Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Suudi cezaevlerinde rehabilitasyon: DEAŞ’lı kadınlar şarkı söylüyor

Suudi cezaevlerinde rehabilitasyon: DEAŞ’lı kadınlar şarkı söylüyor

Pazar, 26 Haziran, 2022 - 12:15
Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı

Suudi Arabistan Cezaevleri Genel İdaresi cezaevlerinde güzel bir şey oluyor, terör mahkumları için “Zaman Yönetimi” programı uygulanıyor. Program, anlatılmaya değer bir deneyim, herkesin tanıdığı anda yararına hükmedeceği fikri, siyasi ve güvenlik vizyonuyla dikkat çeken farklı bir model.

Bu programdan bahsetmemizin nedeni, katıldığımız “3. Zaman Yönetimi Programı Festivali” etkinliği.

Mahkumların şarkılar söyledikleri, müzik aletleri çaldıkları, kısa bir film ve bir tiyatro oyununu içeren sanatsal bir festival. Kadın erkek şarkıcılar, çalgıcılar, müzisyenler, oyuncuların hepsi terör örgütü El Kaide, DEAŞ ve “İran'ın terörist hücreleri” üyesi olan tutuklular. Salonu dolduran seyirciler ise çeşitli kesimlerden medya çalışanları, sanatçılar ve yetkililerden oluşan bir gruptu. Geçmişte, 32 yıl önce, bu satırların yazarı “devleti tekfir etme” suçlamasıyla aynı yerde yatmıştı. O zamanlar tek eğlencemiz, mahkumların kapalı odalarında söyledikleri ve “cihadı” öven Yemenli “Zamil” türü ilahiler söylemekti. “Zaman Yönetimi Programı” yaklaşık 7 yıl önce başladı ve o tarihten itibaren şekillenmeye ve gelişmeye başladı.

Üç yıl önce aynı yeri ziyaret etmiş ve bilinen anlamı ile mahkum olmayan mahkumların yaşadığı cezaevi gibi olmayan bir “cezaevi” görmüştüm. Biri ud sanatçısı, diğeri piyanist, üçüncüsü güzel sesiyle şarkı söyleyen mahkumlarla tanışmıştım. Mahkumların cezalarını geçirdikleri "Zaman Yönetimi" odalarını gezmiştim. Bunlar, bu gibi durumlarda belirli bir refah seviyesini garanti eden özel ekipmanlara ve hizmetlere, “özel güneş ışığı” sağlama sistemine sahip “kolektif” odalardı. Herkesin toplandığı bir “kafe” ve “kütüphane” bulunuyordu. Mahkumlar duvarların dışında “tarım”, “demircilik” ve “marangozluk” gibi faaliyetlere katılabiliyorlardı. Bir sanat atölyesi, kendilerinin çıkardıkları basılı bir “medya bülteni” ve müzik kayıtları için profesyonel bir “stüdyo” da vardı. Bir keresinde bu medya bültenine; ”Sizden önce buradaydım, size başarılar diliyorum” diye yazmıştım.

Birkaç gün önce, festivalde, El Kaide ve DEAŞ’ın kadın erkek mahkumları bazı ünlü vatansever şarkıları söylediler. Kendilerinin yazıp besteledikleri, Suudi Arabistan’ı, başarıları ve Vizyon 2030’u öven bir şarkı söylediler. Tiyatro oyununda “Vizyon 2030”, iddialı bir gerçek proje olarak sunuldu. Suudi Arabistan’ı geleceğe taşıyan gerçek “Vizyonu” bırakıp terörü haklı çıkarmak için “rüyalara” güvenenlere hafif alaylı dokundurmalar da eksik değildi.

Soru şu; Bu yeterli mi? Bu genç erkek ve kadınlar değişim ve dönüşümlerinde dürüst ve samimiler mi? Yoksa sadece koşullara mı uyuyorlar?

Cevap iki yönlü; birincisi, herkesin bu gençlerin gerçekten ikna olmuş ve samimi olmalarını arzuladığı insani yön. İkincisi, doğal koşulları içinde bu tür değişikliklere kolay kolay güvenemeyen güvenlik yönü. Ancak bu "mahkumlarla" konuştuğunuzda, bazılarının istekliliği ve coşkusu inkar edilemez.

Hukuki süreç önemlidir. Bu mahkumların bazıları suç işledi, terör eylemlerine katıldı ve haklarında uygulanan yasal hükümler verildi. Devlete ve topluma bir "vergi" ödemek zorundalar. Bu tartışılmaz. Onlar bu hükümlerin uygulanması ve o vergiyi ödemek için buradalar.

Bu mahkumlar, ülkede on yıllardır düzeni bozan ve gençlerin beynini yıkayan radikal bir ideolojik söylemin kurbanları. Daha önce uygulanan ve başarısız olan “Nasihat” modelinin kurbanları. Çünkü bu model dönüşümlerinden emin olmadan onlar gibileri serbest bıraktı ve bu kişiler de tekrar terör faaliyetlerine döndüler. Yine de bu dosya, bu sefer radikallerin ve sembollerinin müdahalesi olmadan, kimin hemen bir “ikinci şansı” hak ettiğini, kimin ceza süresini tamamlaması gerektiğini ayırt edebilecek “politik- güvenlik” ve “sosyo-psikolojik” bir vizyonla ele alınabilir.

"Zaman Yönetimi Programı" bu mahkumların yüzde 50’sinden fazlasını cezbetti ki bu, onları bu noktaya getiren fikri, duygusal ve coşkulu ideolojik dolduruşlara kıyasla cesaret verici bir sonuç. Program sürekli olarak kendisini geliştiriyor.

Suudi Arabistan vatandaşlarının akıllarını ve kalplerini dolduran “Ulusal gurur” ve “milli kimliğin” güçlendirilmesi, gerçekleştirilen “başarılar”, “Vizyon 2030” projelerinin başarıları ve destekleyici programları, bir şekilde bu mahkumları da etkiliyor. 30 yılı aşkın bir süre önce cezaevinde iken, aramızda Iraklı bir Baasçı subayın da olduğunu ve Suudi Arabistan hakkında kötü sözler söylemeye başladığında, esasen “devleti tekfir etme” suçundan cezaevine giren gençlerin nasıl “hamiyetperver” kesildiklerini hatırlıyorum. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir paradoks.

Bu festivale katılanlar, başarılı olması için harcanan güvenlik, fikri ve insani çabanın boyutunu anlayabilirler. Ancak eleştirmen eksiklikleri görür, gözlemci vizyonun planlama ve uygulama aşamalarında görev yapan biri gibi değildir. Bence teknik olarak, daha iyi olmaya çabalamak ve buna teşvik etmek için festivalin süresi yarıya indirilebilir. Bölümleri, katılan mahkumların dini ve kültürel açıdan bilgilerinin ve yetkinliklerinin zayıf olduğunu gösteriyor. Ama bu zayıflık ve sebepleri anlaşılır ve giderilebilir.

Festivalin bitimini takip eden dar süre içerisinde etkinliğe katılıp şarkı söyleyen, bir müzik aleti çalan ya da film ve oyunda rol alan mahkumlarla konuşma fırsatım oldu. Beni ismimle birlikte tanımaları şaşırtıcı değildi. İçlerinden biri bana, Sahve Hareketini ve terörü eleştirdiği kitabında hakkımda yazdıklarını okudu. Daha önce, geçmiş yıllarda kuruluşuna ve yönetimine katıldığım “Misbar Araştırma Merkezi”nin bir “liberal havza” olduğuna inandığını söyledi. Bu ifadenin içerdiği mezhepsel, düşünsel ve siyasal boyutları bildiğini saklamadı.

Çoğununun benimle konuşmak için samimi bir şekilde istekli ve hevesli olduğu belirgindi ve ben de buna hevesliydim. "Zaman Yönetimi Programı" ve "Cezaevleri Genel İdaresi" yetkililerinden mahkumlarla daha fazla konuşmak için izin istediğimde, bunu memnuniyetle karşıladılar. Emin değilim ama bazı mahkumların -vurgulamaya önem verdikleri gibi- benimle aynı fikirde olmasalar bile,  "deneyim" ve "tecrübe" ve belki de hayatımda “benzer” bir dönem olduğu için onları daha iyi anlayacağım kanaatinde olduklarını düşünüyorum.

Zaman Yönetimi Programı, en uç noktasına kadar terör faaliyetlerine katılan toplumun bu kesimiyle ilgili çalışmalara dair entegre bir güvenlik ve siyasi deneyimi temsil eden bir proje. Öncelikle bir düşünce ve vizyon olarak onu şekillendirenler ile Suudi Arabistan'daki cezaevlerinde pratiğe geçirenler tarafından yazılmayı, ikinci olarak da, toplumun bu kesimiyle ilgili çalışmalarda dünya çapında bir rol modeli olmayı hak ediyor.

Geçmişte cezaevlerinde çeşitli Arap, İslami ve Batılı modeller uygulandı. Bunların en ünlüsü Amerikan "Ebu Gureyb" ile "Guantanamo” cezaevleriydi ve bu iki model, çokça tartışma yaratmıştı ve halen de yaratıyor. Sonuçları da tatmin edici değildi ve hatta bazıları korkunçtu. 

Son olarak; güvenlik tartışmasız her şeyden önce gelir. Ama üst düzey bir güvenlik görevlisi, bu “mahkumların” devlet ve toplumun kendilerinden nefret etmediklerini, haklarındaki yasal hükümleri uyguladıklarını bilmelerinin çok önemli olduğunu vurguladı. Ona göre herkesin "içgüdüsel suç" ile "ideolojik suç" arasındaki farkı bilmesi önemli.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya