Geçtiğimiz Çarşamba günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağı, Moskova’ya iniş yapmadan önce Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ankara’ya çok anlamlı bir mesaj iletti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, çatışmasızlık bölgesi olan İdlib’te durumların hızlı bir şekilde kötüye gittiğini ve söz konusu bölgenin neredeyse Nusra Cephesi’nin hâkimiyetine girmeye başladığını açıkladı. Bundan iki gün önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İdlib’in kontrolünün Suriye hükümetine geçmesi gerektiğini ifade etti.
Bu güçlü ve net mesajlar, Suriye toprakları içerisinde özellikle de İdlib bölgesinde 30 kilometre derinliğindeki sınır hattını kontrol etmek için Washington ve Moskova arasında görüşmeler yapan Erdoğan’a yöneltildi. ABD Başkanı Donald Trump’ın birliklerini Suriye’den çekme kararını açıklamasının hemen ardından Türkiye, güney sınırındaki güvenli bölgeyi kontrol etmek istediğini duyurdu.
Trump, güvenli bölgeye işaret etmesine rağmen Erdoğan, Türkiye’nin söz konusu güvenli bölgeyi kontrol edeceğini hızlı bir şekilde açıkladı. Ardından Erdoğan, çoğunun Kürt savaşçılardan oluştuğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) askeri operasyon düzenleyeceğini dile getirdi. Öyle ki SDG, kendisine hava desteği sağlayan Washington öncülüğünde DEAŞ’a karşı mücadele verdi ve bilindiği üzere Rakka’yı kurtardı.
Bu sırada Trump, Erdoğan’a “Ankara, Kürtlere saldırırsa ABD de Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedecek” yanıtını verdi. Fakat iki lider arasındaki telefon görüşmesinin ardından birdenbire tehditlerden vazgeçilerek gerilime son verildi. Erdoğan’ın “ABD Başkanı Trump, Suriye sınırında 30 kilometre derinliğinde inşa edeceğimiz güvenli bölgeye atıfta bulundu. Türkiye, güvenli bölgede uluslararası koalisyondan lojistik destek isteyecek” açıklaması dikkat çekiciydi. Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, güvenli bölgenin kontrolünün Türkiye’de olacağını beyan etti.
Gözlemciler, Türk hâkimiyetiyle ilgili artan konuşmalara iki sebepten dolayı sıcak bakmıyor. Her şeyden önce Rusya’nın da açık bir şekilde belirttiği gibi İdlib bölgesi, Nusra Cephesi tarafından kontrol ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin Nusra Cephesi’ni destekleyip kendisine silah desteği verdiği konusunda şüpheleri artıracaktır. Diğer yandan güvenli bölge projesinin hayata geçirilmesi için Trump ve Erdoğan’ın anlaşmaya varması yeterli değildir.
Çünkü yukarıda işaret edilen Rus mesajları, hemen Ankara’ya ulaştı. Öte yandan Suriye hükümeti, kendi topraklarındaki Türk müdahalesine karşı koyacağını açıkladı. SDG ise güvenli bölgenin Türkiye’nin işgal bölgesi olacağını dile getirdi. Bundan dolayı Ruslar, Şam ve Kürtler arasında iletişimi ve işbirliğini canlandırmaya çalıştı. Kendi itiraflarına göre Kürtlerin özerk yönetim elde edeceği söyleniyor. Bu çerçevede Lavrov, “Şam, ülkenin kuzeyini kontrol etmeli. Kürtler ve Suriyeli yetkililer arasındaki görüşmeleri destekliyoruz” açıklamasında bulundu.
Rusya, daima Türkiye’yi NATO’dan çıkarıp Washington’dan uzaklaştırmaya çalışmasına, Washington ve Ankara asındaki anlaşmazlıklardan yararlanıp Türkiye’ye S-400 füze sistemi satmasına rağmen Erdoğan’ın Türkiye’nin İdlib’i ve sınır hattını kontrol etmesi konusunda stratejik ve güvenlik nedenlerinden dolayı Vladimir Putin’in rızasını kazanabileceği öngörülmüyor.
Çünkü Putin, Suriye’yi uluslararası siyaset sahnesine geri dönen Rus nüfuzunun önemli bir stratejik üssü olarak görüyor. Rolünü geri kazanmak ve iki kutuplu dengeleri yeniden canlandırmak için Rusya’nın üzerinden geçtiği köprü, Kırım’dan Şam’a kadar uzanıyor. Bunun için Putin, Hmeymim’deki Rus üssünün ve çevresinin dolaylı olarak Erdoğan’ın desteğini alan Nusra Cephesi’nin saldırılarına maruz kalmasına müsaade etmeyecektir. Diğer yandan Suriye, Rusya’nın bölgedeki çıkarlarının dayanak noktası haline geldi. Şam’la 50 yıllık uzun vadeli anlaşmalar imzalandı ve bu anlaşmalar gerektiğinde uzatılabilecek.
Putin, Suriye’nin kuzeyinde bu derinlikteki bir sınır hattını kontrol etmesi için Erdoğan’a müsaade edilmesinin mantıksız olduğunu iyi biliyor. Çünkü bu durum, Suriye ‘peyniri’ üzerinde Moskova’yla rekabet halinde bulunan İran’ın varlığıyla ve Suriye’deki İran mevzilerine yönelik İsrail operasyonlarının artmasıyla birlikte çatışmanın devam etmesine neden olabilir.
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD Başkanı Trump’ın eski Suriye Özel Temsilcisi Brett McGurk’ın Erdoğan’ın hem DEAŞ’a hem de Nusra Cephesi’ne sağladığı lojistik destekle ilgili CNN kanalından yaptığı açıklamalarının doğruluğunun farkında. McGurk, Suriye sınırı üzerinden giden silahların durdurulması konusunda uluslararası koalisyon güçlerinin taleplerine Türkiye’nin cevap vermediğini ve DEAŞ’la mücadeleye katılma önerilerinin Ankara tarafından ilgi görmediğini açıkladı.
Amerikalılarla yaşananlar, daha önce Ruslarla da yaşandı. Çünkü Erdoğan, masaya daima teorik bakımdan iyi öneriler getirmeye çalışıyor. Fakat öneriler dikkate alınmıyor ve herhangi bir ilerleme sağlanamıyor. Bu çerçevede McGurk, “Ankara’da uzun bir vakit geçirdim. Çünkü teröristlerin savaş makinesine destek ulaştırmak için gelen malzemelerin çoğu, açıkçası Türkiye-Suriye sınırından geçiyordu” diyor.
Putin ve Erdoğan arasındaki müzakereler, tek ana noktaya yani Türkiye’nin kontrol etmek istediği güvenli bölgeye yoğunlaştı. Öyle ki Moskova, gerçekten çözüm istiyorsa söz konusu güvenli bölge, Suriye’de olası herhangi bir siyasi çözümü geciktirecektir. Fakat üç garantör ülkenin (Rusya, Türkiye ve İran) çatışmasızlık bölgeleri üzerinde anlaşmaya varmalarının ardından bu bölgeden bahsedilmeye başlandığını hatırlamamız gerekiyor.
Bunun için Putin, hatırlatma ya da zora sokma babından da olsa çatışmasızlık bölgeleriyle ilgili olarak 4 Mayıs 2017 tarihinde Astana’da imzalanan anlaşma metnini Erdoğan’ın önüne koyup anlaşmanın 3’üncü maddesini (Çatışmasızlık bölgelerinin kurulması, Suriye’nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne zarar vermez) kendisine okuyabilir. Türkiye’nin 30 kilometre derinliğindeki sınır hattını kontrol etmesi ne anlama geliyor?
Anlaşmanın 6’ıncı maddesinde ise DEAŞ, Nusra ve terör örgütleriyle mücadele kararlılığına dikkat çekiliyor. Yaklaşık 2 yılın ardından sonuç nedir? Zira Moskova, Nusra’nın neredeyse İdlib’in tamamını kontrol etmeye başladığını açıkladı. Anlaşmanın 2’inci maddesi ise çatışmasızlık bölgelerinin 6 ay geçerlilik süresine sahip olup bunun geçici bir uygulama olduğunu söylüyor. Türkiye’nin silahlı terörist gruplar aracılığıyla kontrol ettiği güvenli bir bölgenin kurulması ne anlama geliyor?
Sonuç olarak Trump-Erdoğan arasındaki telefon görüşmesinin ardından iki liderin Suriye’nin kuzeyinde terörden arındırılmış bir bölgenin kurulması düşüncesini ele aldığını ifade eden Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın bildirisine mi, Erdoğan-Putin zirvesinden önce İdlib’in tamamen Nusra Cephesi’nin –ki Türkiye, iki yıl önce Astana’da Nusra Cephesi’yle savaşıp Nusra’yı yok edeceğini taahhüt etmişti- kontrolüne geçmeye başladığını dile getiren Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına mı yoksa Türkiye’nin İdlib’i kontrol eden Nusra Cephesi’ne koruma sağladığını belirten Brett McGurk’a mı inanacağız?
TT
Güvenli bölge kimin?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة