Son on yılda Körfez ülkeleri Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE liderleri tarafından farklı Doğu başkentlerine ziyaretler düzenlendi. Bu liderler ziyaret ettikleri ülkelerde pek çok ekonomi ve kalkınma anlaşması imzalayarak ekonomik ve siyasi bağları güçlendirdi. Suudi Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın Pakistan, Hindistan ve Çin’e yönelik son ziyareti de bu stratejik bağlamda düşünülmeli.
Körfezliler bir süredir büyüyen ekonomik ortaklık, her iki taraftaki kalkınma hamlelerini en üst düzeye çıkarmak için karşılıklı güven ve istikrarlı bir siyasi güvene duyulan ihtiyaç gibi bir dizi stratejik etkenden dolayı Doğu ile olan köprüleri sağlamlaştırmak için çabalıyor.
Körfez, Doğu’dan gelen ticari mallar, hizmetler ve çevrilebilir para ile söz konusu ülkelerin ekonomisine katkı sağlayan ve yerel kalkınmayı destekleyen Asyalı iş gücü ile beslendiği gibi Doğu’nun da kalkınma planlarını gerçekleştirmek için Körfez’den alacağı enerjiye ihtiyacı vardır.
Doğu’ ya yönelmek, Batı’dan kopmak anlamına gelmiyor; bunu söylemeye bile gerek yok. Gelgelelim Batı ekonomik alışverişi, politik konularda Körfez ülkelerine yönelik kabul edilemez şartlar dayatmak için bir güç olarak kullanmaya çalışıyor. Öte yandan Batı, ekonomilerinde göze çarpan bir zayıflığa ek olarak halkçılığın yayılmasından kaynaklanan siyasi bir sıkıntı ile boğuşuyor ki bu durum, söz konusu ülkelerin çoğundaki siyasi karar alma mekanizmasını doğrudan etkiliyor. Dolaylı olarak da Batı- Körfez ilişkilerine etki ediyor.
Ne Doğu, Körfez için yeni ne de Körfez, Doğu için. Yirminci yüzyılın ilk yarısına dair istatistikler, Körfez ithalatının çoğunu Doğu’dan gelen malların oluşturduğuna ve en büyük payın da Hint alt kıtasına ait olduğuna işaret ediyor. Rota, Batı’ya yöneldikten sonra şimdi yine bildiği, tanıdığı Doğu’ya çevrildi. Doğu gerek ticari mallar gerek hizmetler bakımından bol üretim ve kaliteli sanayinin adresi oldu.
Unutmayalım ki tek başına Hindistan, dünyaya en az 20 milyar dolar tutarında teknoloji ürünü ihraç ediyor. Çin de teknik bakımdan bazı Batılı ülkelere üstün konumda; hatta bu teknoloji çekişmesi Batı dünyasının gündemini ciddi anlamda meşgul eder oldu. Çin Hükümeti, İpek Yolu projesini pazarlamak için yoğun çabalar gösteriyor. Bu yol üzerindeki ana duraklardan biri olması sebebiyle bu projede Körfez bölgesi, onun için önem arz ediyor.
Asya kıtasının doğusundaki tüm ülkelerin enerjiye ihtiyacı var ve bu da Körfez havzasındaki ana kaynak. Elimizde sayısal göstergeler mevcut. Şöyle ki, Körfez ülkeleri ile ASEAN Topluluğu (Hindistan, Çin ve Pakistan hariç on Asya ülkesi) arasındaki mal değişimi 2014 yılında toplamda 120 milyar dolara ulaşmış; 2018 yılında Çin ile olan değişimin tutarı ise 127 milyar dolar. 2017 yılında Avrupa pazarı ile ticaret hacmi 140 milyar doları bulmuşken siyasi baskının gölgesinde ekonomik ilişkilerin kefesi Doğu lehine ağır basıyor.
Ayrıca Doğu iş ahlakının başka bir özelliği var ki o da şu: İster Malezyalı ister Güney Koreli ister Çinli ister Hintli olsun Doğulu şirketlerin çoğunda yolsuzluk oranı kayda değer bir şekilde az ve başarı değerleri yüksektir. Sözünü ettiğimiz şirketler, Körfez ülkelerinde dev projelere imza attılar ve bunlar, olabilecek en titiz şekilde ve uygun zamanda tamamlandı. Günümüzde artık teknoloji dünyada kimsenin tekelinde değil. Neredeyse herkese açık bir alan; üreticisinin ten rengine bakmaksızın istifade edilebilecek bir şey. Çin, teknoloji ve nükleer sanayi de dahil olmak üzere pek çok alanda bir rakip haline geldi; sınırları dışında pek çok pazarda ama özellikle gelecek vaat eden Kara Kıta’da yatırımlar yapıyor.
Körfez toplumları ile hükümetlerinin omuzlarındaki görev kolay değildir. Nitekim ekonomik çeşitlilik, gelişmiş toplum ve rakip özel sektör gibi hedefleri gerçekleştirmek isteyen Körfez ülkelerindeki kalkınma planlarının temsil ettiği arzularla karşılaştırıldığında coğrafi çevresinde büyük bir zorlukla karşı karşıya. Çeşitli meydan okumalar, bu ülkeleri ciddi ortaklar ve kayda değer sarsıntıların yaşanmadığı uzun soluklu ilişkiler aramaya itiyor.
Batı’nın istikrarsız politikaları ve halkçılık ile tepkiselliğe boyun eğişi karşısında Körfez ülkeleri, ‘belirsiz’ noktalara vardı. Pek çok göstergenin bugün dünyanın en güçlü ekonomilerine üstün geleceklerini söylediği Hindistan ve Çin ekonomilerine yönelik büyük beklentiler şurada dururken Batı’nın bu durumuna orta ve uzun vadede güvenmek söz konusu olamaz. Körfez vatandaşları için iş fırsatlarının artırılması önemli bir meseledir. Hele de nüfusta dikkate değer bir artış yaşanırken.
Bu nüfusun çoğunluğunu oluşturan gençler yakın gelecekte iş dünyasını kapısını çalacaklar ve bunların hükümetin mevcut istihdam politikalarını kabullenmeleri beklenemez. Körfez ülkelerinin çoğunluğu, geçen asrın yarısından beri takip ettiği politikalardan geri adım attı. Bu politikalar genelde ‘refah toplumu’ olarak adlandırılabilecek şeye dayanıyordu. Küresel enerji kaynaklarının alternatif üretecek şekilde değişmesi, iklim ve çevre baskılarına maruz kalması gibi gelişmeler, petrol ve gaz pazarlarından elde edilen gelirleri etkiliyor. Bu nedenle söz konusu politikalardan vazgeçilmesi oldukça gerekli hatta toplum için can simididir. Bu geri adım atış, ekonomi politikalarında başlar; bugün Körfez ülkeleri ve toplumları için acil durum haline gelen eğitim-öğretim ve kadının vatandaş olarak konumunun pekiştirilmesi ile devam eder; modern kalkınmanın gerektirdiği son aşamaya kadar sürer.
Doğu’ya yönelme, Körfez’in dış politikasının son zamanlarda Batı ülkeleri tarafından maruz kaldığı baskılardan da kurtulması anlamına geliyor. Batı, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ahlaki sorumluluklarından çekiliyor ve çıkarlarını, ilkelerine önceliyor. Kendisinin muştuladığı kalkınma teorilerinin çoğu da başarısız oldu ve yerel ve küresel toplumsal sözleşmenin esaslarını değiştirmeye çalışmak zorunda kaldı. Bu nedenle Doğu bilimsel bir toplum kurulmasına ve sosyal adalete doğru ilerlenmesine dayalı başka bir kalkınma teorisi öne süreli beri Batı, güvenilirliğinden kaybetmeye başlamıştır.
Ekonomik ihtimaller yönetiminin bir kısmı, Doğu’ya yönelmek şeklinde ancak hepsi bu değil. Körfez’in içeride yapması gereken şeyler de var. Bugün onun önünde birtakım engeller var ki bunların en büyüğü, devam etmesiyle birlikte olumsuz mekanizmalar oluşturan ve bazılarının üzerine ‘asalakça’ çıkarlar inşa ettiği ‘Körfez bölünme krizini’ yönetememesidir. Bu geçici kriz, zamanla daimî bir hal alıp ortak kalkınma yürüyüşünü sabote ederek direnci zayıflatabilir.
Son söz niyetine:
Artık bir devlet veya bir siyasi, hatta ekonomik kurum, krizlerden muaf değil. Bu krizlerin üstesinden gelmek için bilimsel planlar üzerine kafa yormak, hem bireyi hem de ülkeyi boğulmaktan kurtaracak olan şeydir!
TT
Körfez’in Doğu rotası için girdiği stratejik yarış
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة