Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Ukrayna’dan sonra yeni bir Demir Perde mi var?

Ukrayna’dan sonra yeni bir Demir Perde mi var?

Perşembe, 24 Mart, 2022 - 09:00
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin askeri sonucu ne olursa olsun, bu olay başlı başına yeni bir uluslararası düzen kuracak ve dünya üzerindeki birçok insanın hayatını etkileyecek çok önemli bir tarihsel dönüm noktasıdır. Yönlendirilmiş medya ve sosyal medya platformlarındaki “elektronik sinekler”in gürültüsünden uzakta, Ukrayna'nın işgaline yol açan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in arka planını ve düşüncesini anlamak gerekiyor.

Şöyle bir görüntü hayal edelim; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'deki ofisinde oturmuş yaşadığı anı düşünüyor. Rusya'nın eski Sovyetler Birliği'nin küllerinden bir süper güç olarak doğduğunu, Batı’nın nüfuzunu yenmek, ulusal güvenliğini güçlendirmek, kuvvetler arasındaki bağlantıyı dönüştürmek amacıyla Sovyet sonrası alanda jeopolitik hegemonyasını yeniden kurmak için büyük çaba sarf ettiğini görüyor. Stratejik gereksinimlerini karşılamak için Avrupa güvenlik mimarisini yeniden formüle etmeye karar veriyor. Dolayısıyla Ukrayna'nın doğrudan işgali, böylesine kararlı bir arayışın en yeni ve kesinlikle en acımasız kanıtıdır. Bununla birlikte Moskova, Rusya'nın küresel ölçekte dikkate alınması gereken bir güç statüsünü yeniden öne çıkarmak amacıyla yakın çevresinin dışında da konumunu sağlamlaştırdı. Nitekim Rus nüfuzunun boyutları, doğal etki alanından uzak Amerikan yarımküresinde bile görülebilir. Bu gelişme, Monroe Doktrini'nin “Amerikan yarımküresinin Washington'a has nüfuz alanı olarak algılanması” şeklindeki temel fikrine bir meydan okumadır. Nicholas Speakman'ın bakış açısına göre Amerikan ulusal güvenliğinin jeopolitik menzilinin Alaska ve Grönland'dan Kolombiya'ya kadar uzandığı akılda tutulmalıdır. Bu bölge; Kanada, Meksika, Orta Amerika Kıstağı ve Karayip Havzası'nı içermektedir.

Yine de Amerikan yarım küresindeki Rus varlığı yeni bir şey değil. Ruslar daha önce Alaska'yı işgal etmişlerdi. Ayrıca Amerikan İç Savaşı sırasında Rus İmparatorluğu, Federasyon'u diplomatik olarak desteklemiş, dahası İngiltere veya Fransa'yı herhangi bir doğrudan askeri müdahaleden caydırmak için savaş gemilerini stratejik Amerikan limanlarına göndermişti. İngiltere ve Fransa, Rusya'nın - Londra ve Paris'in destekleme eğiliminde olduğu konfederasyon- lehine sonuçlanan Kırım Savaşı'ndan sonra hesaplaşmak istediği rakiplerdi. Kuzey'in kaçınılmaz zaferinden kısa bir süre sonra Alaska, Amerika Birleşik Devletleri'ne satıldı. Çünkü onu elde tutmanın maliyeti faydalarından daha ağır basmaya başlamıştı. Ruslar, Alaska'nın Amerikan topraklarına katılmasının Kanada'nın doğu kıyısında İngilizlerin konumunu zayıflatacağını umuyorlardı.  Buna karşılık Washington, Alaska'nın Asya'ya açılan bir kapı ve Pasifik'teki ABD Deniz Kuvvetleri için bir öncü nokta olmasını istedi.

Putin'in kafasına yerleşen bu gerçekler büyüdükçe büyüyorlar. Batı’nın ABD öncülüğünde İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden Soğuk Savaş'tan bu yana Sovyetler Birliği'nin gücünü yok etmek için çok çalıştığına inanıyor ki bu ikinci yıkımdı. Batı bunda başarılı oldu ve bu başarısı Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Moskova'nın kontrolünün Doğu Avrupa ve ABD'den başka rakibi olmayan süper güç Sovyetler Birliği'ni oluşturan 15 ülke ile sınırlı kalmasıyla vücut buldu. Bu çöküş, Münih'teki KGB merkezini yöneten subay Vladimir Putin'i hayal kırıklığına uğrattı. Moskova'nın gücünü ve prestijini marjinalleştiren, Washington ile eşit bir karar gücüne sahip başkent konumuna son veren liderlerinin gevşekliği onu hüzünlendirdi. 2000 yılında kendisini halefi olarak seçen eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'den liderlik koltuğunu devraldığında, Sovyetler Birliği'ne duyduğu özlemi “Birliğin varlığını özlemeyenler kalpsizdir" sözleriyle açık etmişti. Ama Putin aynı zamanda Sovyet ihtişamını geri kazanmanın imkansız olduğunu, sosyalizmin başarısız olduğunu ve Sovyetler Birliği’nden ayrılan ve NATO'ya katılarak artık Batı’nın yörüngesinde dönen bazı ülkeleri yeniden bir araya getirmenin zorlaştığını biliyordu. Bu nedenle Rusya'yı güçlendirmeye ve onu eski birlik ülkelerinin yörüngesinde döndüğü merkez yapmakta kararlıydı. Bunun için de söz konusu ülkelerin başında Moskova'ya sadık, Kremlin'in emirlerini yerine getiren ve Rusya'nın çıkarlarını pekiştirmeye çalışan kişilerin olmasına önem verdi. Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Belarus, Tacikistan ve Özbekistan'ı içeren Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü, bu amaçla kuruldu. Batı Avrupa'ya en yakın coğrafi konumu, sıcak denizlere erişimi sağlayan önemli deniz yollarına sahip olması, buna ek olarak başta petrol ve doğal gaz olmak üzere topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşan temel Rus çıkarları nedeniyle Ukrayna’nın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne dahil edilmesi birincil hedefti. Putin, Ukrayna kelimesinin Rusçadaki “taraf” veya “sınır” anlamını her vesilede tekrarlardı.

Başkan Putin'in kaybolan ihtişamı geri kazanma çabalarına karşılık ABD liderliğindeki Batı her zaman doğuya doğru genişlemeye çalıştı. ABD, Moskova'nın kontrol ettiği Orta Asya'dan Batı Avrupa'da Berlin Duvarı'na kadar uzanan ülkeleri kapsayan Demir Perde’nin yıkılmasından bu yana  bir zamanlar duvarın doğu tarafında olan ülkelerin halklarını demokrasi talep etmeleri ve liberal ekonomik sistemler kurmaları için destekledi ve teşvik etti. Polonya, Litvanya, Macaristan, Romanya, Çekoslovakya, Yugoslavya ve diğerleri dahil olmak üzere NATO'ya katılan birçok ülkede değişim yaşandı. Böylece Eylül 1990'da, dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker, yine dönemin Rusya Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'a Varşova Paktı'nın dağılması karşılığında NATO'nun genişlemesini durdurma sözü verdiğinde ittifakın 17 olan üye ülke sayısı 30'a yükseldi. NATO'nun genişlemesi, Putin'in ABD'de birbiri ardınca göreve gelen başkanlarla yaptığı tüm toplantıların ilk gündem maddesiydi. Ancak Eylül 2016'da Çin'in ev sahipliği yaptığı G-20 zirvesi kapsamında eski Başkan Barack Obama ile görüştükten sonra NATO'nun genişlemesinin ancak güç kullanılarak durdurulacağını anladı. Obama bu toplantıyı çok açık, doğrudan ve iş toplantılarına benzer olarak nitelendirmişti. Diplomatik dilde bu, görüşlerin aynı olmadığı ve çıkarların ayrıştığı anlamına gelir. ABD-Rusya ilişkilerinde eski Başkan Donald Trump döneminde görülen iyileşmeye rağmen Putin ABD'nin güvenilirliğine ve aslında bir bütün olarak mevcut uluslararası sisteme olan güvenini kalıcı olarak kaybetmişti.

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski “Power and Principle” (Güç ve İlke) adlı hatıratında, Rusya'nın ya emperyalist ya da demokratik bir devlet olabileceğini ancak ikisini birden olamayacağını söyler. Vladimir Putin'in Rus emperyalizmini seçtiği kimse için bir sır değil. İç muhalefeti susturdu ve Gürcistan, Çeçenistan ve Kazakistan'a müdahale etti. Değişim girişimlerini önlemek, isyanı sona erdirmek ve müttefik ülkelerdeki Kremlin yandaşlarının iktidarını sağlamlaştırmak için Rus ordusunun seçkin birliklerini gönderdi. Rusya Devlet Başkanı tüm halk hareketlerinin, kontrolünü doğuya doğru genişletmeyi amaçlayan Batı'nın eseri olduğuna dair kesin bir kanaate sahipti. Bu kanaati nedeniyle Moskova'ya sadık yönetici ve otoritelerin yolsuzluğu, gaddarlığı ve adaletsizliği nedeniyle toplumların kapıldığı umutsuzluğun ve öfkenin varlığını kabullenmedi.

Bu nedenle NATO ile Ukrayna ordusu arasındaki ortak askeri tatbikatlar ve Haziran 2021'deki ortak askeri güç gösterisi, Batı basının naklettiği ve Ukraynalı yetkililerinin açıklamalarıyla teyit ettiği Ukrayna’nın NATO'ya katılım talebi, bardağı taşıran son damlaydı. Putin bunu doğuya doğru genişleme politikasının bir devamı olarak gördü ve ona göre buna Ukrayna'yı işgal ederek karşılık vermekten başka seçeneği yoktu.

Putin'in bu kararına karşı bir uluslararası tepki beklemediğini veya ülkesinin uğrayabileceği kayıpların boyutunu değerlendirmediğini düşünmek saflık olur. Hesapları doğru ya da yanlış olsun, Ukrayna'nın işgalinden önceki uluslararası sisteme ne geri dönebilir ne de geri dönmek istiyor. Nükleer alarm seviyesini yükseltmek, şehirleri bombalamak, milyonlarca insanı yerinden etmek, internet hatlarını vurmak ve Avrupa'yı ağır hasara uğratmakla tehdit etmek, Ukrayna savaşından önce var olan statükoya geri dönmeyi imkânsız hale getirecek. Bu nedenle İngiltere Savunma Bakanlığı'ndan kaynaklar, Putin'in her geçen gün artan ekonomik yaptırımları göz ardı ederek Ukrayna'ya yönelik harekatını sürdüreceği görüşündeler. Kiev'e ve ardından Odessa'ya girmek, ülke teslim olana ve Rusya liderliğindeki yeni bir Demir Perde'nin “sınır” devleti haline gelmesi için rejimi değişene kadar kuşatması altında kalması için mevcut tüm askeri araçları kullanacağını düşünüyorlar. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un bir yakını, Rus liderliğinin ABD'nin egemen olduğu bir dünyanın sürdürülemez olduğuna, ABD’nin Avrupalı müttefiklerinin zayıf ve planlarını desteklemekten ziyade bir yük oluşturduğuna tamamen ikna olduğunu söylüyor. Bu nedenle, başta Çin, ardından Hindistan ve ileriki bir aşamada İran olmak üzere diğer dünya ülkeleriyle yakın iş birliğinin, uluslararası arenada dengeleyici bir güç oluşturacağına inandığını belirtiyor. Bunun sonucunda da ABD’nin izolasyon politikasına geri dönebileceğini ve geri çekilebileceğini düşündüğünü ifade ediyor.

Gelgelelim Rusların hesaplarının yanlış olabileceğini ve Ukrayna'nın Putin'in hırs ve planlarına son vermek için Rusya'nın düşmanlarının kurduğu bir tuzak olabileceğini de unutmamalıyız. Ayrıca Çin, hedeflediğini gerçekleştiren bir anlaşma yaparsa, bugün Rusya'ya daha yakın olan pozisyonunu değiştirebilir.

Bugün gözlemcileri endişelendiren konu belki de Rusya'nın Güvenlik Konseyi gibi çalışmalarında kilit rol oynadığı ve kararlarını veto etme hakkına sahip olduğu uluslararası kurumların akıbetidir. Beş daimi üyeden hiçbiri Güvenlik Konseyi’nin kurulmasından bu yana yaptırım listelerine alınmadı. Konsey, 5 daimi üyelerinden birisi insanlığa karşı suç işlemekle suçlanırken uygulanmaması durumunda yaptırım uygulayarak kendisine uymaya zorladığı kararları nasıl alabilir? Bu kusur, Ukrayna'nın işgali sonucunda yaşananların sadece bir örneği. Küresel sağlık, çevreyi koruma ve nükleer silahların önlenmesi konularında uluslararası iş birliği gibi daha karmaşık ve tehlikeli başka meseleler de var. Gözlemciler, 1945'ten itibaren var olan mevcut dünya düzeninin dağılmasıyla ve alternatif bir düzen yaratılana kadar dünyanın tarafsızlığa ve ayrışmaya yer olmayan çalkantılı bir dikey bölünmeye sürüklenmesinden korkuyorlar.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya