Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

2019 yılında Ortadoğu

Ortadoğu bölgemizde önümüzdeki yıla dair beklentileriniz nelerdir? Etkili olan akımların, içinde bulunduğumuz yılda neler gerçekleştirebileceğini gözlemliyorsunuz? Umutlanabileceğimiz bazı ülkeler var mı? Geleceğin neler getirebileceğini sorgulayan bu türden daha birçok soru var...
Ortadoğu Araştırma Enstitüsü (MERI), içinde bulunduğumuz yeni yılda Irak’a dair beklentilerini ortaya koydu. Irak’a ağırlık verme nedeni devletin tüm engellere, değişikliklere, şiddete ve kana rağmen ulusal seçimleri iki kez yapmayı başarmasıydı. Şimdi ise bir kavşakta duruyor. Ya devletin inşa sürecini devam ettirecek, mezhep farklılıklarının oluşturduğu çatlakları ve boşlukları aşarak ulus devleti inşa edecek ya da tam tersi bir sürece girecek.
DEAŞ bölgesel tabanını kaybetmiş, İran ise nüfuzunu nispeten yitirmiş durumda. Ancak yine de devlete baskı unsuru olmaya devam ediyor. Fakat Iraklılar birliklerini korur ve devlet gücünü yeniden inşa edebilirlerse ülkeyi bölgedeki hasta insan konumundan en etkili aktör konumuna taşıyabilir. Böylece bölgenin tamamında, özellikle de Doğu Arap bölgesinde etkili bir oyuncu haline gelebilirler.
Her halükarda Ortadoğu’da “devlet”  olgusunun çeşitli derecelerde yeniden güçlenmeye başladığını bu sütunda ifade etmiştik. Yabancı ülkelerde ise tam aksi bir durum yaşanmaya başlanmıştır. Devletin ayakta kalıp kalmamasının sorgulandığı zor zamanlar geride kaldı. Şimdi yapmamız gereken yok edilmiş olanı inşa etmek, kesilmiş ve yırtılmış olanları yeniden tamir etmektir. Burada, “ulusların oyunu”, son on yıldaki verilerinin çoğunu değiştirdi. Zira bu veriler önceden daha ziyade ideolojiler ve doktrinler arasındaki çatışmalara ve harap olmuş devletler ile bölgesel ya da sınır ötesi ülkeler arasındaki çatışmalara dayanıyordu. Şimdi, yüzyılın üçüncü on yılına girişin eşiğindeyiz. Bu türden yaklaşımlar önemini yitirmeye başladı. Bu, benzeri fenomenlerin tamamen yok olduğu anlamına gelmez. Fakat devletlerin sınırlarını belirlemede jeopolitik gerçeklikler öne çıkmaya başladı ve bu gerçeklikler temelleri eskilere dayanan yeni seçenekleri dikte etmeye başladı. Ancak şimdi de eski yaklaşımlar nedeniyle ödenen bedeller gözden geçirilmelidir.
Konuyu biraz daha açıklığa kavuşturmak için bazı örnekler verelim. İran, Türkiye ve Rusya'nın yıl içindeki davranışlarına ve hareketlerine bir bakalım…
Özellikle ABD'nin geri çekilme fikrinin ortaya çıkması ile birlikte Suriye'deki askeri varlıklarını artırmak için fırsat kollamaya başladılar. Ancak esasında bütün yaptıkları jeopolitik hedeflere dayanmaktadır. İran, Irak’tan Akdeniz’e, yani Lübnan sahillerine kadar uzanan mümkün olduğunca geniş bir koridor istiyor. Türkiye, kuzey Suriye’de varlık göstermek ve oradaki Kürt denklemini yok etmek istiyor. Hatta denilebilir ki Irak ve Türkiye, içindeki Kürtlere de diz çöktürmek istiyorlar. Rusya, “DEAŞ” ve benzeri örgütlere yönelik zafere odaklanmış durumda. Doğrudan askeri müdahale ile başlayan ve Amerikan çıkışıyla sona eren bir Rus hikâyesi ile karşı karşıyayız. Tüm bu hamleler, Rusya’nın Akdeniz’de varlık göstereceği ve yeniden Sovyetler Birliği günlerine döneceği anlamına geliyor. Libya, Yemen ve Filistin de dâhil olmak üzere bölge genelindeki nüfuzunu artırmak, yeniden o eski ihtişamlı dönemine dönmek istiyor. Ancak fırsatlar genellikle riskleriyle beraber gelir. Üç ülke, yeni yıla siyasi ve ekonomik sıkıntılarla beraber giriyor. Uzun vadeli askeri harcamalar ve kayıplar bellerini bükmüş durumda. Bölgesel ya da uluslararası rol, iç politikayı etkilemeye başladı. İsabetli kararlar veremeyen liderlere karşı öfke artıyor. Zira vatandaşlara herhangi bir somut geri dönüşü olmayan büyük bedeller ödetildi. Hatta denilebilir ki sonuç tam bir tükenmişlik halidir.
Üç ülke bu durumda iken, şehirlerin yeniden inşası ve imarında Irak ve Suriye’ye ne kadar yardım edebilirler ve mültecilerin geri dönüşlerine ne derece destek olabilirler ki… Bilakis, özellikle petrol fiyatlarının düşük kalmaya devam etmesi durumunda Rusya ve İran bundan etkilenecektir. Rus gazının Avrupa’ya geçişinde Türkiye dışında alternatifler ortaya çıkarsa bu ülkeler sıkıntıya girecektir. Bütün bunlar, yurtiçi öfke ve riskin daha da derinleşmesinin nedenleri haline gelebilirler.
 Bütün bunlar, yıl boyunca sınırlandırılması mümkün olmayan işaret ve sinyallere sahip olacaktır, ancak her durumda gözlemlemeyi hak ediyorlar. Kontrol kuleleri, özellikle Suudi Arabistan'ın modernleşme sürecinin canlılığının devam etmesini, Mısır'daki ekonomik reformları takip etmeliler. Zira iki ülke arasında Kızıl Deniz'den Sina'ya oradan da Akabe Körfezi, Süveyş Kanalı ve Doğu Akdeniz'e kadar uzanan bir iş birliği ve dayanışma göze çarpıyor.
 Bu canlılığı enerjiye ve güce dönüştürmek, Ortadoğu'nun semalarında en başta içe dönük olarak yeni bir denklem oluşturacaktır. Ancak sonuçları daha ziyade dışa dönük olacaktır. Bunun işaretleri de Yemen’de barışın sağlanması, Irak ve Suriye'ye Arap saflarına geri dönme fırsatı verilmesi, Arap rolüne Lübnan ve Filistin krizlerinin çözümünde gerçek değerinin verilmesi olacaktır.
Krallık’taki modernleşme süreci şu ana kadar kararlılıkla devam ediyor. Devletin ulusal tarihi de yeniden keşfediliyor. Kızıldeniz ile Basra Körfezi arasında ulusal bir ekonomi inşa ediliyor. Diğer yandan Mısır'ın ekonomik reform süreci uluslararası ekonomik kurumların gözetiminde devam ediyor. Ekonomik büyümenin yıl boyunca yüzde 6'ya ulaşması bekleniyor. Ayrıca modern ve gelecek vaat eden bir altyapıya dayalı yatırım kapıları dikkat çekmeye başladı. Kahire ve Riyad arasında iş birliği ve “Arap sistemi”, ekonomiyi modernize ediyor ve yeniden düzenliyor. Ortadoğu'ya da yeniden yapılanma, istikrar ve barış arayışı konularında yeni ufuklar sunuyor.
Ancak Ortadoğu’daki “ulusların oyununun” düşünceler ve liderlerin kararları var. Dolayısıyla Arap elçiliklerinin Şam’a geri dönmeye başlaması, bunun doğal bir sonucu olarak önümüzdeki aylarda Suriye’nin Arap Birliği’ne tekrar dönmesi ve bunun yanında Irak’ın rolünün harekete geçirilmesi dikkatle takip edilmelidir. İki ülkenin ellerinin ve kollarının son 10 yılın neden olduğu faturalardan dolayı bağlı olduğu düşünülebilir. Ancak gelecek on yıl beraberinde birçok seçenek ve alternatif getirecektir. Sözgelimi Mısır, Arap Birliği'ne ve Arap rollerine geri döndü, İsrail'le barışı yeniden sağladı. Bütün bunlarla beraber Kuveyt’in kurtuluşunda ve Arap-İsrail barışının sağlandığı Madrid sürecinde rol oynadı. Dolayısıyla şimdi ne Suriye ne de Irak'ın kaybedilmiş pozisyonları kurtarmak on yıllara ihtiyacı var. Mısır gibi çok yönlü hamleler yapabilirler.
Kaynaklar ve gözetleme mercileri belki de 2019 yılına dair önemli haberler verecektir. 21’inci yüzyılın ikinci on yılının sayfalarının kapanmasıyla beraber belki de üzücü ve acı veren söylemler sadece tarih sayfalarında kalacak. Gelecek on yıl belki de daha güzel ve umut verici olacak. Dolayısıyla belki de 2019 yılı bütün bunlara bir hazırlık ve ardından yaşanacakların öngörülebildiği bir yıl olacak. 
Akıllarda ve kalplerde kalması gereken gerçek, bölgenin çok değiştiği ve geri dönüşün imkânsız olduğudur. Zira aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı gibi böyle bir şeyi tasavvur etmek de ahmaklık olur. Mesele sadece sahadaki yetenekler ve gerçekler ile bağlantılı değildir. Hayal gücü ve inisiyatif almak da oldukça önemlidir. Tüm hatları açık tutmak gerekir. 21’inci yüzyılın kalbine girdiğimizi unutmamalıyız. Daha da önemlisi yüzyılın kalbine sönüp gitmiş gezegenlerden gelen uzaylılar ya da nesli tükenmekte olan ilginç varlıklar gibi girmemeliyiz.