Zuheyr el-Harisi
TT

Suudi diplomasisi: Değişkenleri okumak ve boşlukları kapatmak

Suudi dış politikası, dünya ülkeleriyle siyasi ve ekonomik işbirliği ufkunu genişletmeye dayalı hale geldi. Herkesle ılımlılık, akılcılık ve pragmatizm kavramlarına dayalı dostluklar kurdu ve bu kapsamda siyasi anlayışında oluşturduğu modelle uluslararası çekişmelerden kaçındı. Suudi Arabistan G-20 ülkeleri arasındadır. Buradaki üyeliği ve yıllık toplantılarına katılımı, ekonomik politikalar ve formülasyonlar oluşturmadaki rolünün kabul edildiğini yansıtmaktadır.
Suudi diplomasisi şüphesiz bölgede ve dünyada güvenliği, istikrarı ve kalkınmayı desteklemek üzere hareket etmektedir. Suudi liderliğinin üst düzey diplomatik faaliyetleri, Arap, bölgesel ve uluslararası işbirliği dahilindeki iyimserlik, canlılık ve aktif etkileşim atmosferini yansıtıyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğindeki siyasi ve diplomatik hareket, Kral Selman dönemindeki dış politika yaklaşımının ve ülkesinin somut çabalarının sahadaki tezahürüdür. Bu sözlerden maksat övgüler dizmek değil, olanı tarif etmektir. Bu sıkı ve gayretli etkileşim, hassas koşullar altında karar alıcıların uluslararası sahnedeki değişimleri okuyabilme yeteneğini ortaya koymaktadır. Riyad bölgede olup bitenler bağlamında, diyalog, iletişim, ziyaretler ve doğrudan toplantıların önemine inanmaktadır. Çünkü bu, şüphesiz siyasi atılımlara ve olumlu sonuçlara yol açmaktadır. Suudi Arabistan'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki dikkate değer varlığının birdenbire değil, üst üste biriken tecrübelerin sonucunda ortaya çıktığı söylenebilir. Tehlikelere rağmen, boşlukları doldurmanın önemine inanmaya devam etmesi ve birtakım engellere rağmen zorlukların üstesinden gelmek için elinden gelen her şeyi yapması bunun delilidir.
Bugün dünya güvenliğini, istikrarını ve belki de varlığını tehlikeye atabilecek ciddi zorluklar ve tehditlerle karşı karşıyadır. ABD ile Rusya arasında, Ortadoğu, Kafkaslar ve Latin Amerika gibi nüfuz alanlarında bir çekişmedir sürüp gidiyor. Burada Ukrayna savaşından bahsetmek bile yeterlidir. Bu savaş işleri daha da kötüleştirdi ve iki kutup arasında yeni bir soğuk savaşı gündeme getirdi. Moskova ve Washington arasında iş birliği uluslararası bir ihtiyaçtır.
Suudi Arabistan, süper güçlerin bölgenin istikrarına hizmet edecek ve uzun süredir devam eden sorunları çözecek şekilde politikalarını yeniden düzenlemeleri gerektiğine inanıyor. Nitekim bu sorunların çözümsüz kalması, bunların bahane edilmesine ve bölgede istikrarsızlığın devamına sebep olmaktadır. Krallığın politikası denge, çeşitlilik ve uyum kavramlarından sapmaz. Buna binaen ekonomik büyüme ve kalkınma ile siyaset ve istikrarı birbirinden koparmanın imkansız olduğuna inanır. Suudi Arabistan, çıkarlarına hizmet ettiği sürece, pusulanın doğu veya batıya karşı duyarlılığından etkilenmez. Bu nedenle, yumurtalarını tek sepete koymaz ve herkese karşı açık olmak gerektiğine inanır. Buradan hareketle politik gerçeklik ve esneklikle hareket ederek, bir ülke ile iyi ilişkiler kurmanın başka bir ülke ile ilişkilerin bozulması pahasına olmaması gibi bir ilkeye dayanır.
Suudi liderliğinin önemli başkentlere yaptığı ziyaretlerin yanı sıra küresel liderleri kabul etmesi ve yaklaşan zirvelere hazırlıkları, uluslararası arenada olup bitenlerden ve yansımalarından izole bir şekilde yaşamadığını açıkça gösteriyor. Krallık, güvenlik ve barışa dair önemli yansımaları ve etkileri beraberinde getiren bu kritik aşamada rolünü teyit etmeye çalışıyor. Böylece göz ardı edilmemesi gereken bir aktör olduğunu ve kendisiyle koordine olmaksızın herhangi bir dosyada ilerlemenin mümkün olmadığını gösteriyor. Bölgesel durumun büyük ölçüde siyasi akışkanlık ve değişimlerin hızlanması ile karakterize olduğunu görüyoruz. Kadim ve geleneksel ittifaklar, özellikle bölgesel projeler ışığında artık elverişli değil. Arap dünyamız, sömürgeden kurtulduğu zamandan bu yana böyle bir açılım yaşamadı.
Arap sistemi, aslında güvenliğini ve belki de varlığını tehdit eden ciddi ve gerçek tehlikeler ve zorluklarla karşı karşıyadır. Bu ise kurumlarını harekete geçirmesini gerektirmektedir. Nitekim Arap Baharı'nın yansımaları sonucunda kurumların işlevsizleşmesi, bölünmelerin yaşanması ve hedef alınan her devletin zayıflaması vb. durumlar, Arap milletinin dışındaki oyuncuların bölgeye nüfuzlarını kolaylaştırdı. Bölgesel ve uluslararası çatışmaların yansımalarıyla birtakım tehlikelerle karşı karşıya kalan her devletin hikayesi, kaderinin kendi eliyle değil, başkalarınca çizildiği bir sona mahkûm oldu.
Arapların sorunları, kroniktir. Bunun sebebi, Arap ortamındaki ve uluslararası düzeydeki ittifaklarla krizin ele alınmasındaki başarısızlıktır. Bir Arap stratejisinin yokluğu, bölgedeki bölgesel güçlere stratejik derinlik yaratmaları için fırsatlar sağlayan, çatlağın derinleşmesine  katkıda bulundu. İran, Türkiye ve İsrail kendi gündemleri doğrultusunda Arap ülkelerine baskı yaparak ve aralarındaki anlaşmazlık ve çatışmaları derinleştirerek hareket ediyor.
Arap ulusal güvenliğini korumak ve bölgede ortaya çıkan projelerle yüzleşmek için Arap-Arap ittifaklarını genişletme talepleri var. Etkili bir Arap politikası bu boşluğu doldurabilir. Bu, ortak Arap eylemi inşasını güçlendirecek, halklarının çıkarını temin edecek ve zorluklarla yüzleşecek bir Arap cephesi inşa etmek anlamına geliyor.