Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Kahire diyalogları

Şarkul Avsat okuyucuları için Mısır hakkında yazdığım son yazıdan bu yana uzun zaman geçti. Bu sürede Mısır’ın adı hep uluslararası bağlamda veya bölgesel bağlamda ya da sözde ‘Arap Baharı’ olaylarının gerçekleştiği geçtiğimiz on yılın ilk yıllarında yaşananların önemli yansımalarından biri olan reform hareketi çerçevesinde anıldı.

Müslüman Kardeşler'in iktidara gelmesine yol açan Ocak devriminin sonuçları keskin bir şekilde kırıldı, ama bu cemaatin iktidarının devrilmesi tartışmanın sonu olmadı, aksine bunu 3 önemli konu izledi; birincisi, Ocak 2011 olaylarından öncesine geri dönüş yok. İkincisi, terörizm ortadan kaldırılmalı. Üçüncüsü, derin siyasi, ekonomik ve sosyal reformlar bir gerekliliktir. Önümüzdeki Haziran ayının 30’unda, Mısır devletindeki pek çok değişikliğin üzerinden tam 10 yıl geçmiş olacak. Bu süre içinde devlet, bayındırlık oranını ikiye katlayan yapısal değişkenlerin yanı sıra, nehirden denize coğrafyanın, yüzde 7'den yüzde 15'e Mısır demografisi ile ilişkisindeki büyük çaplı bir değişiklikle de başa çıktı.

Mısır gelişimi 2030 Vizyonu’na göre ilerledi. 8 yıllık yeniden yapılanma ve kalkınmanın ardından Mısır, temel yapısını modernize etmek ve erkeklerle kadınlar, Müslümanlarla Hristiyanlar ve kuzeyle güney arasındaki sosyal ilişkileri yeniden kurmak zorunda kaldı. Tüm bunları korona salgını, terörizm ve Ukrayna savaşıyla ve onun da ötesinde, 10 yılda 20 milyonluk bir nüfus artışıyla yüzleşirken yaptı.

Bu büyük meydan okumaların birikmesi, Mısır liderliğini, zorlu dönemeçlere girdiklerinde ulusların yaşamlarında gerçekleşen gözden geçirmeyi yapma ihtiyacına itti. Zorlu dönemeçler bu sefer, zorlu ekonomik koşullar ve 2030 Vizyonu’nun yarısına gelinmesi şeklinde kendini gösterdi. Tüm bunlara, Mısır anayasası maddelerinde ‘modern, demokratik, sivil’ bir devlet olması konusunda ittifak edilen ‘yeni cumhuriyeti’ inşa etme yönündeki büyüyen Mısır umutları da eşlik etti. Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 1 yıldan biraz daha uzun bir süre önce, geçen yıl Ramazan ayında katıldığı ‘Mısır Ailesi’ iftarında bu revizyonu ele almak için ulusal bir diyalog çağrısında bulundu.

Deneyim, ulusal bir diyalog yürütmenin kolay olmadığını gösterdi ve diyalog fikrinin açıklanmasından 1 yıldan fazla bir süre sonra, Mısır'daki tüm siyasi ve sosyal güçleri içeren bir genel sekreterlik oluşturuldu. Genel sekreterlik de tüm siyasi güçleri içeren genel bir konferansla diyaloğun başladığını duyurdu. Konferansın açılış konuşmasını 2014 Mısır anayasasını hazırlayan Elliler Komitesi’nin başkanı, tecrübeli diplomat, eski Mısır dışişleri bakanı ve Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa yaptı. Bu önemli açılış konuşmasında Musa, Mısır toplumunun diliyle bazı sorular sordu. Bundan sonra yapılan konuşmalar, ulusların çok şey başardıkları, ancak aynı zamanda daha fazla zorluk, yükseklikleri neredeyse gökyüzüne değecek maliyetle karşı karşıya kaldıklarındaki zamanın bir yansımasıydı. Bu, Mısır kamusal söyleminin yüzeyinde olağandışı bir ifadenin belirmesiyle ortaya çıktı. O da bir sonraki aşamada gerçekleştirilecek hedefler üzerinde ulusal bir konsensüs sağlamayı gerektiren ‘öncelikler hukuku’.

Aslında bu, Mısır'ın şahit olduğu ilk diyalog değil. Mısır hafızası, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında yapılan ve Ulusal Sözleşme olarak bilinen bir belge üreten diyaloğu hatırlıyor. İsrail ile Araplar arasındaki Ekim Savaşı'nın ardından da, ekonomik açılımı meşrulaştıran ‘Ekim belgesi’ ile sonuçlanan başka diyaloglar gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in uzun iktidarı sırasında birden fazla kez bu tür diyaloglar yapıldı.

Tüm bu diyalogların genel özelliği, ya süregelen bir siyasi akıma vurgu yapıp etrafında kenetlenmek ya da devletin genel gidişatında önemli bir gelişmenin önünü açmaktı. İki hafta önce başlayan diyalog ise, kurucu bir özellik taşıyacağını gösteriyor. Başlangıç ​​noktası da gerek seçim yöntemini belirleyen seçim kanunu, gerekse seçimin seçim daireleri, nispi veya mutlak liste sistemiyle yapılmasıyla ilgili seçim kanunlarıydı. Bunu takiben ele alınan sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda da benzer ve toplamda tüm bu yolları birlikte yeniden biçimlendirme süreci oluşturan bir yönelim vardı.

Buradaki bariz ikilem, Mısır kamuoyunun diyalog katılımcılarından enflasyon ve artan fiyatlar gibi ivedi meselelerle doğrudan ilgilenmelerini beklemesiydi. Bu, bir sonraki aşamaya tüm paradokslarıyla uyum sağlamak için Mısır kalkınma deneyimini yeniden formüle etme sürecinin yüzleştiği başka bir meydan okuma. Halkların bir yandan gelecek için plan yapmakla diğer yandan mevcut durumun gereklilikleri ve sıkıntılarıyla uğraşma arasında kaldıkları dönemde bunun yaşanması olağan. Bu yazının yazıldığı ana kadar bahsedilmeyen konularsa şunlardı; Mısır devleti nasıl olacak? Nüfus artışının tutsağı mı kalacak, yoksa Mısırlıları dar nehirlerden geniş denizlere ve koylara taşıyarak coğrafyalarını genişletmekle kalmayıp onları yoksulluk yönetiminden zenginlik yönetimine taşıyan iddialı bir gelişmeyle bu artışı aşmaya hazır mı olacak?

Her halükarda, diyalog hâlâ ilk aşamalarında ve turlarında, her hafta siyasi, ekonomik ve sosyal boyutlarının her birine tam bir gün ayrılıyor. Bu günlerde katılımcılar, farklı partilerin ve akımların temsil edildiği alt komitelere dağılarak farklı konulara eğiliyorlar.

Şu ana kadar konuşulmayan bir diğer konu da diyaloğun dayanacağı ‘referans’ ve yöneliminin ne olacağı. Bireyleri ve özgürlüklerini özgürleştirmek için büyük ittifaklar kuran bir siyasal demokrasinin gölgesinde kapitalizmin ve özgür bir ekonominin olduğu farklı Batı deneyimlerine mi yönelecek? Yoksa kapitalist formülü kabul etseler de bunu disiplinli ve sağlam, yüksek verimde başarı çerçevelerine oturtmuş olan Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinin deneyimine mi yönelecek?

19. yüzyılın başında ve 20. yüzyılın ilk yarısında Mısır'da modernitenin başlangıcı, birincisine yönelmişti. Ama şimdiki duruma dair bir okuma, ikincisine daha çok yönlendiriyor.