ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in Çin’e yaptığı ziyaretin tüm detayları ve gerçekleştirilen toplantı ve açıklamalar dışında asıl dikkat çekici olan, Blinken'in 5 yıl sonra Çin'i ziyaret eden ilk ABD’li bakan olmasıdır.
Bu konu sadece garip değil. Aynı zamanda ABD yönetiminin bir rakibiyle iletişimi nasıl görmezden gelebileceğine veya doğrudan iletişim kurmadan ekonomisine ve jeopolitik durumuna ‘tehdit’ olarak görebileceğine dair bir vaka çalışması olmayı hak ediyor.
Siyasette “Dostunu yakın tut, düşmanını daha da yakın” denir. Siyasi gerçeklik ise ekonomiden siyasete, ‘mikroçip’ krizinden Ukrayna'daki savaşa, dolayısıyla Rusya ve İran'a kadar her alanda ABD çıkarlarına yaklaşanın Çin olduğunu söylüyor.
Çin finansal olarak aşırı ABD yaptırımları tarzında ekonomik yaptırımlar uygulanması için çok büyük. Pekin, dünyayı dar iç meseleler perspektifinden ele alan Washington gibi, siyasi ve askeri olarak da göz ardı edilemeyecek kadar tehlikeli.
Bugün Biden yönetimi, ülkelerin dostlarıyla değil, düşmanlarıyla pazarlık yapmaları nedeniyle, olması gerektiği gibi siyaset yapmak zorunda kaldı. Ve işte şimdi Blinken, Çinli mevkidaşı ile 7 buçuk saatlik müzakerelerde bulunmak ve bir akşam yemeği için Pekin'i ziyaret ediyor.
Üst düzey bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, Blinken ve Çinli mevkidaşı Chen Gang'ın ABD ile Çin arasındaki uçuş sayısını artırmak için birlikte çalışmayı kabul ettiklerini söylediği aktarıldı. Blinken ayrıca, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile de 35 dakika görüştü.
ABD Dışişleri Bakanlığı, iki tarafın “açık, objektif ve yapıcı görüşmelerde bulunduğunu” belirtti. Blinken, “yanlış hesaplama risklerini azaltmak için açık iletişim kanallarını sürdürmenin önemini” vurguladı. Ayrıca ülkesinin “bu rekabeti sorumlu bir şekilde yöneteceğini” ve bunun “çatışmaya dönüşmemesi” gerektiğini söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Tayvan Boğazı boyunca barış ve istikrarın korunmasının önemini vurgulayarak Blinken'in Çin'den gelen “haksız ve piyasa dışı ekonomik uygulamaları” ifşa ettiğini doğruladı. Blinken ayrıca ABD'nin tek Çin politikasında bir değişiklik olmadığını ifade etti.
Biden yönetimi bugüne kadar, Tayvan hikayesini dünyanın maliyetli ve ürkütücü bir askeri çatışmaya yaklaştığımıza inandığı bir noktaya doğru tırmandırdı. Söz konusu mesele, ‘tek Çin politikasının’ başlangıç noktasıdır. Ama işte şimdi ABD yönetimi ağaçtan iniyor ve son zamanlarda kaç ağaçtan indi.
Bu nedenle, şimdi ABD-Çin iletişiminin geri dönüşü ile ilgili hikâye ziyarette saklı değil. Daha ziyade, Ortadoğu ülkeleri, Rusya ve hatta Çin ile olsun, dış politikadaki tüm mantığa ve siyasi rasyonaliteye aykırı olan mevcut yönetimin ciddiyetinde.
ABD Başkanlık seçimleri sezonunun yaklaşmasıyla birlikte mevcut yönetim, Ukrayna'daki savaştan Çin'in jeopolitik konumuna kadar uluslararası durumun da etkisiyle daha dengeli bir dış politikaya dönmeye başladı.
Ve hikâye, dediğim gibi şu genel soruda kalıyor: “ABD büyüklüğünde bir ülke nasıl olur da siyasi, ekonomik ve askeri olarak yabancılaşma, tırmandırma ve yaptırımları hiçe sayma ve iletişim olmaksızın krizleri körükleme yaklaşımını benimseyebilir?” Bu, aklı başında her insanı şaşırtıyor ve rahatsız ediyor.