Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

Adana Mutabakatı: Amaç başka

Suriye dosyasının daha da karmaşık hale geldiği bir ortamda Suriye-Türkiye ilişkilerini düzenleyici metinlerden biri olan Adana Mutabakatı, 20 yıl aradan sonra yeniden gündemde. Bu konuyu gündeme getiren isim ise Moskova’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ortak basın toplantısı düzenleyen Rusya Devlet Başkanı Putin.
Putin’in bu adımı, Türkiye'nin Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulması talebine karşılık olarak geldi. Meseleyi önemli hale getiren husus, Suriye'nin kuzeyindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve onun sahada aktif hali Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) varlığının ve faaliyetlerinin Türk ulusal güvenliğini tehdit eder hale gelmesidir. Türkiye, bu güçleri terör örgütü olarak gördüğü gibi ulusal güvenliğini tehdit eden birer unsur olarak da algılıyor.
Putin'in Adana Mutabakatını yürürlüğe koyma hamlesi, Rusya-Türkiye ilişkilerinde ve iki tarafın Esed rejimine yönelik pozisyonunda başka bir sürece kapı aralıyor. Putin’in bu teklifi esas olarak, Türkiye’nin SDG’nin kontrol ettiği alanlar da dâhil olmak üzere kuzeyde güvenli bölge oluşturma çabaları ile çelişiyor ve 1998 yılındaki bu mutabakatı çevreleyen koşulların geri kazanılması gerektiğine işaret ediyor. Bu da kuzeydeki bölgenin Esed rejiminin kontrolüne geçmesini, anlaşmayı uygulamaya koymak için Esed rejimi ile ilişkilerin koordinasyon ve işbirliği kapsamında dahi olsa yeniden tesis edilmesini zorunlu hale getiriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerine bakılacak olursa Türkler, Ruslarla daha fazla sorun yaşamamak için mutabakatın yeniden aktif hale getirilmesine karşı çıkmadılar. Zira bu sıralar kendi politikalarını ve Suriye’deki pozisyonlarını meşru hale getirmeye odaklanmış durumdalar.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre mutabakatın yeniden aktif hale getirilmesi Türkiye'ye doğrudan askeri müdahale hakkı vermektedir. Açıkça söylemese dahi güvenli bölgeye işaret etmiş oluyor. Esed rejimi ise -dışişleri bakanlığının açıklamasına göre- Adana Mutabakatının gündeme gelmesini, Suriye meselesinde Türk politikasını kınamak için bir fırsat olarak gördü. Bu mutabakatın uygulamaya konmasını, Türkiye’nin Suriye’deki askerlerini geri çekmesi ve Suriye meselesinde Türk müdahalelerinin durdurulması koşullarına bağladılar. Bu açıklamalar büyük oranda Rus pozisyonu ile paralellik içeriyor.
Üç tarafın Adana Mutabakatı üzerindeki çelişkili görüşleri, içeriğinin yenilenmesi için önemli bir giriş noktası oluşturmaktadır. Zira bu mutabakat, o dönemin siyasi-askeri ortamına göre şekillenmişti. Esed (Baba) rejiminin koşulsuz olarak kabul ettiği ve 1998’de imzalan bu anlaşma, Türkler için büyük bir zaferdi.  
O yıl, Türkiye'nin PKK faaliyetleri karşısındaki sabrı taşmak üzereydi. Türk hükümeti, PKK birliklerini -Şam da dâhil olmak üzere- sınır dışı etmesi için Esed rejimini açıkça tehdit etti. Ayrıca Türkiye’de silahlı operasyonlar yürüten PKK’ya olan desteğin durdurulmasını, başta Abdullah Öcalan olmak üzere lider kadroların Suriye'den kovulmasını ve bu örgütün terör örgütü olarak görülmesini talep ettiler.
Yaşanan hadiselere bakan Baba Esed, Türk tehditlerinin ciddiyetini hemen anladı. Üst düzey askeri ve güvenlik görevlilerinden aldığı bilgiler, iki ülke arasındaki sınır bölgesinde büyük bir askeri hareketliliğin varlığını gösteriyordu. Zırhlı ve havacı birlikler de dâhil olmak üzere, Türk askeri birlikleri yüzlerce kilometrelik bir alanı kaplamıştı, buna karşılık olarak Suriye tarafında başta Kürtler olmak üzere yerel nüfusu bastırmaktan başka hiçbir işlevi olmayan 200 polis karakolu vardı. Esed (Baba) Türk tehditlerinin ciddiyetini hemen anladı, Mısır ve Arap Birliği Genel Sekreterinin arabulucu olmasını istedi.
İki taraf, bu durumla başa çıkmak için güvenlik temsilcileri aracılığıyla Adana'da bir araya geldi. Suriye delegasyonunun başkanı ise Siyasi Güvenlik Başkanı General Adnan Bedr el-Hasan’dı. Kendisi Suriye güvenlik sisteminin en önemli şahsiyetlerinden biriydi. Tavsiye niteliğindeki bu mutabakat metni Türklerin istediği şekilde şekillenmişti. Esed ise ciddiye binmiş Türk tehditlerini aşmak istiyordu. O sırada Türkiye’nin, bu tehditleri uygulamaya koyma kabiliyeti vardı ve bunu önleyebilecek herhangi bir mekanizma da mevcut değildi. Böylece Suriyelilerin ve Türklerin uzun süre içeriğini gizlediği anlaşma imzalandı.
Esed rejimi, Türklerin istediklerini hızla uygulamaya koydu. Mutabakat metnine Öcalan ve bir kısım PKK liderlerinin ülkeden kovulması da konmuştu. Çeşitli bölgelerdeki PKK ofisleri ve kampları kapatıldı, siyasi, kültürel ve sosyal faaliyetler de dâhil olmak üzere bütün faaliyetleri engellendi, terör ve yasa dışı faaliyetlerde bulunmak ve sınır ihlalleri yapmakla suçlanan birçok kişi tutuklandı.
Türk tarafına isim listeleri dahi teslim edildi. Uygulama yalnızca mutabakata bağlı bir taahhüt değildi, aynı zamanda Türk tarafının sahip olduğu PKK’nın faaliyetlerini, liderlerinin isimlerini, adreslerini, resimlerini ve telefon numaralarını içeren devasa ve önemli miktarda bilgiler nedeniyle, Suriye tarafı iyice köşeye sıkıştırılmıştı.
Esed rejiminin aldığı önlemler, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın bir güvenlik operasyonunda tutuklanmasıyla birleşince, PKK'nın yıkılmasına, Türkiye'deki ve yurtdışındaki silahlı faaliyetlerinin çoğunun durdurulmasına neden oldu. Türklerin istediği de zaten buydu, mutabakatın ise artık pratikte bir önemi kalmamıştı ve unutulmaya terk edildi. Bunun en büyük delili, PKK unsurlarının 2004’te Suriye’de yeniden kadrolaşıp Demokratik Birlik Partisini (PYD) oluşturmasını önemsememiş olmalarıdır. Hepimizin bildiği gibi Türkiye’nin Beşşar Esed rejimi ile ilişikleri o dönem oldukça iyi bir seviyeye gelmişti, yani bu oluşumu engelleyebilirlerdi. Bu da, Adana Mutabakatının belirli bir krizi aşmayı hedeflediğini göstermektedir. Artık Suriye-Türkiye ilişkilerinin arşivlerinde kalan bir belgeden başka bir şey değildi.
Rusya Devlet Başkanı’nın yapmak istediği şekilde, Adana Mutabakatı’nın yeniden yürürlüğe konması ve Türkiye ile Esed rejimi arasındaki ilişkilerin yeniden başlaması, mutabakatın içeriğini ve doğduğu çevreyi aşan bir durumdur. Şartlar son yirmi yılda büyük ölçüde değişti ve bu durum mutabakatın geçersiz olduğunu göstermektedir.
Mutabakatın yeniden yürürlüğe konmasına dair Türk tarafından yapılan açıklamaların hiçbir kıymeti yoktur. Türk-Rus uzlaşmasının bozulmasını istemiyorlar, dolayıyla ihtilaf yaratmamak için söylenmiş sözler olduğu çok açıktır. Suriye'ye yönelik Türk pozisyonunun genel çizgisi bellidir. Sadece Esed rejiminin varlığı, mutabakatın yeniden yürürlüğe konmasının önündeki en büyük engeldir. Ayrıca Esed rejimi, Türkiye’yi üstü kapalı bir şekilde tehdit etmiş ve ortaya koyduğu faraziyeleri de reddetmiştir.
Esed rejimi Suriye topraklarının tamamını yeniden kontrol altına almaya çalışmaktadır. Bu nedenle de Türk siyasetinin Suriye'ye müdahalesini eleştirmiştir. Suriye'de gerçekleşen birçok bölgesel ve uluslararası müdahalenin ışığında anlamsız bir eleştiri olduğu da çok açıktır.