Hasan Ebu Talib
TT

Bağdat'ta beş gün: Irak'ta zor zamanlar!

Yirmi yıl aradan sonra Irak'a yaptığım beş günlük ziyaret boyunca bir bütün olarak bölgede ve özellikle Irak'ta büyük değişiklikler yaşandı. Sebebi ziyaretim, Rafideyn Diyalog Merkezi’nin (RDC) daveti üzere siyasi, akademik ve sivil hareketleri bir araya getiren konferansa katılmaktı. Konferansta 500'den fazla katılımcı yer aldı. Ayrıca bir dizi meseleyi tartışan Arap ve yabancı ülkelerden 110 konuşmacı da katıldı. Bunun yanı sıra birçok Iraklı siyasi şahsiyet, bazı Arap düşünürler ve sivil aktivistler için de özel zaman ayrıldı.
Bu beş günlük ziyaret, “Tişrin Hareketi’nin” protesto gösterileri için belirlediği ekim aynın ilk iki gününden önce gerçekleşti. Dört yıl önce ülkenin güneyinde patlak veren bu protestolar daha sonra sloganlarla ve hayati taleplerle bir dizi Irak kentini kapsayacak şekilde genişledi. Ayrıca protestolar boyunca iktidarın çeşitli düzeylerdeki yolsuzlukları ve bu dönemde Nuri el-Maliki’nin liderliğindeki hükümetin ülkenin çıkarlarını gözeten ulusal bir model sunamaması, aksine ülkenin egemenliğine halel getirecek şekilde İran'a boyun eğmesi ve silahlı İran yanlısı “Haşdi Şabi” gruplarının kontrolüne yol açması kınandı. Maliki protestolara şiddetli bir şekilde karşılık verdi ve halk tarafından 800'den fazla kişinin ölümünden ve 27 bin kişinin yaralanmasından sorumlu tutuldu.
Bağdat'a gelen herhangi bir ziyaretçi, bir süre sonra rastgele yapılanma ve şehir planlamasından yoksun yatay ve dikey genişleme gibi çeşitli durumları fark eder. Buna, rasyonaliteden yoksun kasıtlı ve ısrarlı bir kaynak israfı eşlik eder. Daha önceki dönemlerde yapıldığı andan itibaren çeşitli amaçlara uygun, ancak kimsenin istifade etmeye niyetinin olmadığı toz toprakla kaplı binalar vardır. Dicle Nehri'nin iki yakasındaki palmiye alanlarına gelince çoğu kasıtlı olarak kaldırılmış ve geri kalanı rastgele bir şekilde binaların arasına tıkılmıştır. Dicle'nin kendisine gelince; her zamanki seviyesi yaklaşık üç metre azalmıştır. Sebebi ise malumdur: Irak barajları ve Iraklıların su hakkına el koyan İran.
Yeşil Bölge’den uzakta sokak trafiği oldukça normal görünüyor. Öyle ki Iraklılar peşi sıra yaşadıkları krizlere alışmışlar, umutlar kaybolmuş, siyaset kurumuna güven kalmamış ve her yerde göze çarpan baskın unsur güvenlik güçleri haline gelmiş. Kavurucu güneşin altında duran askerler, her hareketi izleyen gözleri dışında tüm yüzlerini siyah bir peçeyle kapatmış ve elleri her an tetikte. Tüm bunlar maruz kaldıkları psikolojik baskının boyutunu, hayatlarının her dakikasında bir intihar görevinde oldukları hissini size gösteriyor. Yapmanız gereken, izin kağıtlarınızı ya da kimliklerinizi görmek istediklerinde bunu yapmak ve herhangi bir tartışmaya girişmeksizin güzergahınızı değiştirmenizdir. Nitekim onlar, hizmet saatleri dışında normal bir hayat isteyen, açlıklarını giderecek restoran ya da uzun saatler boyunca susuzluklarını giderecek bir şeyler arayan sizin benim gibi insanlardır.
Yeşil Bölge! Yeşil Bölge'nin ne olduğunu nasıl bileceksiniz? Hükümet binaları, resmî kurumlar ve yabancı elçiliklerle dolu bu bölge günlük haberlerin vazgeçilmezidir. Yaşamın ve pürüzsüz doğanın sembolü olan yeşil, nadiren karşımıza çıkar. Çoğunlukla karşılaşılan, binaları ve yolları ayıran mebzul miktarda depresyonu çekecek şekildeki koyu renkli beton çitlerdir. Burada demir parmaklıklardan her girişte, hedefinize ulaşana dek güvenlik güçlerine izin kağıdınızı defalarca göstermek zorundasınız.
Rafideyn Diyalog Merkezi (RDC) Konferansı’nın düzenlendiği ünlü oteldeyken, ilk oturumda meclis binasını çevreleyen göstericilere çok sayıda “Katyuşa” roketi atıldığı haberini işitmedik. Parlamento oturumu, iki gün önce özel bir röportajda istifasını sunma niyetini açıklayan -çeşitli haber kanallarında geçtiği üzere istifasını değil- Halbusi'ye parlamento başkanı olarak duyulan güvenin teyit edilmesiyle sona erdi. Konferans çalışmaları sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ettiğinden füzelerin ateşlenmesinden birkaç saat sonrasına kadar durumdan haberdar değildik. İçimizden biri haberi, kendisini ve ev ahalisini Yeşil Bölge’ye getiren şoförden öğrenmiş.
Irak gençliği, özellikle Saddam döneminden haberdar olanlar, muazzam baskılarla karşı karşıya bulunuyorlar ve Irak'ı geleceği olmayan büyük bir hapishane olarak görüyorlar. Bir sonrakinin daha iyi olacağını düşünerek onun düşüşüne büyük umutlar bağlamışlardı. Saddam döneminde ezilen mazlumlar iktidara geldiklerinde adil olacak ve dik duracaklardı. Ancak şu an otuzlu, kırklı yaşlarında olan bu gençlik çifte bir baskının altında yaşıyor. Anayasası ve seçimleri ile mevcut devlete ilişkin umutları yok olmuş. Olur da bir değişiklik olur ümidiyle tüm kurbanlara rağmen gayret göstermeye devam ediyorlar. Rejim değişene ve 2019 protestolarında katledilen gençlerin katilleri hesap verene kadar protestoların devam edeceğini teyit eden Tişrin Hareketi gençlerinden birinin bize söylediği gibi; vatan, yalan söyleyen, yağmalayan ve yolsuzluk yapan bir seçkin güruh tarafından çalındı.
Olası tehlikelere rağmen yıllık protestoların devam etmesi, etkin güçlerin iktidarda kalmak için sömürdüğü mağduriyet söyleminin etkilerini Iraklı gençlerin çoğunluğunun üstünden kaldırdı. Kendileriyle bir araya geldiğimiz Tişrin Hareketi'nin organizatörleri, hareket üzerindeki çeşitli olumsuz yansımalarına rağmen örgütsel kimliklerini açıklamadan çalışmayı tercih ediyorlar. Kutuplaştırmak ve etkilerini sona erdirmek için onlar adına iktidarla görüşecek birileri olmasın diye gizlice çalışmayı tercih ediyorlar. Iraklı politikacılar, Tişrin Hareketi'nin değerlendirilmesi konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bazılarının konferans sırasındaki özel görüşmelerde dile getirdiği üzere bu hareket, reformlar gerçekleşene kadar baskı yapmaya devam etmesi gereken vatansever bir ulusal harekettir. Ancak bunun için beraberinde getireceği boşluğun ülkeyi kaosa sürüklememesi için rejimi devirmeye veya kökten değiştirmeye çalışmamaları gerekiyor. 2019 yılında protestocuları soğukkanlılıkla öldürmekle suçlanan “Asaib Ehlil Hak” örgütünün lideri Kays el-Hazali gençleri ikiye böldü. Ona göre haklarında herhangi bir itham bulunmayan yüzde 90’lık kısmı hizmet talebinde bulunuyor, kalan yüzde 10’luk kesim ise dışarıya çalışan ajanlar ve Irak'ta kaos isteyen casuslar… Ulusal Devlet Güçleri İttifakı Başkanı Ammar el-Hakim ise gençlerin anayasa ve yasalar çerçevesinde reform talep etme hakkına sahip olduklarını, fakat diyalog için liderlerini ortaya çıkarmaları gerektiğini düşünüyor.
Irak’taki gündelik gelişmeler, siyasi manevralar, Sadr yanlılarının baskıları ve muhaliflerin ısrarlarına rağmen diyalogu reddetmelerinden duyulan rahatsızlık, siyasi blokların ganimetleri aralarında dağıtma hakları olmadığı için -anayasa ve kanunda belirtildiği üzere halkın servetidir- Haydar İbadi’nin imzalamayı reddettiği anlaşma vs. tüm bunlar, kitlelerin taleplerine karşı daha adil ve anlayışlı olması umulan siyasi rejim için zor zamanların göstergesidir.