Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

Türkiye ve Esed rejimi arasındaki uzlaşma olasılıkları

Türkiye ile Esed rejimi arasındaki uzlaşma çabaları üç olasılık ile karşı karşıya. Birincisi, son yıllarda Arap yetkililerin Şam'a yaptığı ziyaretler ve yetkililerle yapılan görüşmelerden ve bazı Arap ülkelerinde Esed rejimi yetkililerinin sınırlı kabullerinden öteye geçmeyen Arapların Esed rejimi ile uzlaşma girişimlerinin çoğunda olduğu gibi duvara toslayıp başarısız olacak.
Uzlaşma yolundaki ikinci olasılık; iki ülke arasındaki ilişkilerde hararetli anlaşmazlık soğuyacak ve iç ve dış çevresel siyasi ortamda iki taraf arasındaki uzlaşma çabalarında yeni bir sıçramaya kapı aralayacak değişikliklerin olacağı umuduyla, iletişim kanallarının açık tutulmasını sağlayacak kısmi bir başarı yakalanacak.
Üçüncü olasılık; uzlaşma, serbest geçiş ve sınırdan kolay bir şekilde vatandaşların ve malların geçiş yapabilmesi durumuyla özetlenen normal ilişkiler noktasına getirilecek.
Uzlaşmanın geleceğine ilişkin olasılıkların belirlenmesinde önemli olan unsur, her bir tarafın gösterdiği eğilimler, karşı tarafla ilişkilerdeki talepler ve cevaplar çerçevesinde ortaya koyduğu sınırlar ve uzlaşma ile elde etmeyi umduğu amaç veya hedefler dizisidir. Bunların hepsinin üzerinde, iki taraf arasında uzun yıllardır süren anlaşmazlık, kavga ve çatışmalar mirası değil, daha ziyade iki ülkenin yapısının zıtlığı, her birinin konumunun farklı olması ve hem uzak hem yakın hedeflerin ve çıkarların tezatlığı ağırlık oluşturmaktadır.
Yukarıdakilerin içerisindeki dengesizlikler sebebiyle, 2000 yılında Beşşar Esed'in iktidara gelmesinin ardından iki tarafın yenilediği Türkiye-Suriye ilişkilerinde bir kırılma yaşandı. Esed'in politikaları ve Suriye devrimini ele alış şekli, iki taraf arasındaki ilişkilerin bozulmasının ana nedeniydi. Genel olarak, her iki tarafta da pozisyonlar ve politikalar açısından temel olarak bir şey değişmedi. Sadece, Suriye ve Türkiye'nin iç durumlarını ve her iki tarafta da bazı Arap ülkelerinden destek bulan Rus müdahalelerini içeren kısmi bir değişim yaşandı. Türkler, Rus baskı güçlerini ve Arap desteğini uzlaşma yollarına dahil ederek bu durumu göstermeye çalışıyor. Rusya’nın, Rusya Savunma Bakanı’nın katılımıyla Suriye ve Türkiye savunma bakanları arasında gerçekleştirilen toplantıya ev sahipliği yapması, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Rusya ve BAE’nin katılımıyla Türkiye ve Suriye dışişleri bakanlarının toplantısına ev sahipliği yapmaya ilgi göstermesi ve Türkiye’nin Erdoğan ve Esed’i bir araya getirmesi beklenen zirveye Rusya Devlet Başkanı Putin’in de katılmasını istemesinden bu anlaşılıyor.
Uzlaşmanın iki tarafı üzerindeki Rus baskısı temel ve önemli bir etmenken Suriye ve Türkiye’nin iç gelişmeleri de iki tarafı uzlaşmaya iten başka bir faktörü temsil ediyor. En önemlisi de Esed rejimi kapsamlı bir siyasi, ekonomik ve idari çöküşün derinliklerine ulaşmış durumda.
Rejimin kontrolündeki bölgelerde yaşayan Suriyelilerin genel ihtiyaçları meselesi bir kenara bırakılmış halde duruyor. Suriye para biriminin değer kaybetmesi, bununla birlikte gelen hayat pahalılığı, yoksulluk, geniş çaplı bir ekonomik ve sosyal çöküş durumunun baş göstermesi ve tüm bunların üstüne rejime destek sağlayan İran-Rusya yardımlarının kesilmesi ışığında insanlar, yaşam ve hizmet ihtiyaçlarını sağlama arayışında kaderlerine terk edildi.
Türkiye’ye gelince; kendisini büyük bir güçle uzlaşmaya doğru iten üç başlıklı bir baskı altında. Bunlardan ilki ve en önemlisi, Ankara’nın terör örgütü olarak sınıflandırdığı PKK ile ilişkisi nedeniyle Türklere düşman bir gücü temsil eden Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kuzeydoğu Suriye üzerindeki kontrolünden güvenlik endişesi duyulması. Bu, Türkiye'nin SDG’yi ortadan kaldıramasa da en azından onu Suriye-Türkiye sınırının güneyine doğru uzaklaştırma arzusunu açıklıyor. İkinci başlık, Türklerin ve Suriyelileri çoğunu ezen ekonomik kriz. Kriz, Suriyelileri ya da bir kısmını ülkelerine gönderme arayışına itiyor. Bu, kötüleşen ekonomik durumdan Türkiye'deki Suriyelileri sorumlu tutan, ülkelerine geri gönderilmelerini isteyen ve Suriye konusunda yeni bir politika oluşturulmasını talep eden muhalefetin talepleri dahilinde, Türkler arasında gittikçe rağbet gören talepler arasında yer alıyor. Tüm bunlara üçüncü başlık ekleniyor: Yaklaşan seçimler. Zira seçim sonuçları, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) geleceğini ve Erdoğan'ın yeni bir cumhurbaşkanlığı dönemi kazanıp kazanamayacağını belirleyecek, ki her ikisi mesele de Türkiye'nin endişelerinin ön sıralarında yer alıyor.
Rus baskıları ve iç meseleler arasında her iki tarafın öne çıkan talepleri anlaşılabilir. Esed rejimine göre bu talepler şu şekilde özetleniyor: Sadece rejimin korunmasında değil, verdiği çok yönlü destekle devamlılığında da temel bir güç olarak görülen Rus desteğinin sürekliliğini garanti altına almak, Rusya’nın rejime SDG’nin kontrolündeki bölgelere ve Türk hakimiyetindeki bölgelere geri dönmesi için destek vermesini sağlamak, Rusya'nın Esed rejimini yeniden yetkin kılıp bölgesel ve uluslararası ortama entegre etme ve Suriye'de yeniden yapılanma kapılarını açma rolünü üstlenmesini sağlamak ve son olarak Türkleri Suriye’nin kuzeybatısından çekilip siyasi ve silahlı oluşumlardan teşkil olmuş rejim karşıtı güçleri desteklemeyi bırakarak Suriye meselesindeki tutumunu değiştirmeye itmek.
Türkiye'nin uzlaşma hedeflerinde ise en önemli üç konu ortaya çıkıyor: Birincisi, Türkiye sınırlarından uzaklaştırılacak şekilde ortaklaşa ele alınması gereken SDG meselesi. İkincisi, Suriye üzerinden yolların açılması ve bunun Türkiye'den komşu ülkelere ve komşu ülkelerden Türkiye’ye mal geçişini ve insanların seyahat etmesini kolaylaştırması. Üçüncüsü de Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmesi. Taleplerin sınırlılığına rağmen, içerik açısından bakılırsa bunlar tamamen Türkiye ile sınırlı kalmayıp Suriye ile de bağlantılıdır. Çünkü ister insanların seyahati ve malların geçişi için yolların açılması ister mültecilerin dönüşü olsun, bu taleplerin gerçekleştirilmesi, Esed rejiminde Suriye sorununa yönelik siyasi çözümle ilgili siyasi ve prosedürel değişikliklerin yapılmasına bağlıdır.
Dışarıdan bakıldığında açıkça görüldüğü üzere taleplerin çoğu yerine getirilebilir olsa da pratikte çok fazla zaman ve çaba gerekecek. Ayrıca diğer tarafların, özellikle de ABD'nin uzlaşma sürecine katılımına ihtiyaç var. Esed rejimi ile uzlaşma ve ilişkilerin normalleştirilmesi fikrine karşı olduğunu açıklayan ABD, aynı zamanda SDG'ye karşı topyekun bir Türk savaşına da karşı çıkıyor ve Suriye’yi yeniden yapılandırma meselesini Esed'in çatışmaya siyasi bir çözüm getirme taahhüdüne bağlıyor. Bu, başarısız olması ya da asgari düzeyde kalıp iki tarafı uzlaşmanın derinliklerine daha sonra girmeye mecbur bırakması açısından uzlaşma fikrini baltalayacaktır.
Özetle; Türkiye ile Esed rejimi arasındaki uzlaşma çabalarında yardımcı unsurlar olmakla birlikte, üstesinden gelmek için muazzam bir çaba gerektiren birçok engel de var. Bunların başında muhtemelen Türkiye’nin aşmaya çalıştığı ABD engeli geliyor. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı, Washington'ın tutumunu değiştirme umuduyla yakın bir zamanda ABD’yi ziyaret edecek. İran'ın Suriye'deki varlığı ve Esed rejiminin değişen politikaları da dahil olmak üzere çözümü zor olan daha büyük zorluklar da söz konusu. Ancak her halükarda, uzlaşmanın hangi olasılığının gerçekleşeceğini bekleyip görmek zorundayız.