İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar
TT

Direnen Maduro ve felaketzede Venezuela

Son iki haftada direniş ekseninin medyasını takip ettiyseniz, kuşatma altına alınan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun Baas Partisi üyesi ya da İran ekseninde bir direnişçi olduğunu zannedebilirsiniz. Söz konusu tarafların nüfuzuna bağlı medya organları, devlet başkanının ve ülkesinin maruz kaldığı emperyalist komployu bertaraf etmek için Maduro propagandasını yaptı.
Aslında Maduro’ya yönelik bu direniş desteği tuhaf değil. Maduro ve Hugo Chavez’in gerçekleştirdiği başarılar, Arap direnişçilerin gerçekleştirdiği başarılardan aşağı kalır bir yanı yok;
Ülkeyi entelektüellerden, üretici güçlerden arındırmak, devlet hazinesini menfaatçilerin çıkarına harcamak…
Tüm bunlar, rejimin bekasını halkın bekasından üstün tutan devrim ideolojisine hizmet etmektedir.
Maduro, Rus ve Çinli müttefikler tarafından destekleniyor. Erdoğan Türkiyesi de Maduro’yu destekleyenler kervanına katıldı. Bu ülkelerin yönetim şekillerindeki benzerlik apaçık ortada. Öte yandan Başkan Donald Trump yönetimi ve birçok Batılı ülke ise geçici Devlet Başkanı Juan Guaido’nun yanında yer aldı. İki eksenin bölündüğü, Venezuela’nın ve Latin Amerika’daki uluslararası nüfuzun geleceği üzerindeki çatışmanın şiddetlendiği bir zamanda birçok kimse, Rusya ve ABD arasında yeni bir soğuk savaştan bahsetmeye başladı.
Ayrıca Kremlin’in Maduro’ya sağlayacağı mutlak destekten ve Vladimir Putin’in uluslararası hukukun korkunç ihlaline yönelik sert tutumundan hareketle bazı gazeteler, Üçüncü Dünya Savaşı olasılıklarına odaklandı. Rus Dışişleri Bakanı, Amerikalılara “ABD başkanlığı için Trump yerine Nancy Pelosi’yi desteklersek tutumunuz ne olacak?” sorusunu yöneltmede tereddüt etmedi.
Tabi Venezuela’daki gelişmelerin arka planı, hızlı hareket etmeye ve yanlış analiz yapmaya olanak sağlıyor. Ülkede iki devlet başkanı söz konusu. Başkanlardan birisi, geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan başkanlık seçimlerine muhalefetin katılmasını engellemesine ve bu seçimlerin geniş çaplı boykot edilmesine rağmen meşruiyeti temsil ettiğini söylüyor.
Diğeri ise Ulusal Meclis Başkanı olmasından dolayı kendisini geçici devlet başkanı ilan etti. Meclis başkanı sıfatından dolayı anayasa, herhangi bir nedenle devlet başkanlığı makamının boşalması halinde Guaido’ya başkanlık görevini devralma hakkı veriyor.
Venezuela muhalefeti, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun meşruiyetinden şüphelendiğinden ötürü, başkanlık makamının boşaldığını dile getirdi. Venezuela ordusu, mevcut krizde şu ana kadar Maduro’ya destek veriyor. Birçok kimse, üst düzey subayların oynayacağı rolün belirleyici olacağını düşünüyor.
Venezuela yüzünden soğuk savaşın çıkacağına yönelik endişeler yersiz. Zaman, ne bu savaşların ne de Domuzlar Körfezi’nin zamanıdır. Ayrıca ne Beyaz Saray’da John Kennedy ne de Kremlin’de Nikita Kruşçev bulunuyor. Bunun için Venezuela’nın Latin Amerika’da siyasi ve ekonomik bakımdan önemli coğrafi konumuna rağmen dünyanın iki büyük kutbu arasında herhangi bir çatışmayı tasavvur etmek zor.
Önceki krizlere özellikle de Suriye meselesine yönelik uluslararası müdahaleler ve çatışmalar, bize bu zamanın büyük güçlerin çıkarları için halkları feda etme zamanı olduğunu öğretti. Fransız Le Monde gazetesinin muhabiri, Kolombiya-Venezuela sınırındaki bir köprüde Venezuela’nın ekonomik felaketinden kaçan bir kişiyle röportaj yaptı. Ekonomik felaketten kaçan kişi, Le Monde gazetesinin muhabirine şunları söyledi:
“Maduro ve Guaido, aynı familyadan. Ne Maduro, Guaido’yu ne de Guaido, Maduro’yu yok edebilir. Muhalefet, insanların durumunu iyileştirmek için değil, aksine petrolden gelen paraları kontrol etmek için iktidara ulaşmak istiyor. Bu adam, her gün ülkesinden kaçan 5 bin Venezuelalıdan birisidir. Öyle ki ülkede bir günde enflasyon yüzde 3 oranında yükseliyor. (Bu yıl enflasyon yüzde 10 milyona ulaştı) Venezuelalılar, petrol denizi üzerine kurulmuş bir ülkeden kaçıyor. Petrol, işgücü ve kaynak getirmesi gerekirken insanların ekmek aramak için ülkeden kaçmasına neden oluyor.”
Çıkarlar, Trump yönetimini geçici Devlet Başkanı Juan Guaido’nun yanında yer almaya sevk ederken Vladimir Putin’i ve Rus servislerini de Nicolas Maduro’yu savunmaya teşvik ediyor. Aynı şekilde Çin de Maduro’yu destekliyor. Zira Çin, Venezuela’da ve diğer Latin Amerika ülkelerinde büyük yatırımlara sahip.
Venezuela’daki değişim başarılı olursa bu durum, Hugo Chavez döneminden beri siyasi ve ekonomik bakımdan Venezuela’da yatırım yapan Rusya için tam bir felaket olacaktır. 2000 yılından bu yana Moskova ve büyük Rus şirketleri, Venezuela’da 17 milyar dolarlık yatırım ve kredi harcamasında bulundu. Geçtiğimiz Aralık ayında Moskova’ya yaptığı son ziyarette Maduro, Putin’le Venezuela petrol endüstrisiyle ilgili 5 milyar dolar ve madenlere yönelik ise 1 milyar dolar değerinde Rus yatırımları için anlaşma yaptı.
Rus yönetiminin açıkladığı siyasi desteğin yanı sıra bir de Venezuela’daki mevcut krize yönelik Rusya’nın tutumunu yönlendiren ekonomik faktör bulunuyor. Rusları ve Çinlileri endişelendiren bir soru var: Bu borçlar nasıl ve kime ödenecek? Venezuela yönetimini ABD’ye yakın bir hükümet devralırsa Moskova’nın borçlarını geri almasını kim garantileyecek?
Rusya ve Çin, son yıllarda Venezuela’ya en çok borç veren ve en büyük ham petrol rezervine sahip Venezuela’nın petrol sektörüne en çok yatırım yapan iki ülke konumunda. Aynı durum, Washington’un petrol çıkarları için de geçerlidir.
Öyleyse Maduro yanlılarının tasavvur etmek istediği gibi bu çatışma, ne soğuk savaş ne de Amerikan sağının komünist bir ülkeye düzenlediği klasik kapitalist bir operasyondur. Klasik anlamda 1960’ların ve 70’lerin kapitalizmi ve komünizmi artık mevcut değil.
Venezuela krizi, Rusya ve ABD’nin kendilerini çatışma içerisinde bulduğu çağımızın krizlerinden birisidir. Moskova ve Pekin, 2003’te Irak’ta ve 2011’de Libya’da olduğu gibi ABD’nin müdahalelerinden ve Batı’nın hoşnut olmadığı rejimleri devirme operasyonlarından endişe duyuyor.
Rusya; Avrupa ve ABD’nin rejimleri devirip sonra da mağdurlardan vazgeçmesinden ve iç savaş çıkartıp halkı birbirine düşürmesinden dolayı Avrupa ve ABD’yi eleştiriyor.
Batı da 2008 yılında Gürcistan’da 2014 yılında Ukrayna’da ve 2015’ten bu yana Suriye’de olduğu gibi Rusya’nın askeri müdahalelerini tenkit ediyor.
Şu an Venezuela krizinde şahit olduğumuz uluslararası kutuplaşma yeni bir şey değil. Yeni olan şey ise dış krizlere müdahale etmek istemeyen ve ABD’nin iç çıkarlarını her şeyden önemli gören Amerikan yönetiminin karşısında Rus-Çin birliğidir.
Bunun için Batı’nın desteğiyle Venezuela muhalefetinin akıbetinin Beşşar Esed’in yönetimde kalması için feda edilen Suriye muhalefetinin akıbetine benzemesine yönelik haklı bir endişe mevcut.