Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Oxfam raporu ve yeni yoksulların anlamı

Oxfam raporu ve yeni yoksulların anlamı

Cumartesi, 16 Nisan, 2022 - 09:45
İmil Emin
Mısırlı yazar

Küresel ekonomi nereye gidiyor, yoksulları gitgide daha da yoksullaştıran vahşi kapitalizm ve neo-liberalizmin bedelini ödemek, Tolstoy ve Dostoyevski gibi büyük Rus yazarların toprakta çalışan ve acı çeken yoksullara verdikleri adla serflerin yakın zamandaki kaçınılmaz kaderi mi? Kesin olan şu ki, Dünya Bankası ve G8'in coşkulu söylemlerine rağmen, yüksek seviyelere ulaşan yoksullar, aslında Batı'daki serveti ve gücü koruyorlar.

Öte yandan, kapitalizmin ve sanayileşmeye dayalı sistemin gerçekten küresel yoksulluğun ilacı olduğuna dair yeterli kanıt olmadığı, ekonomik ve sosyal bir sistem olarak kapitalizmin, özellikle de dünyanın güney bölgesinde eşitsizlik sorununu çözmekte başarısız olduğundan küresel yoksulluğun sürekliliğini açıklamakta yetersiz kaldığı ileri sürülebilir.

Peki, neden şimdi dünyanın yoksulları ve serfler hakkında konuşuyoruz? Nedeni, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) önümüzdeki salı günü Washington'da yapacağı acil toplantılardan önce İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'ın, bu yıl çeyrek milyar insanın aşırı yoksullar kervanına katılacağını, dünyanın en dezavantajlı nüfusuyla ilgili tabloyu daha da trajik hale getireceğini belirten acı ve talihsiz bir rapor yayınlaması.

Oxfam, “Kovid-19” pandemisi ve Ukrayna savaşı nedeniyle gıda fiyatlarındaki artışın aşırı yoksullar kervanına 263 milyon kişinin daha eklenmesine yol açacağını söylüyor. Bu sayı, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve İspanya'nın toplam nüfusuna eşdeğer.

Dünya, bugün yaygınlaşan yoksulluğun gerçek nedenlerini idrak ediyor mu? Pandemi ve savaş, insanlık onurları yaralanmışların sayısının artmasının tek ana nedeni mi? Eşitsizliğin karmaşık politik, sosyal ve ekonomik sorunlarının incelenmesinde çok sınırlı ve genellikle sadece nicel yöntemlere başvuran neo-liberal iktisatçılar, yoksulluk ve gelir dağılımı tartışmasını neredeyse tamamen kontrol ediyorlar. Bu da, tartışmalarının bazen dakik, her zaman da dürüst ve objektif olmamasına yol açıyor.

Söylediklerimizin belki de en iyi kanıtı, pandemi ve eşitsizliğin 2022'de ilave 1milyon 980 bin kişiyi aşırı yoksulluğa iteceğini öngören Dünya Bankası tarafından yayınlanan rakamlardır. Ne var ki gıda fiyatlarındaki artış, bu yılın geri kalan aylarında maalesef 65 milyon kişinin daha bu kervana dahil olmasına kapıyı ardına kadar aralıyor.

Uluslararası ekonomik kurumların rakamları sözde ve fiilde acı verici, çünkü yeni yoksulların yanı sıra Doğu ve Batı Afrika, Yemen ve Suriye'de zaten kronik açlıkla mücadele eden milyonlarca insan bulunuyor. Yetersiz beslenmeden muzdarip insan sayısı bu yıl 827 milyona ulaşabilir.

21. yüzyılda insanlığa yapılan en büyük hakaret, dünyayı tarım ürünleri açısından son derece zengin kılabilecek son bilimsel keşiflere ve deneylere rağmen, yaşanan açlık ve yetersiz beslenmeyle somutlaşıyor. Bu da bizi yoksulluğun ardındaki gerçek nedenleri, dünyanın efendileri ve koruyucuları olarak kalabilmek için yüksek yoksulluk seviyelerini korumaya çalışanlar mı var diye araştırmaya itiyor. Durum böyle olabilir, özellikle de dünyanın bilinen anayasalarının dışında büyük şirketler için yazılı olmayan bir dünya anayasası olduğu konusunda fikir birliği olduğu göz önünde bulundurulursa.

21. yüzyılın bir temel özelliği, ABD'de bir küreselleşme karşıtı aktivistin "kurucu bir an" olarak adlandırdığı husustur. Bununla, ulusötesi ve çok uluslu şirketlerin, çalışma hakkı ve sürdürülebilir kalkınmaya karşı kâr etmeyi önceliklendiren bir "küresel anayasa" yazdıklarını kastetmişti. Bu anayasanın yazılma sürecinin gerçekleştiği alan ise uluslararası finans kuruluşları ve Dünya Ticaret Örgütü’ydü.

Böyle bir anayasanın öldürücü bencilliğinin canlı bir örneği var mı? Bunun için belki de ister Amerikan - Avrupalı, ister Çinli - Rus olsun, Afrika'daki petrol sahalarında çalışan uluslararası şirketlerin davranışları, gözden geçirilmeli. Hepsi yerel kalkınmayı teşvik etmekten ziyade küresel stratejileri dikte ediyor. Bu da kapitalizmi üzerine basa basa komünizmin yaptığı gibi insanlığı ezen ve yok eden vahşi bir sistem olarak tanımlamaya olanak tanıyor. Oxfam raporu, özellikle yaklaşmakta olan bir küresel ekonomik kaos aşamasını ortaya çıkardığı için gerçek bir dehşet uyandırıyor. Kaos, Sri Lanka'da olduğu gibi, bazı ülkelerin borçlarını ödemeyi bırakmasıyla başlayacak. Bu durum, hükümetleri alacaklılara yapılacak ödemeleri temin etmek, gıda ve yakıt ithal etmek için kamu harcamalarını kısmaya zorlayacak. Ekonomik yardım fikrinin, dünyada aşırı yoksulluk düzeyinde yaşananlara çözüm olması artık mümkün değil, çünkü istisnai önlemler ihtiyacı acil bir hale geldi.

Aydınlanmış narsisizminden geriye kendisine bir şey kalmışsa insanlık, sosyal güvenlik ağlarına yatırım yapabilmek için düşük gelirli ülkelerin borçlarını silmek başta olmak üzere çeşitli çözümlerden yoksun değil.

Borçları silme son rapora göre, bu yıl zaten sıkıntı çeken veya borç riski altında olan 33 ülkenin yararlanabileceği 30 milyar dolar değerinde bir tasarruf sağlayacak.

Yarı radikal çözümler de var, ancak örneğin milyonerlere yıllık yüzde 2 ila 5'e varan vergi uygulamasını “kapitalist müstekbirler” büyük olasılıkla kabul etmezler. Oysa bu yolla servet dağılımında denge ve adaleti sağlamak için yeterli, sosyal adaletsizliğin yükü altında ezilenleri kurtarmaya muktedir yıllık 2,53 trilyon dolar tasarruf edilebilir.

Dünya Bankası ve IMF toplantılarında bir araya gelenler, insan dayanışmasının yokluğunun daha fazla gerçek adaletsizlik yaratacağını, bunun dünyanın güvenliği, barışı ve istikrarı üzerindeki yansımalarının da felaket olacağını, toplumsal devrimlere ve sınıfsal ayaklanmalara yol açacağını unutmalılar.

Dün, bugün ve sonsuza dek insanlık yalnızca gerçek bir adalet ve eşitlik ortaklığıyla gelişir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya