Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Fransa'da milliyetçilik yeniden başını kaldırdı

Fransa'da milliyetçilik yeniden başını kaldırdı

Cuma, 12 Kasım, 2021 - 10:30
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Fransa’da bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimine daha aylar olmasına rağmen Paris'teki basına ve Fransız sohbet odalarına baktığımızda seçimlerin arifesindeymiş gibi görünüyor. Herhangi bir kanalı izler veya herhangi bir gazeteyi okursanız, muhtemelen Elysee Sarayı’na yolculukla ilgili birçok spekülasyonla karşılaşırsınız.

Bu erken ilginin muhtemel sebeplerinden biri, hatta belki de ana sebebi 62 yaşında bir gazeteci olabilir. Bu gazeteci kendini Eski Ahit (Tevrat) peygamberlerinin modern bir versiyonu olarak sunuyor ve Fransız demokrasisinin sonunu tahmin edebildiğini söylüyor. Bahsi geçen bu adam, Fransız medyasının periferisinde yaşayan ve yaklaşık otuz yıldır ikincil rollere hapsolmuş Eric Zemmour’dur. Ancak şu anda Fransız siyasetinde sağda veya rakiplerinin iddia ettiği gibi aşırı sağda yükselen bir yıldız olarak ortaya çıkıyor.

İki ay önce yapılan anketler, seçmenlerin yaklaşık yüzde 3'ünün onu desteklediğini göstermişti. Fakat bu yazıyı yazdığım sırada oranı yüzde 20'nin üzerinde seyrediyor ve ikinci tur seçimlerde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a karşı yarışacağı düşünülüyor. Kuşkusuz böyle bir sonuç, yalnızca sağ ve sol geleneksel partiler, cumhuriyetçiler ve sosyalistler için değil; Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı parti “Ulusal Cephe” ve aşırı solcu Jean-Luc Melenchon liderliğindeki “Boyun Eğmeyen Fransa” partisi için de tam bir iflas anlamına gelmektedir.

Burada sorulması gereken soru şudur: Zemmour'u birçok Fransız için bu kadar çekici kılan şey nedir?

Öncelikle Zemmour, siyasi elitlerin pek de popüler olmadığı bir zamanda birçok kişi tarafından yeni bir yüz olarak görülüyor. Beş yıl önce Macron'da olduğu gibi, Zemmour da mevcut siyasi sahnenin beceriksiz ve yozlaşmış üyelerine karşı çıkan biri olarak görülüyor. Zemmour, -her ne kadar bariz farklılıkları olsa da- Donald Trump'ın beş yıl önce ülkesinde sahip olduğu etki gibi ‘yeni bir etkiden’ istifade ediyor. Trump gibi, Zemmour da mesajını, “güvensizlik ve geleceğe ilişkin şüphelerle boğuşan” toplumun büyük kesimlerinde yankılanan bir dizi basit düşünceye indirgemeye çalışıyor.

Zemmour, Fransa'nın şu anki haliyle “ölümle karşı karşıya” geldiği kötü bir durumda olduğunu düşünüyor. Zemmour, özellikle Arap ve Afrikalı Müslümanların kitlesel göçünün, endüstriyel işlerin yerelleşmesinin iptalinin, bunun Çin'e ve diğer ucuz işgücü ekonomilerine taşınmasının söz konusu kötü durumun sebepleri olduğunu söylüyor. Ayrıca, büyüyen Müslüman nüfusunun yavaş yavaş yerli Fransız nüfusun yerini alacağı ve laik hükümet sistemini sona erdireceği gibi bir tehditle karşı karşıya olunduğunu belirterek “büyük değişim” olarak nitelendirdiği şeye karşı uyarıda bulunuyor. Roman yazarı Michel Houellebecq da on yıl önce bu durumun Fransa'yı bir İslam cumhuriyetine dönüştüreceğini yazmıştı. Zemmour’un çevresindekiler, ülkedeki yaklaşık 700 banliyönün zaten İslamcıların kontrolü altında olduğu ve “yerli” Fransızlara yasak olduğu konusunda ısrar ediyor.

Aslında, “çöküş” meselesi Fransa'da ve hatta bir bütün olarak Batı demokrasileri düzeyinde dile getirilen yeni bir şey değil. Schopenhauer bir asırdan fazla bir süre önce bu konuda uyarı yaptı. ABD’den Noam Chomsky ve İran'da Ayetullah Ali Hamaney gibi isimler de onlarca yıldır bu türküyü mırıldanıyorlar. Zemmour’u “çöküşün peygamberi” yapan şey, bu fikri felsefeleştiren Schopenhauer'in çöküş karşısında herhangi bir savunma yapmaması ve buna sevinen Chomsky ve Hamaney’in aksine derin bir üzüntüyle ortaya atılmasıdır. Zemmour, Fransa'nın “intiharına” direnmeye ve bunu engellemeye kararlıdır. Öyle ki, en çok satanlar listesine giren son kitabının adı şudur: “Fransa Son Sözünü Söylemedi”

Üstelik Zemmour, “Nasıl Fransız olunur?” meselesinin örneği olduğu için inandırıcı görünüyor. Cezayirli Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Zemmour, büyükanne, büyükbaba ve ardından ebeveynlerinin “gerçek” Fransız olmak için nasıl bir asimilasyon sürecinden geçtiğine tanık oldu. Örneğin, büyükannesi ve büyükbabası Cezayirli Yahudi isimlerini bırakıp Justin ve Rachel isimlerini seçtiler ve aynı zamanda çocukları içinde uygun Fransız isimler tercih ettiler. O zamanlar “Zemour” adında kötü şöhretli bir suç çetesi olduğu için, herhangi bir karışıklığın önüne geçmek için isme “m” harfi eklediler.

Eric Zemmour'un hayat hikayesi, çok kültürlülüğe karşı “Fransız milliyetçiliğine” dayanan bir mücadele etrafında dönüyor. Kendisinin o sıralar prestijli olan Siyasal Bilimler Okulu'na devam etmesi ve her ne kadar başarısız olsa da École Nationale d'Administration’a girmeye çalışması dikkat çekicidir. Bir sonraki hayal kırıklığı ise, Çiftçiler Birliği'nde iş bulamamasıdır. Nitekim, “gerçek Fransızların” gurur duyduğu kırsal köklerden yoksundu.

Zemmour, “Fransız özgüllüğü” temasını yeniden canlandırdı ve Fransızlara göçmenler ve diğer yabancılara karşılık iş verilmesinde öncelik talep etti. Burada, Charles Mauras’ın ve monarşist ve Yahudi aleyhtarı yazar Pierre Laval'ın sözlerini tekrarlıyor. Halk Cephesi liderleri 1930'larda “Fransızların üstünlüğü” temasını kullandılar. Maurice Thorez ve Waldeck Rochet liderliğinde Fransız Komünist Partisi de aynı şeyi yaptı.

Zemmour genel olarak demokrasinin garantörü olarak laikliği çokça kullanıyor. Görünüşe göre devletin kendisini tüm dinlerin koruyucusu olarak gördüğü “Amerikan laikliği” ile devletin tüm dinleri potansiyel veyahut gerçek tehditler olarak gördüğü “Fransız laikliği” arasındaki farkları anlamıyor. “İslami tehdit” ile yüzleşmenin bir yolu olarak laikliği teşvik ederken, aynı zamanda Fransa'nın Yahudi-Hıristiyan karakterini korumak istediğini ifade etmesi bir kafa karışıklığının göstergesidir. İslam'a karşı mücadeleyi öncelikli hedefi haline getiren bir politikacı olarak onun Fransa'daki İslam'ı yeterince tanımadığı görülüyor.

Fransa'da tanınan resmi İslam’a, “konsolosluk İslam’ı” diyebileceğimiz durum hakimdir. Başta Türkiye, Cezayir ve Fas olmak üzere Müslüman ülkeler tarafından inşa edilen ve finanse edilen camiler ve lobiciler vardır.  Bu “konsolosluk İslam’ının” yanı sıra, başta “Müslüman Kardeşler” topluluğu ve İran tarafından kontrol edilen Lübnanlı Şii çevreler olmak üzere, dini topluluklar gibi görünen siyasi bazı ağlar var. İslam'ın bu iki görünümü, yaklaşık 6,5 milyon olduğu tahmin edilen Fransız Müslüman nüfusunun yüzde bir veya ikisinden fazlasını temsil etmiyor. Bundan dolayı Fransa'nın sorunu, Müslüman Kardeşler, Selefi gruplar, Humeynici çevreler ve cihatçılar gibi siyasi gruplardan kaynaklanmaktadır.

Bu küçük grupları, ölümcül de olsa, olduklarından çok daha büyük bir gerçeği temsil ediyormuş gibi göstermek, Zemmour’un milliyetçi bakış açısından bile olumsuz sonuçlar doğurabilir. Öte taraftan Zemmour, pek çok çok Fransız’ın korkularını ve şüphelerini dile getiriyor, bazı önemli sosyal ve kültürel konularda tartışmalar açıyor. Fakat doğru soruları nasıl soracağına ilişkin net bir fikri olduğuna dair hala bir belirti yok. Gerekli cevapları vermekten bahsetmiyorum bile!


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya