Çağdaş Amerikalı felsefeci Thomas Nagel, politik felsefenin temel sorularından birinin şu olduğuna inanır:
Sağlıklı bir toplumda nasıl birlikte yaşarız?
Soru aşırı basit görülebilir, ancak Nagel'e göre felsefe ve ahlak tarihinin en zor sorularından biridir.
Bu nedenle, “Eşitlik ve Önyargı” adlı ünlü kitabına, amacının soruyu az da olsa netleştirmek ve akla takılan hususları açıklığa kavuşturmak olduğunu, zira bu soruya tam bir cevap verilemeyeceğini ikrar ederek başlıyor.
Mesele şurada düğümleniyor: Her birey, kendisi veya yaşamı için gerçekten yararlı olduğunu düşündüğü şeyi elde etmeye çalışır. Fakat insan bir boşlukta yaşamıyor, bilakis sosyal bir sistem içinde yaşıyor, ihtiyaç duyduklarını elde etmek için toplum fertlerinin normlarına ve iç ilişkiler ağına uymak zorundadır.
Bireylerin ihtiyaçlarının iki boyut içerdiğini biliyoruz: finansal değerler gibi yalnızca maddi bir boyut…
Sosyal ilişkiler ağının bir parçası olarak toplumsal boyut… Kamu ya da özel hizmet, izin verilen ya da yasaklanan, toplumun geri kalanı tarafından hoş karşılanan ya da karşılanmayan unsurların olduğu bir boyuttan bahsediyoruz.
İstediğinizi elde etmek için meselenin kişisel tarafını yani kendi kararınızı göz önünde bulundurduğunuz gibi kişisel olmayan tarafını da (toplumsal veya değersel gibi) göz önünde bulundurmalısınız.
İnsanlar arasındaki ilişkide, şu kritik ikilem her zaman ortaya çıkar: Sizin hak, doğru ya da anlamlı olarak gördüğünüz bir şey, toplumun geri kalanı tarafından kötü, kabul edilemez ya da hata olarak görülebilir.
Buna en basit örnek, severek giydiğiniz bir kıyafet toplumun geri kalanı tarafından sevilmeyebilir.
Bir kişi, toplumun hoşlanmadığı herhangi bir istekten her zaman feragat edebilir. O zaman insanlarla hoş geçinecektir. Ancak bu defa da kendisi mutlu olamayacak.
Çünkü kendisi istediği hiçbir şeyi gerçekleştirmemiş olacaktır. Bunun tam tersi de olabilir: insanlar sana kızmış olsalar bile her istediğini yapabilirsin.
O zaman da çevren tarafından dışlanacak veya yalnızlığa mahkûm edileceksin. Bu da sizi toplumsal yaşamın faziletlerinden mahrum bırakacaktır.
Birisi şunu söyleyebilir: Çözüm ortasını bulmakta. Yani toplumun bazı isteklerini yerine getirme, kendi istediğin bazı konularda da ısrar etmek.
Bu sözde kolay bir çözüm görülebilir. Ancak gerçek hayatta uygulamaya dökmek çok zordur. Çünkü vazgeçmeniz ve ısrar etmeniz gereken şeylere kesin bir sınır koyamayabilirsiniz.
Ayrıca, senin uygun gördüğün bir şeyin toplum tarafından hoş karşılanacağının bir garantisi de yoktur.
En kritik nokta da, bir bireyin ihtiyaçlarının zaman içinde değişmesidir. Hem toplumun ilgi alanları hem de onun iç ilişkiler sistemi sürekli değişmektedir.
Bu nedenle, ilk başta memnun kalınan bir şey, toplumun ilgi alanları veya ihtiyaçları değişince değişebilmektedir.
Örneğin bireyin ahlaki tercihlerini ele alalım. Birey, trafik akışını önemsemeyen bir toplumda trafik düzenine bağlı kalmak istiyor ya da çevrenin sadece zevk ve tüketim aracı olarak görüldüğü bir toplumda çevreyi korumak istiyor.
Benzer şekilde bir fert, torpil ve kayırmacılığın yaygın olduğu hatta övünme aracı olduğu bir toplumda, iş ahlakına titizlikle uymak istiyor.
Bu gibi durumlarda birey kendini zor tercihler arasında bulacaktır. Ya Ahlaki tercihlerini sürdürmeyi ya da sosyal ilişkilerini sürdürmeyi tercih edecektir.
Bu örnekler ve onlarca örnek, aşırı basit gibi görünen sorunun hiç de basit olmadığını gösteriyor.
Bence Thomas Nagel, söz konusu sorunun cevabını bilmediğini söylerken son derece haklıydı.
Çünkü cevap hiç de kolay değildir ve belki de cevabı yoktur.
TT
Senin isteklerinle toplumun istekleri çakışırsa...
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة