Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Putin'in getirdiği ölümcül hastalık

Putin'in getirdiği ölümcül hastalık

Cuma, 10 Haziran, 2022 - 09:45
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

‘Ben Rus değilim!’ Bu, Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da peynir ekmek gibi satıldığı söylenen, yeni bir tişörtün üzerinde yer alan bir ifade. Rusya Federasyonu içindeki bir diğer özerk cumhuriyet olan Başkurdistan'ın başkenti Ufa'da iyi satan ‘Ben Rus değilim, beni sev!’ şeklinde başka bir versiyonu daha var.

Tişörtü basanların yaymak istediği mesaj şu: Vladimir Putin tarafından başlatılan askeri harekât Rus çoğunluğunun desteğine sahip olabilir ancak bu büyük Rusya Federasyonu içindeki diğer ülkelere karşı küresel bir nefrete yol açmamalıdır.

Söz konusu mesaj sosyal medya üzerinden yayıldığı gibi aynı zamanda, şu an -en azından geçici olarak- Türkiye, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) sığınmaya çalışan federasyon içindeki artan sayıda etnik Rus vatandaşı tarafından da iletiliyor.

Putin için Ukrayna macerasının nasıl biteceğini kimse bilmiyor. Ancak nasıl biterse bitsin bu, Sovyet imparatorluğunun çöküşünün ardından, Sovyetler Birliği ‘ülkeleri’ arasında alınan hassas -ve belki de kırılgan- önlemleri etkileyebilir.

Açık bir zafer, Rus milliyetçiliğinin ya da Lenin'in dediği gibi ‘büyük Rus şovenizminin’ küllerini yeniden alevlendirir. Putin milliyetçiliği bir ‘hastalık’ olarak tasvir edip bu ‘canavarın’ uygunsuz bir zamanda geri döneceğine dair uyarıda bulunmuştu.

Putin'e göre Sovyetler Birliği'nin çöküşü ülkeyi ‘iç savaşın eşiğine’ getirmişti. Eski Başkan Boris Yeltsin, yeni birliğin içinde kalan ‘ülkelere’ bir dizi taviz vererek durumla başa çıkmayı başarmıştı.

Aynı şekilde yenilgi -hatta Ukrayna'da berabere kalınması- Rus intikamının ateşini körükleyebilir. Bu da çok uluslu Rusya Federasyonu'nun bütünlüğünü bir kez daha etkileyecektir.

Peki, Rusya Federasyonu'ndaki ‘ülkeler’ derken neyi kastediyoruz?

Resmi Rus yazını şaşırtıcı bir tablo sunuyor. Bir yandan federasyon içinde 120 ‘etnik grup’ ve 100 farklı dilden söz ediyor, diğer yandan Rusların toplam nüfusun yüzde 77'sini oluşturduğunu ifade ediyor.

Bununla birlikte 120'ye ulaşan etnik grup sayısı, Josef Stalin'in imparatorluğun her köşesinde 'milletler' ve 'etnikler' arayıp bazen de bunları icat ederek 'milliyetçiliğin halk komiserliğini’ yaptığı zamanın bir kalıntısıdır. Amaç, bu kadar ulusal ve etnik çeşitliliğe sahip bir ülkede ancak sınıf dayanışmasının -proletarya diktatörlüğünün- yurttaşları bir araya getirebileceği iddiasını sürdürmekti.

Yüzde 77 ile Rusların çoğunlukta olduğunu gösteren veriler yanıltıcı olabilir. Zira bu sayılar, insanlardan 'ilk dillerinin' belirtilmesi istenen anketlere dayanıyor. Dolayısıyla etnik kökeni Rus olmayan ancak Rusçayı ana dili olarak benimseyen milyonlarca kişi bu sayıya dahil edilmiştir.

Rus olmayan tebaayı Rus milliyetine geçirme süreci Çarlık döneminde başlamış ve Sovyet döneminde yoğunlaşmıştır. Roman yazarı Nikolay Gogol, şair Anna Ahmatova veya şair Osip Mandelştam'ın Rus olmasını kimse sorgulamadı. Eski Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruşçev veya eski Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanı Anastas Mikoyan'dan bahsetmiyorum bile...

İdeolojik bir bağ görevi gören proletarya diktatörlüğünün ortadan kalkmasıyla birlikte Yeltsin ve ardından Putin, merhum politikacı Vladimir Jirinovskiy gibi isimler tarafından desteklenen ve dağılmış Sovyet imparatorluğunu bir arada tutmak için tutkal görevi gören büyük Rus şovenizmi karşısında bakışlarını Rus diline ve kültürüne çevirdi.

Sovyet döneminin sonlarına doğru, Rusya'da şovenizm yanlısı büyük bir yazar olan Aleksandr Solzhenitsyn, Moskova'daki gelecek yetkililere azınlıkları ve etnik kökenleri terk etmelerini tavsiye etti. Böylece yeni ‘saf’ Rusya, Asya'nın ağır yüklerinden uzakta kutsal görevine kaldığı yerden devam edebilecekti.

Solzhenitsyn “İki yüzyıl geçtikten sonra onları Rus yapamadıysak, gelecekte bunu asla başarabileceğimizi sanmıyorum” ifadelerini kullandı.

Putin'in en meşhur düşmanı muhalif Aleksey Navalni’ye gelince; Rusya'nın Avrupalı ​​kimliğini vurgulayan benzer bir melodi çaldığını görüyoruz.

Yeltsin ise en büyük ‘özerk’ cumhuriyetlerle bir dizi anlaşma imzalayarak etnik gerilimleri yatıştırmayı başarmıştı.

Anlaşmalar üç tipteydi. Bunlardan en önemlisi, 1994 yılında Tataristan Cumhuriyeti ile yapılandır. Tataristan’a bağımsızlığa yakın bir statü veren bu anlaşma uyarınca Kazan hükümeti kendi dış ilişkilerini oluşturma, kendi ulusal bankasını kurma ve kendi vatandaşlık yasalarını belirleme hakkına sahip olmuştur. Dönemin Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev, etnik olarak Tatar olmayan çok sayıda kişiyi vatandaşlıktan mahrum etmek için bu son maddeden yararlanmıştır.

Buna benzer anlaşmalar -Moskova'dan sınırlı bir yetki devriyle de olsa- Rusya Federasyonu'nun Müslüman sayısı açısından Tataristan'dan sonra ikinci en büyük cumhuriyeti olan Başkurdistan Cumhuriyeti ve Uzak Doğu'daki Saha-Yakutistan Cumhuriyeti ile imzalanmıştı. Yeltsin döneminde de Çeçenistan ile benzer bir anlaşmaya imza atılmıştı. Ancak Putin bunu feshederek 10 yıldan fazla süren bir savaşın fitilini ateşlemişti.

Siyasi meselelerden kaçınıp ‘ekonomik iş birliğine’ odaklanan ikinci tip anlaşmalara gelince; bunlar başta Baltık Denizi'ndeki bir yerleşim bölgesi olan Kaliningrad, Orenburg, Sverdlovsk Oblastı ve Krasnoyarsk Krayı olmak üzere bir dizi bölgeye sunulmuştu.

Kuzey Osetya-Alanya Cumhuriyeti ve Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti ile imzalanan üçüncü tip anlaşmalarda ise neredeyse sadece güvenlik ve askeri konulara odaklanılmıştı.

Bu anlaşmaların tümü bir süre baskılara maruz kaldı. Zira Tataristan Cumhuriyeti, Rüstem Minnihanov döneminde fedarasyonun zenginliğinin daha adil paylaşılması ve siyasi söylemde daha fazla mali bağımsızlık talebinde bulunmuştu. Rus-Ukrayna savaşının devasa maliyetlerinin bu tür taleplerin artmasına yol açması muhtemel. Dağıstan ve İnguşetya gibi diğer yerlerde yerel kültürler, dinler ve diller için daha büyük rol taleplerinin artık susturulması mümkün değil. Putin'in Rus dili ve kültürüne yönelik tanımı (Rusya Federasyonu'ndaki birliğin garantörü), İranlı azınlıkların yanı sıra ilhak edilen Kırım'da, en azından Tatarlar tarafında ve Güney Osetya'da zorluklarla karşı karşıya.

Rus olmayanlar Donbass'taki savaşan gücün orantısız bir yüzdesini temsil etmesine rağmen Ukrayna savaşının kaybedilmesi durumunda Rusya Federasyonu'ndaki azınlık ülkelerinin mağlup safta kalmak isteyecekleri şüpheli.

Donbass bölgesinin ilhakı, federasyon içinde yeni bir etnik ve dilsel gerilim kaynağı oluşturur mu?

Rusya, özellikle Sibirya ve Uzak Doğu'da 3 ila 4 milyon Çinli ve yaklaşık bir milyon Kuzey Koreli ‘sözleşmeli işçi’ olduğu için başka bir potansiyel etnik gerilim kaynağıyla daha karşı karşıya. Bu işçilerin varlıkları ekonomik açıdan kritik bir öneme sahip olsa da yerel etnik gruplar arasında siyasi bir popülerlikleri yok.

Rusya'nın demografik çöküşünün savaş sonrası potansiyel durgunluk ve yaptırımların kalıcı etkisi ile hızlanması ve Putin'in -övünmesine rağmen- görmezden gelemeyeceği stratejik bir meydan okuma teşkil etmesi bekleniyor.

Daha önce Nazilerin demografik ivmeyi artırmak amacıyla ‘yaşam alanını’ ele geçirmek için savaşlar yürütmesi gibi Putin de Rusya Federasyonu'nda çoğunluk olan ulus olarak Rusya'nın konumunu güçlendirmek amacıyla gerçek veya hayali akraba ve tanıdık arayışı içinde önce Gürcistan'ı ve şimdi de Ukrayna'yı işgal etti. Bu, federasyonda azınlıkları oluşturanların yüzde 23'ü arasında etno-ulusal şovenizmin alevlerini körükleyebilir.

Vladimir Putin -mantık gereği- Rus kültürünü ve Sovyet sonrası kalkınmayı, Rusya Federasyonu'nun bütünlüğünü güçlendirmenin bir aracı olarak kullanmaya odaklansa daha yerinde olurdu. Ancak bariz bir kazanım getirmeyen askeri bir operasyonun başlatılması, daha önce kendisinin ‘hastalık’ olarak tanımladığı milliyetçiliği ve mini-enternasyonalizmi uyandırmış olabilir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya