Vahdettin İnce
Yazar
TT

Yeni asabiyetimiz

İbn Haldun bir kabilenin diğer kabileler üzerinde ya da bir kabilenin içinde bir ailenin diğer aileler üzerinde egemenlik kurmasını, daha ileri düzeyde devlet yönetimine ulaşmasını sağlayan motivasyonun asabiyet olduğunu söyler “Mukaddime”sinde. Asabiyet, günümüzün ifadesiyle grup içi dayanışma bilinci olarak anlamlandırılabilir. Dayanışma bilinci, insanın sahip olduğu potansiyel güçlere müthiş bir motivasyon kazandırdığı gibi çevre güçleri de ana grubun etrafında toplanmaya sevk eder ve böylece oluşan bu müthiş dinamizm iktidar ile taçlanır.

Ak Partiyi kurulur kurulmaz iktidara taşıyan güç işte böyle bir motivasyondu. İbn Haldun’un tabiriyle asabiyetti. O günleri görenler hatırlayacaklardır, 28 Şubat sürecinin etkisiyle hem toplum hem siyaset adeta rotasını kaybetmişti. Kimse önünü göremiyordu. En tepede yaşanan siyasal krizin yanında toplum da boğucu bir ekonomik krizle boğuşuyordu. Bir yandan on yıllardır süren şiddet ortamı, diğer yandan bu şiddeti gerekçe göstererek devlet içinde çeteleşen grupların saldıkları boğucu korku ortamı. Her bakımdan iflas eden bir devlet söz konusuydu. Ak Partiyi böyle bir sürecin ardından iktidara taşıyan asabiyet, sözünü ettiğimiz bütün bu olumsuzluklara karşı özgürlükçü bir politika izleyeceğini, toplumu ekonomik, siyasal, kültürel, inanç bakımından canından bezdiren sistemi değiştireceğini vaat etmesiydi. Yirmi seneyi aşkın iktidarının ilk yarısında bu vaatlerini gerçekleştirmeye yönelik çok güçlü adımlar attı nitekim. Attığı bu adımlar yenilenen her seçimde adeta yeni bir asabiyet işlevini gördü ve iktidarın ömrünü uzattı. Bunun yanında toplumun yıpratıcı, yıkıcı bir şiddet sarmalının içine girmesine sebep olan Kürt sorununun çözümüne dair bugüne kadar kimsenin yapmadığı, yapmaya cesaret edemediği adımlar attı ve toplumsal barışın sağlanacağına dair umutlar yeşertti. Ancak PKK’nın şiddetten vazgeçmemesi, başlatılan çözüm sürecini sabote etmesi yüzünden, bunun yanında daha başka iç ve dış etkenlerden dolayı toplumsal kesimlerin umut ettikleri değişim istenen sonuca ulaşamadı. Neticede Ak Parti iktidarı geçmişteki uygulamalar düzeyinde baskıcı, boğucu bir nitelikte olmasa da uzun bir süredir güvenlikçi politikalara başvuruyor. O yüzden ben dahil birçok kesim tarafından asıl çizgisinden uzaklaşmakla eleştiriliyordu uzun bir süredir.

Ancak son seçimlerden sonra oluşturulan yeni kabine Ak Partinin ilk defa iktidara geldiği günlerdeki motivasyonuna benzer bir motivasyonla ülkenin meselelerine el atacağına ilişkin umutları yeniden yeşertti.

Hiç kuşkusuz bu ülkenin en önemli ve her zaman ülkede krizlere neden olma potansiyeli bulunan meselesi Kürt meselesidir. Sosyal sorunlar, özellikle Kürt meselesi gibi çok kere kanlı süreçlere neden olan bir mesele güvenlik yöntemleriyle bastırılsa bile çeşitli kesimlerde açtığı yara açık kalır, kin ve nefreti besler, nesilden nesile aktarılarak katmerleşir, içinden çıkılmaz hale gelir. Tarihsel olarak büyük misyonlar icra edebilecek potansiyele sahip Türkiye gibi bir ülkenin her zaman bağrında böyle bir tehlikeyi taşıması, bir çözüme kavuşturmaması sözünü ettiğimiz bu tarihsel misyona büyük zarar vereceği kuşkusuzdur.

O yüzden ilan edilir edilmez toplumsal gerilimi asgariye indirmeye yeten yeni kabinenin ele alacağı önemli ekonomik, siyasal, toplumsal, eğitsel vs meselelerin yanında Kürt meselesini de ele alacağını ümit ediyorum.

Toplumsal meseleler çözüme kavuşturulmadıkları zaman nesilden nesile çoğalarak devam ettikleri gibi, bir şekilde çözüldükleri zaman da topluma daha büyük hedeflere yönelme motivasyonunu kazandırdıkları da bir gerçektir.

Bence yeni iktidar sürecini büyük devlet olma hedefiyle sonuçlandıracak asabiyet Kürt meselesinin ilahi, insani, tarihi haklar çerçevesinde çözüme kavuşturulması olacaktır, olmalıdır.

Hayırlı olsun.