Abdulaziz bin Osman bin Sakr
TT

​Vaat veren bir Irak ve çocuklarının sorumlulukları

Irak, hepimizin kalbinde büyük yeri olan kardeş bir Arap ülkesidir. Irak’ı uzun bir aradan sonra “Rafideyn Diyalog Merkezi”nin düzenlediği “Rafideyn Diyalog Forumu” vesilesi ile 4 Şubat’ta bir kez daha ziyaret etme fırsatı elde ettim. Forum’a başta Irak Cumhurbaşkanı Behram Salih olmak üzere üst düzey Iraklı yetkililerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası tarafların yetkilileri ve temsilcileri ile farklı akımlardan araştırmacılar ile düşünürler katıldı. Katılımcılar, Ortadoğu bölgesi ile Irak’ın durumunu, sorunlarını, bu sorunların kaynaklarını, 2003 yılından günümüze içine düştüğü bu çıkmazdan nasıl çıkabileceği konularını tartıştı.
Forum’da yaptığım konuşmanın başlığı “Ortadoğu: Çatışmalar Toprağı Ve Dünya Siyasetinin Kıblesi”ydi. Konuşma, Ortadoğu bölgesinin gerçeği ve mevcut ikilemlerin üstesinden nasıl gelinebileceği ve Irak’ın Arap dünyası ve uluslararası alandaki rolünü tekrar kazanması hakkındaki görüşlerimi içeriyordu. Konuşmada yer alan görüşleri 4 ana noktada şu şekilde özetlemek istiyorum:
Başta Irak olmak üzere bölgenin temel sorunlarından biri de devletin yüksek menfaatleri için değil de kendi çıkarları için savaşan ve devlet otoritesi kabul etmeyen silahlı milis güçlerin varlığıdır. Bu silahlı milis güçler her ne kadar farklı biçimlerde ve şekillerde olsalar da istisnasız hepsi istikrara ve bölgesel güvenliğe tehdit teşkil etmekte, yıkım ve tahribatta bulunmakta ve ülkeleri iç savaş uçurumuna sürüklemektedir.
İkinci nokta; bazı bölgesel güçlerin kendi bölgesel egemenliklerini dayatmaya çalışmaları, yasa dışı amaçlarını gerçekleştirmek için din, mezhep, etnik ve milliyetçilik kartlarını ve farklı araçları kullanmalarıdır.
Üçüncüsü; dış güçlerin ve özellikle de büyük devletlerin bölgeye yönelik müdahaleleridir. Bu müdahaleler hem uluslararası istikrarı ve güvenliği sarsmakta hem de bölgeyi bir Soğuk Savaş alanına dönüştürmektedir.
Dördüncü nokta ise İsrail işgalinin Filistin topraklarında yaptığı gibi işgal, zorla el koyma, insan hakları ve uluslararası yasalarla uyuşmayan bir şekilde, yasa dışı olarak bu topraklarda yaşayan halkı kontrol etmeye çalışmaktır.
Irak’a dönecek olursak… Güvenlik durumunun 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından geçen yıllara göre çok daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Farklı ülkelerden yetkililerin ve araştırmacıların akını ile Bağdat’taki güvenlik ve kontrol noktaları azaltılmıştı. Aynı zamanda yerli liderlerin konuşmalarından uzun yılların ardından Irak’ı yeniden inşa etme, Irak halkını yeniden birleştirme, Arap köklerine ve bölgesel aidiyetine yeniden dönmeyi istediklerini hissettim.
2003 yılından bu yana geçen sürede Irak halkının vatandaşlık ve aidiyet duyguları olumsuz bir şekilde etkilendi. Halkın kaynakları boş yere harcandı, ortak vatandaşlık kimliği yerine ırkçılık ve mezhep merkezli tavır arttı, Irak zorla Arap çevresinden uzaklaştırıldı, iç savaşlar yaşandı, bu kardeş ülkede şiddet yaygınlaştı ve terörist gruplar serpilerek gelişti.
Gerek bir araya geldiğim Iraklı yetkililere, gerekse Forum çerçevesinde gerçekleştirilen yan tartışmalarda gerekse medyada olsun Irak’ın geleceği  ile ilgili görüşlerimi ve bakış açımı ilettim. Bunları yine kısaca şu şekilde özetleyeceğim:
-Irak’a tarihi boyunca olduğu gibi hoşgörünün ve birlikte yaşamanın dönmesi için kapsamlı ve genel bir iç uzlaşı sağlanmalıdır. Binlerce yıldır ayrımcılığa, ırkçılığa ve baskıya maruz kalmadan birlikte yaşayan Irak devletinin bütün oluşumları aynı kabul edilmelidir.
- Irak, hangi gerekçelerle olursa olsun herhangi bir ülkenin değil kendi çocuklarının sorumluluğudur. Irak halkı medeniyetler kurmuş ve en eski dönemlerden beri devlet idaresinin temelleri konusunda deneyimli bir halktır. Ülkesini yönetmeye, dış müdahalelere bir tepki olarak doğan iç çatışmaların ve savaşların neden olduğu yıkımı yeniden inşa etmeye gücü yeter.
- Irak uzun yıllar boyunca maruz kaldığı yolsuzluk ve bozulma nedeniyle zayıf bir devlete dönüştüğü için bütün dış güçlerin hemen ve hiçbir gerekçe ve iddia ileri sürmeden Irak topraklarından çıkması ya da geri çekilmesi ve Irak’ı kendi çocuklarına bırakması gerekir. Bütün bölgesel ve küresel taraflar, Irak halkının hiçbir ülkenin vesayetine ihtiyacı olmadığını anlamalıdır.
- Irak’ın referansları dış değil Arap kaynaklı olmalıdır. Irak’ın görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilecek, Irak halkının doğası, ihtiyaçları ile uyumlu ve hedeflerini gerçekleştirebilecek Arap referansları vardır.
- Güçler ayrılığını benimseyen bir sivil devlet kurulmalıdır. Kota ya da mezhep merkezli değil, sadece vatandaşlık temellerine dayanan bu sivil devleti ve halkı korumak için de modern askeri temellere göre düzenli, profesyonel ve eğitimli bir ordu kurulmalıdır.
- Bütün silahlı milis güçleridağıtılmalı, silahlarını belirli bir özgürlük ve insan haklarıçerçevesinde toplumun herhangi bir oluşumun haklarını yemeden Irak toplumunun farklılıklarını ve mozaiğini koruma gücüne sahip meşru bir hükümetin idaresinde olan merkezi devlete teslim etmeleri sağlanmalıdır.
- Uzun yıllar Irak’ın bedenini ele geçiren, devleti yorgun düşüren ve halkı parçalayan terör belasını söküp atmak için uluslararası toplumun yardımı, Irak halkının dayanışması, devlet organlarının birleşmesi ile ülke bütün terörist grup ve örgütlerden temizlenmelidir.
- İhtiyaçları, ulusal geliri ve gelecek vizyonu ile uyumlu bir şekilde modern Irak’ın yeniden inşasına yönelik bölgesel ve küresel bir fikir birliği olmalıdır.
Bu ve diğer unsurlar, Irak’ın bölgesel çevresine, Arap köklerine, küresel rolüne, düşüncesiz, aşırı ya da sonu belirsiz askeri maceralara başvurmadan bölgesel dengeleri korumak için bir bölgesel güç olarak dönmesi için yeterlidir. Aynı şekilde Irak devletinin terörü kovmak ve güvenliği sağlamak için tüm topraklarında tekrar kontrolü sağlaması, bölge ülkeleri ya da dış ülkeler ile Irak ve halkının çıkarlarına uygun dengeli dış ilişkiler inşa etmeye dönmesi için yeterlidir. Irak ayrıca bölgesel ülkelerin araca ya da İran’ın yaptığı gibi diğer Arap ülkelerini ele geçirmek ve kontrol etmek için kullandıkları bir platform ya da ABD’nin yaptığı gibi zayıf ve inandırıcılıktan uzak gerekçelerle bir dış gücün askeri üssüne dönüşmemelidir.
Suudi Arabistan ve KİK ülkeleri Irak’ın eski bölgesel gücüne dönmesini istiyor. Çünkü bütün oluşumlarını ve etnik gruplarını kucaklayan güçlü Irak hem halkı hem de çevresi için bir kazanımdır. Suudi Arabistan mezhep merkezli uygulamalar nedeniyle halkının birbirini boğazladığı, birleşik bir devletin varlığını tehdit eden kota sistemi nedeniyle zayıf düşen bir Irak istemiyor. Bu hedefleri ve beklentileri gerçekleştirmek için de Riyad, Irak hükümeti ile iş birliği yönünde olumlu adımlar atmaya başladı. Dış müdahalelerden uzakta, Irak halkı üzerinde hiç kimsenin vesayet kurmadığı, kendi kendini yöneten birleşik ve güçlü bir Irak’ın varlığı dışında Suudi Arabistan’ın hiçbir çıkarı yoktur.