam ediyor ve Afganistan'ı ABD için “tehlikeli bir bataklık” olarak tanımlıyordu. Kuvvetlerin konuşlandırılmasının “açık bir strateji” ile bağlantılı olması gerektiğini söylüyordu. Obama, Afganistan'a ek kuvvetler konuşlandırmasına rağmen, savaşlar ve çatışmalarla ilgili hikayelerinde her zaman bundan pişman olduğunu ifade ediyor. Bir hikayesinde, oraya kuvvet göndermenin “hezimetten sakınmak” için olduğunu aktarıyor. Daha fazla ordu, üs ve uçak göndermenin zafer getirmeyeceğini biliyor, ancak Pentagon ile Beyaz Saray arasındaki çatışmayı azaltmak için bu adımın gerekli olduğuna inanıyor. Bazıları Biden'ı o sırada iki kurum arasında yaşanan çatışmanın nedeni olmakla suçlasa da Obama anılarında Biden’ı savunuyor.

Şu anda uygulanan çekilme stratejisi, Biden’ın uzun yıllar planladığı bir işti. Hatta Afganistan ve Pakistan'da terörizm ve "El Kaide" ile mücadele için "Amerikan varlığının" devam etmesi gerektiğini söyleyen "Riddle Report" olarak bilinen raporu gördükten sonra bile Biden bu kararından vazgeçmedi. Obama bu rapora karşı çıkmadı ama “nasıl yapılacağının belirsiz olmasından” şikayet ediyordu. Bu savaşta sıfırdan başlamak istemiyordu. Daha sonra, o zamanki Savunma Bakanı Robert Gates, gerçekleştirilecek operasyonlarda daha yüksek beceri elde etme amacıyla Kuvvet Komutanı McCranan’ın yerine Korgeneral Stanley McChrystal’ın getirilmesini önerdi.

Obama'ya göre kendisi Bush dönemini hiç kınamadı; “Bazı solculara benzemiyorum” diyor. Terörizmin öncelikle Amerika'nın ve dünyadaki müttefiklerinin çıkarlarını hedeflediğini biliyor. Bir keresinde Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) eski Direktörü John Brennan'ın değerlendirmelerini dinledi. Özetle Brennan şunları söylüyordu: "Taliban örgütü, El Kaide'nin aksine Afgan toplum dokusunun merkezinde yer alıyor. Bu örgüt, El Kaide’ye sempati duymasına rağmen onu sessizce ortadan kaldıramayız. Amerika Birleşik Devletleri'ni veya müttefiklerini Afganistan sınırları dışında vurmayı planladıklarına dair herhangi bir işaret vermediler." El Kaide üyelerinin savaşın kurallarına uymaları için onlarla müzakere yapılmasını reddetmesi Obama’yı şaşkınlığa uğratmıştı.

Gates, Obama'nın önüne "Afganistan'da yeterli çabayı gösterme stratejisi" olarak bilinen stratejiyi koydu. Obama, kendisinin de dediği gibi bu savaşların hiçbirinden hoşnut değildi. Gazetelerin, sanki seçim kampanyasında vaat ettiği şeylere ters davranıyormuş gibi asker konuşlandırma adımına odaklanmasından rahatsızlık duyuyordu. Biden her zaman herhangi bir konuşlandırmaya karşı oldu. El Kaide Pakistan’dayken sadece hava saldırılarıyla onları hedef alabilecekken neden Obama'nın kendisine söylediği gibi, Afganistan'ı yeniden inşa etmek için 100.000 askerin konuşlandırılması gereğini merak etti?!

Kasım 2009'un sonundan bu yana Obama ve ekibinin toplantılarında saatlerce geri çekilme stratejisi hakkında konuşmalar yapıldı. Askeri liderler Obama'ya açıkça Taliban'ı Afganistan'dan silmenin gerçekçi olmadığını ve Taliban ülkeyi kontrol etmeyi başarırsa, El Kaide'yi ezmenin imkansız olduğunu ve bu nedenle yapmaları gerek şeyin "Taliban’ın faaliyetlerini azaltmak" olduğunu söylüyorlardı. Biden,  belirli bir noktada McCrhrystal ile aynı fikirde değildi. O terörle mücadele için 20 Bin askerin gönderilmesini düşünüyor, McChrystal ise 40 bin askerin gönderilmesini destekliyordu. Obama, Crystal'ın önerdiği asker sayısı karşısında şaşkına döndü ve “Hedefleri azaltırsak neden bu kadar sayıya ihtiyacımız olsun?!” dedi.

Obama, Biden ve McChrystal arasında tereddüt halindeyken ona uygun çözümü Robert Gates önerdi. “Bir geri çekilme planı ve geri dönüş takvimi ile otuz bin asker göndeririz” dedi. Obama'nın bakış açısına göre bu, hem Biden'ın geri çekilme planını destekleyecek hem de McChrystal'e Taliban'ın ilerlemesini durdurmak için ateş gücü verecek bir “orta yol”du.

Bugün Biden, dokuz hararetli oturum boyunca mücadele ettiği, köklü ve eski bir vizyonun ürünü olan ve kendisinden önceki iki cumhurbaşkanının dileği olan planını hayata geçiriyor. Bir süre önce Biden, basın toplantısında “Çözüm Taliban ile birlikte yaşamaktır” dediğinde son derece açık sözlüydü. Buna göre ABD'nin geri çekilmesi, Obama'nın aynı tecritçi vizyonu eşliğinde yürütülecek. Çünkü onun Taliban’la birlikte yaşama çağrısı, Lübnanlıların “Hizbullah” ile, Körfez halkının Husiler ile, Filistinliler’in “Hamas” ile ve Afrikalıların “Boko Haram” ile birlikte yaşaması gerektiğini ima ediyor.

Afganistan, bütün başkanları tüketen büyük bir ikilemdi ve hâlâ da öyle. Obama, anılarında dördüncü oturumun sonuçlarından şikayet ederek “İçtiğimiz kötü kahve’nin yanı sıra artık herkes Afganistan meselesinden, toplantılardan ve diğer hususlardan bıktı. Bana gelince, başkanlık yemini ettiğimden beri makamımın yükünü her zamankinden daha fazla hissettim” demişti.

Yolculuk uzun ve karmaşık.

Durumu Belh’in evladı, Afganistan’ın gururu Mevlana Celaleddin Rumi’nin sözlerinden daha iyi gösteren bir şey yok:

“Eğer ayakkabılarından teki ayağı sıkıyorsa bir çift ayakkabın olması hiçbir şey ifade etmez."


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya