Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

Viyana tiyatrosu hakkında iki soru

“İhtiyatlı iyimserlik!” Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ABD Başkanı Barack Obama tarafından 6 yıl önce ortaya konulan nükleer anlaşmanın merkezde yer aldığı Viyana'daki mevcut görüşmeleri böyle değerlendiriyor.
Görüşmelerde önemli bir rol oynamayan Borrell'in bu hususta önemli olup olmadığı tartışmanın dışında kalan bir konudur. Mesele şu ki bu oyundaki tüm katılımcılar Viyana şapkasından tavşan çıkarmaya hevesli.
Biden yönetimi, Trump'ın utanç verici hatalarından birinden geri dönerek diplomatik “başarı” elde etmek istiyor. Tahran mollaları ise bir yandan nakit akışı sorununu çözmeye çalışıyor, diğer yandan İslami diplomasinin yeni bir ‘tarihi zafer’ elde ettiğini iddia ediyor. İngiltere, Fransa ve Almanya gibi sürece doğrudan müdahil olan Avrupalılar, uluslararası siyasetin bu önemli görünümünü korumayı umuyor. İran İslam Cumhuriyeti'nin vaftiz babası olan Çin ve Rusya, vaftiz oğullarını Batı'ya karşı kötülükler yapmasını sağlayacak şekilde hayatta tutmaya çalışıyorlar. Ancak bunu yaparken Oidipus’da olduğu gibi yeterince güçlenmesinin de önüne geçmeye gayret ediyorlar.
Geçen pazartesi yeniden başlayan Viyana görüşmeleri tesadüfen Obama'nın Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen bu anlaşmanın ‘uygulanmasının’ yıl dönümüne denk geldi. Dönemin Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, KOEP’in uygulanmaya başlandığı günü kutlayarak, “Büyük Şeytan”ı küçük düşürdüğünü ve İran'a uygulanan yaptırımların aynı gün kaldırılacağını söyleyerek övündü. Meselenin onun dediği gibi olmadığını söylemeye gerek yok. Aslında tam tersi oldu.
İran'a uygulanan yaptırımlar, Obama ve ardından Trump yönetiminde 700’den bin 700'ün üstüne çıktı. Biden döneminde de artmaya devam etti. Çin ve Rusya da taahhütlerini yerine getirmedi. Rusya, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun yarısını topraklarına taşımaya karşı çıkarken Çin, Erak'taki plütonyum tesisini yeniden projelendirme konusunda geri adım attı. Üç Avrupalı Tahran'daki sinirleri yatıştırmak için birbiriyle çelişen açıklamalarda bulunsa da Washington'ın çaldığı her şarkıda dans ettiler.
İran'ın eski Dışişleri Başkanı ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) müzakerelerinin 15 yıl sürdüğünü söyledi. Anlaşmanın uygulamaya geçtiği andan bu yana geçen süreyi hesaba katarsak, yaklaşık çeyrek asırdır İran dış politikasına hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ne mollalar ne de müzakerelerdeki ortakları bize her şeyi anlatmıyorlar. Tahran ve Washington'un Viyana’daki yeni görüşmelerin merkezinde ne olduğu konusunda bize bir şey anlatamamaları bu kafa karışıklığını açıkça gösteriyor.
 Biden yönetimi, ‘Trump’ın verdiği zararı ortadan kaldırmakla’ işe başladıklarını açıkladı. Fakat ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken  birkaç hafta sonra, ele alınması gereken farklı endişeler olduğunu söyledi. Bunu, Washington'ın “B Planı’nı” açığa çıkarma tehdidi ve tüm seçeneklerin masada olduğu sloganı izledi. Humeynici taraf da görüşmelerin gerçek amacı konusunda bir o kadar gizemliydi. Tahran başlangıçta, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) olduğu haliyle dönmenin -ne eksik ne de fazla- temel hedefi olduğunu duyurdu. Hatta Biden iktidara gelmeden önce Ruhani'nin New York Gençliği tarafından müzakere edilen KOEP’in bazı yönlerinin açığa çıkarılmasının yeni bir anlaşma için model olabileceğini iddia etti. Tahran birkaç gün sonra da üç ayrıntılı teklif yaptığını açıkladı. Ardından görüşmelerin hiçbir zaman nükleer meseleyle ilgili değil, bilakis İran'a yönelik ‘tüm yaptırımların kaldırılması’ ile ilgili olduğu iddiası geldi.
Şu an Tahran'da resmi basının manşetlerde nükleer meseleden bahsetmesine izin verilmiyor. Resmi basının manşetlerinde müzakereler “İran’a Yönelik Yaptırımların Sonlandırılması Görüşmeleri” diye yer alıyor. Bu yazı yayınlandığında, İranlı yetkililerin ve Tahran'daki medyalarının “ABD'nin İran İslam Cumhuriyeti'ne tazminat ödemesinden” ve “İran'ın herhangi bir taahhüdünü yerine getirmesinin ABD’nin eylemlerine bağlı olduğundan” bahsetmeye başlamasından sonra manşet değişebilir.
Tahran, Biden yönetiminin tamamen rıza göstermesinden bahsederken Washington ise minimum maliyetle diplomatik bir zafer elde etmeyi umuyor. Diğer yandan hem özel hem de genel herhangi bir müzakerede iki kritik sorunun yanıtlanması gerekir: Müzakere edilen şey nedir? Müzakere edenler kimler?
Viyana görüşmeleri söz konusu olduğunda meselenin ‘İran nükleer programıyla veya Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın ihlalleriyle’ ilgili olmadığını görmek isteyen herkes için cevap açıktır. Eğer böyle olsaydı, sorunun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) aracılığıyla ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın kurallarına göre çoktan çözülmüş olması gerekirdi. Arjantin, Güney Afrika ve Federal Almanya da dahil olmak üzere en az 18 ülke UAEA ile benzer sorunlar yaşadı ancak bunları standart diplomasi yoluyla hızla çözdüler. Dolayısıyla İran söz konusu olduğunda karşı karşıya kalınan sorun, onun nükleer güç arayışı değildir. Mesele, İran’ın bölgesel ve küresel barış ve istikrar için endişe verici olan rolüyle ilgilidir. Bu, İran'ın vaftiz babaları rolünü oynayan Çin ve Rusya için bile endişe verici bir durumdur.
Tahran'ın planı, politikasını finanse etmek için ihtiyaç duyduğu parayı elde etmesini sağlayacak bir tolerans elde etmektir. Fakat 5+1 Grubu kiminle müzakere edecek? İran’ın şu anki baş müzakerecisi Ali Bakıri'nin dünya düzenine meydan okumak için tasarlanmış makinenin küçük bir parçası olduğu açık. İran’ın eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, “Farklı yaşama kararı aldık” ifadeleriyle bunu açıkça ortaya koydu. Bu farkın bir kısmını, ABD’ye düşmanlık oluşturmaktadır. Aksi halde İran, en iyi ihtimalle Pakistan gibi kimsenin umurunda olmayacağı bir İslam cumhuriyetinden ibaret olur.
İran Devrim Muhafızları Gönüllü Milisler Teşkilatı (Besiç) Komutanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi aynı şeyi şu ifadeleriyle ortaya koyuyor:
“İslam Devrimi'nin misyonu tüm insanlığı ilgilendirmektedir. Bugün dünya, yalnızca İslami düşüncemizin doldurabileceği bir ideolojik boşlukla karşı karşıyadır. Sol ideolojiler öleli çok oldu ve neoliberalizm de başarısızlığa uğradı. Geriye yalnızca bizim insanlığa sunduğumuz alternatif kalıyor.”
Nakdi, üçüncü ve dördüncü dünya savaşlarının, bir yandan İslam Cumhuriyeti ile ona bağlı olan “direniş” vekilleri, diğer yanda ABD ile müttefikleri arasında gerçekleşeceğini ve bu savaştan İran’ın galip geleceğini iddia ediyor. Böylece Tahran yeni dünya düzenini dikte edecek. Rusya ve Çin ise Don Kişot'un yel değirmenlerine karşı verdiği kutsal savaşında sadık yoldaşı Sancho Panza’nın ikizleri olacaklar!
İran Devrim Muhafızları Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İslam Cumhuriyeti'nin ABD'ye karşı bir savaşa hazırlandığını söyledi ve bu savaş sırasında bölgede on milyon insanın ölüeceğini öngördü.
Mantıksızlık, rasyonelliğin karşıtı değildir. Bilakis o, kendi özel kategorisi altındadır.