Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

​Türkiye, Suriye'de yeni bir Erbil istemiyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Çarşamba günü; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye’de Türkiye’nin kontrolü altında bir “güvenli bölge” kurulmasını görüşmek için Moskova’daydı.
Oradan yaptığı açıklamada Erdoğan; ABD’nin bu konuda olumlu bir tutum sergilediğini ve Rusya ile de bu konuda herhangi bir sorun yaşanacağını düşünmediğini ifade etti.
Erdoğan önerisi; Suriye’nin kuzeydoğusunda 250 km uzunluğunda ve 32 km genişliğinde bir güvenli bölge kurmak.
Bunun amacı ise –Erdoğan’a göre- Türkiye sınırlarını ABD’nin yardımıyla DAEŞ’i yenen ve farklı etnik gruplardan oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çoğunluğunu oluşturan YPG’li Kürt savaşçılardan korumak.
Suriyeli Kürt yetkililer ise kendi açılarından BM ya da ABD liderliğindeki koalisyonun kontrolü altında olması şartıyla güvenli bölgenin kurulmasını destekleyeceklerini vurguladılar.
Güvenli bölgenin kurulması halinde ABD’nin Türkiye’nin SDG güçlerine saldırmasını ve yok etmeseni engelleyip engellemeyeceği konusunda ise şu ana kadar yeterli bilgi bulunmuyor.
Konunun özünü de bu sorun oluşturuyor. Türkiye; kurmak istediği bu güvenli bölge ile Suriye’nin kuzedoğusundaki ana Kürt yerleşimlerinin Türk ordusu tarafından kontrol edilmesini istiyor.
Zira dağılmaktansa Türkiye ile savaşmaya hazır olan SDG güçlerinin büyük bir çoğunluğunu bu bölgelerden gelen savaşçılar oluşturuyor.
Buna karşılık bu güçler de Türkiye’yi Kürtlerin varlıklarını tehdit eden en büyük güç olarak görüyor.
Bu nedenle; Türkiye’nin istediği gibi Suriye’nin kuzeydoğusunda bir güvenli bölge inşa etmek çok zor.
Çünkü Türkiye’nin SDG güçlerini bu bölgeden barışçıl bir şekilde çekilmeye ikna edecek araçlardan yoksun olması göz önüne alınırsa bunu yapabilmesi için Rusya, İran, ABD ve uluslararası topluluğun birçok üyesini ikna etmesi gerekir. Zira bu bölge SDG güçlerinin bölgesidir.
Türkiye YPG’yi anlaşmalı bir şekilde bu bölgeden çekilmeye zorlar ümidiyle ABD’ye baskı yapmak için askeri güce başvuracağı tehdidinde bulunuyor olabilir.
Lakin –uluslararası hukuk uzmanlarından birinin dediği gibi- eğer güvenli bölge kurulacaksa ilk önce uluslararası meşruiyete sahip olmalıdır. Dolayısıyla Güvenlik Konseyi’nden bu yönde bir karar çıkmalıdır.
Bu da Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyelerini yani ABD, Rusya, Fransa, İngiltere’yi ikna etmesi gerektiği anlamına gelmektedir.
Türkiye’nin Güvenlik Konseyi’nin müdahalesi olmadan Suriye içerisinde bir güvenli bölge kurmakta ısrar etmesinin iki amacı vardır:
Birincisi; Türkiye bir Güvenlik Konseyi kararı ile güvenli bölge kurulması halinde bu bölgenin; 1991 Körfez Savaşı sonrası Irak’ta kurulan ve Irak Kürtlerinin özerklik kazanmasını sağlayan bölgeye benzer olmasından korkmaktadır. Çünkü bu, Suriye’nin kuzeyinde her tür Kürt oluşumunu şiddetle reddeden Türkiye için kabus gibi bir senaryodur.
İkincisi; Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan kurulmasını istediği bu bölgenin; sadece Türkiye’nin güvenliğini sağlamak değil artan ekonomik zorluklar ile karşı karşıya olan Türkiye’de Suriyeli mültecilerin neden olduğu yükü hafifletebileceğini de düşünmektedir.
Türkiye içerisinde Suriyelilere yönelik büyük bir hoşnutsuzluk olduğu artık açık bir şekilde bilinmektedir. İktidar partisi AKP’nin yoksulları Suriyeli mültecilere, devletten aldıkları sınırlı yardımlara paylaşmak zorunda kaldıkları rakipler gözüyle bakmaktadırlar. Bu da Erdoğan için büyük bir sorun teşkil etmektedir.
Türkiye’de ekonomik durumun kötüye gitmesi Türklerin, Suriyelilere yönelik hoşnutsuzluklarını ve öfkelerini arttırmakta.
Birçok ekonomi uzmanı,Türkiye ekonomisinin bu yıl resesyona girmesi beklentisi içinde olduklarını belirtirken son kamuoyu yoklamaları da Erdoğan liderliğindeki AKP’nin, gelecek Mart ayında düzenlenecek yerel seçimler öncesinde rakipleri karşısında önemli ölçüde gerilemekte olduğunu göstermektedir.
Ekonomiyi canlandırma çabasıyla Erdoğan bu ay içerisinde Suriye’de kurulmasını önerdiği güvenli bölgeye dönen Suriyeliler için dev konut projeleri hazırlandığını açıkladı. Erdoğan ayrıca güvenli bölgenin Suriyelilerin göçünü tamamen durduracağını da ifade etti. Türkiye’de bazıları, Beşşar Esed başkanlık koltuğunda kaldığı sürece ABD’nin Suriye’nin yeniden imarına katkıda bulunmayacağını, ancak AB’nin bu inşa projelerini finanse edebileceğini düşünmektedir.
Türkiye’de inşaat sektörü ekonomik yavaşlamadan en çok etkilenen ve tam bir durgunluk yaşayan sektörlerin başında geliyor.
İnşaat sektörü istihdam açısından GSYİH'nın yüzde 10'unu temsil ettiği ve ekonomik büyümenin dayanaklarından biri olduğu için canlandırılması büyük bir önem taşıyor. Ekonomistler ise inşaat sektörünün satılmayan birçok proje nedeniyle girmiş olduğu ağır borçları ödeyememesinin sektörün 10 yıl sürebilecek uzun bir durgunluk dönemine girmesine yol açabileceğini belirtiyorlar.
Bu nedenle Ankara; Suriye’deki inşaat projelerinin Türkiye’de tehdit altında olan inşaat sektörünü desteleyebileceğini düşünüyor.
Türk sanayicilerden biri: Suriye’nin yeniden imar edilmesi gerekiyor ve Türkiye’nin bu konudaki katkısı çok büyük olacaktır diyerek bunu destekliyor.
Türkiye’nin Suriye’de oteller, yollar ve tren istasyonları inşa ettiği 2010 yılı öncesi dönemi hatırlatarak “Neden yeniden başlamayalım” diye soruyor. Ardından Suriye ile ekonomik olarak barışmayı önererek bunun Türkiye için ideal olacağını belirtiyor.
Ancak herhangi büyük bir yeniden inşa projesinin hayata geçebilmesi için Ankara ile Şam arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını gerekiyor. Esed’in yönetimden çekilmesini bekleyen Erdoğan ise şu ana kadar bunu reddediyor.
Nasıl Türkiye’nin kendi özel planlarını yapmaya hakkı varsa diğer taraflarında bu planları engellemeye hakkı vardır.
Bu nedenle Türkiye BM’den uluslararası onay almadan önce büyük olasılıkla Avrupa, Erdoğan’ın Suriye devletinin müdahalesi olmadan güvenli bölgede gerçekleştirmek istediği projelere büyük bir mali destek sunmayı kabul etmeyecektir.
Aslına bakılırsa Türkiye’nin Suriye’deki inşaat projeleri Türk inşaat sektörünü desteklemek için yeterli değildir. Çünkü konunun uzmanlarının da belirttiği gibi "Türk inşaat sektörü" şehirler inşa edebilir ama Türkiye’de her yıl yaklaşık 600 bin yeni konut satılmaktadır. Suriye’de ise bu projeler hayata geçirilse bile yılda bu oranın ancak 10’da biri kadar bir satış gerçekleştirebilir. Ayrıca Suriyeli mültecilerden hangisi İstanbul gibi bir şehirde yaşamaktan vazgeçip Suriye gibi yıkılmış bir ülkeye dönmek ister ki?
Buna karşılık SDG de Türk güvenli bölgesinin kurulmasını engellemek için ABD ve Rusya arasındaki rekabeti kullanacaktır. Aynı şekilde Türkiye ve Rusya anlaşsa bile Suriye rejimi de bu konunun taraflarından biridir. Dolayısıyla Kürtlerin Suriye rejimi ile yakınlaşmaları Türkiye’de büyük bir rahatsızlık yaratmaktadır.
Rusya, İran ve Türkiye’yi bir arada tutan tek şey ABD’nin Suriye’deki askeri varlığıdır. Bu taraflardan her biri ABD’yi nüfuzunun önündeki bir engel olarak görmektedir.
Moskova’da gerçekleşen görüşmelerde Putin Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarına saygı duyduğunu vurguladı. Ama aynı zamanda Erdoğan’ı sınır bölgelerinin istikrarını sağlamak için Suriye hükümeti ile görüşmelere başlamaya da teşvik etti. Rusya Suriye düzenli ordusunun nüfuz alanını genişleterek bütün Suriye topraklarını kapsamasını istiyor. Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerin genişlemesinin kendisinin de ülkedeki gücünü arttıracağını düşündüğünden Şam ile Kürtler arasındaki müzakereleri himaye etmeye hevesli görünüyor.
Buradan yola çıkarak Moskova’nın, sadece güvenli bölgenin inşasını çökertmeye değil Türkiye’nin ya da Suriye hükümetinin veya sahadaki herhangi bir oyuncunun atabileceği adımları engellemeye ya da aksatmaya gücünün yettiğini kesin bir şekilde söyleyebiliriz
Tüm bunlardan sonra Erdoğan’ı, doğru stratejiye sahip bir devlet adamı olarak kabul edilebilir miyiz?