Belki de tarih 2016 yılına özel bir önem verecektir. Çünkü bu yılda sonradan dünyada yaşananlar üzerinde büyük etkileri olan 2 olay yaşanmıştır.
Birincisi, İngiltere’nin AB’den ayrılması için düzenlenen halk referandumu ya da bilinen adıyla Brexit, ikincisi ise Donald Trump’ın 45. ABD başkanı olarak seçilmesidir. Birincisinde düzenlenen referandum ile halka AB içinde kalma veya ayrılma seçeneği sunuldu ve halk ayrılmayı seçti. İkincisi ise büyük bir süprizdi.
Çünkü halkın, hayatı boyunca kamu alanında hiç sorumluluk almamış, bağlı olduğu Cumhuriyetçi Parti içerisinde öne çıkan bir üye olmayan bir iş adamı ile eski başkan Bill Clinton’un eşi Hillary Clinton arasında bir seçim yapması gerekiyordu ve onlar da Trump’ı seçti.
ABD ve İngiltere’den daha demokratik bir tecrübeye sahip bir ülke yoktur. İki ülkede siyasi kutuplaşmanın yaşandığı taraflardan uzakta bütün alçakgönüllüğü ve uzlaşı arayışıyla politik oyununun hoşgörüsünü ve güzel ahlakını bilen gelişmiş, saniyeleşmiş ve eğitimli ülkelerdir.
Her iki durumda da seçim halkındı. Her 2 seçimde de seçimin iki taraf arasındaki fark yüzde 2’den azdı. Ancak oyunun kabul edilmiş kurallarına göre ne için yapılmış olursa olsun seçimlerde yüzde 50+1 oy alanlar kazanmış kabul edilir.
Bu iki olayın üzerinden 3 yıl geçti. Dünya kesinlikle artık eskisi gibi değil. Avrupa kıtasında AB’den çıkmak isteyenlerin olmadığı, hem sağ da hem de solda aşırı grupların ortaya çıkmadığı bir ülke kalmadı. Polanya ve Macaristan’da aşırı sağcılar kazanırken, İtalya’da solcu bir hükümet doğdu.
Buna karşılık dünyanın geri kalan kısmı da elbette sessiz ve sakin değildi. Ortadoğu’nun terörü Avrupa ve ABD’ye kadar ulaşırken göç ve mülteciler konusu küresel ilişkilerin en önemli konularından biri haline geldi. Gelişmiş Kuzey ülkeleri kendisini korkutan en büyük kabus yani güneyin çocukları ile kapılarını çalması, Akdeniz sularında kaçak teknelerle yüzerek gelip kapısına dayanması kabusu ile yüzleşmek zorunda kaldı.
Halkların Brexit’i ve Donald Trump’ı seçmek ya da benzer ‘hayati’ kararları almalarının arkasında bu nedenler mi yatıyordu? Doğrusu bu sorunun yanıtını bilmiyoruz. Belki de evet. Ama bütün bu olanlar çok daha derin ve etkili bir şeyin sonucu da olabilir. Bu şey nedeniyle derin teknolojik ve küresel gelişmelerin ateşi, İngiltere ve ABD halkı ile diğer Avrupalı, Amerikalı ve gelişmiş halkların başına vurmuş ve onları içeriden sallamış olabilir. İngiltere’nin 50 yıl boyunca kurulmasına yardımcı olduğu birlikten çıkma kararı almasına yol açmış olabilir.
Öyle ki dünyada başka büyük savaşların yaşanmaması için Avrupa ülkelerinin ulusçuluktan vazgeçip, aşamalı olarak uluslar ötesi bir otoriteye dönüşecek çok taraflı bir kuruluşun çatısı altında yaşamayı kabul etmeleri karşılığında, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’yı canlandıracak Marshall Planı’nı başlatarak, Avrupa projesinin temellerini atan ABD bile bu nedenden ötürü İngiltere’nin kararını memnuniyetle karşılamıştır.
Ortak bankası, para değeri, ticareti ve çoğunlukla tek bir ‘visa’sı olan AB, üçüncü bin yılın başlangıcında doğdu. Diğer tarafta ise ABD, kendisini küreselleşmenin lideri olarak deklare etti. Bu liderliğin içerisinde AB, yanında da NATO ve Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasında kendisine bağlı ülkeler bulunuyordu.
Tarihin yaşananların nedenlerini öğrenmek için çok uzun bir zamana ihtiyacı olacak. Hatta belki de bir halkın güç ve zenginlik elde ettiği bir sistemden referandum veya seçim yoluyla çıkmak istemesine neden olan şeyin ne olduğunu hiç öğrenemeyebilir de.
İlk bakışta Brexit uluslararası ilişkilerde atılmış ve AB sözleşmesinin 50. maddesindeki gerekli işlemleri takip etmekten başka bir şey gerektirmeyen bir adımdan ibaretti. Bu madde gereğince AB’ye girmeden önce olduğu gibi ayrılmadan önce de müzakareler yürütülmeliydi. Ancak Mısır’da denildiği gibi ‘hamamın girişi ile çıkışı bir değil’. Bu söz AB için de geçerli.
Doğrusu çıkış için anlaşmaya ulaşmakta bir zorluk yaşanmadı. İngiltere Başbakanı Theresa May, AB ile bir anlaşmaya ulaşmayı başardı. Ama İngiliz parlamentosu bu anlaşmayı reddetti. Ardından May, anlaşmada bazı değişiklikler yapılması için tekrar AB’ye başvurdu ama AB’nin İngiltere’ye birlik üyelerine verdiği gibi haklar vermesi mümkün değildi.
Şu anda İngiliz hükümetinin önünde 3 seçenek bulunuyor:
Anlaşmasız, kuralsız ve İrlanda Cumhuriyeti ile sınırı olan Kuzey İrlanda bölgesine tanınmış özel haklar olmadan AB’den ayrılmak, halkın AB’den ayrılmanın sonuçlarını daha iyi anlamış olmasını umarak ikinci bir referandum düzenlemek ya da parlamentonun reddettiği anlaşmayı halkın onayına sunmak. Elbette hükümetin isitifa etmesi ve bu durum ile farklı bir şekilde başa çıkabilecek yeni bir hükümet arayışına gitmek de bir seçenek olabilir.
Çünkü Kuzey İrlanda ve İskoçya’nın farklı bakış açılarına sahip oldukları göz önüne alınırsa, durum, AB içerisinde kalma ya da ayrılma meselesinden çıkıp, Britanya Birleşik Krallığı’nın birliğini tehdit eden bir soruna dönüşmüştür.
Ancak İngiltere’nin ünlü 2 partili sistemi dağılırken, bu seçeneklerden herhangi birisini gerçekleştirmek ne dereceye kadar mümkündür? Başlangıçta Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi anlaşmanın reddedilmesi konusunda bir uzlaşı vardı. Ama çok geçmeden her 2 partinin üyeleri ya bu birlikten ayrılmaya ya da bağımsız oluşumlar oluşturmaya başladı. Başka tür bir çıkış için yapılan oylamalar olağan hale geldi ve anayasal kriz İngiltere’nin tamamını kapsamaya başladı. Peki yapılacak bir referandumda halkın bir kez daha AB’ye dönmek istemesi durumunda ne olacak? Konuyu bir kez daha görüşmek için 1 yıl sonra üçüncü bir referandum mu yapılacak? Halkların oylama yapma isteklerinin bir sonu var mıdır?
ABD’de de durum çok farklı değil. Trump’ın başkan seçilmesinden 3 yıl sonra bugün, California eyaleti ABD’den ayrılmaktan bahsetmeye başladı. Bu sadece bir tehdit olabilir. Ama Trump, aralarında California eyaletinin de bulunduğu ve ABD ile Meksika arasındaki ‘duvar’a karşı olan, ne tesadüftür ki hepsi de seçimlerde Trump’a oy vermeyen eyaletlerden olan 16 eyaleti cezalandırma kararı aldı.
Yönetime gelmesinin üzerinden geçen 2 yılın ardından ABD Başkanı’nın hem 2 partiden senatörler ile Kongre hem de Adalet Bakanlığı, istihbarat kurumları, FED ve Savunma Bakanlığı ile başı dertte. Bütün bunlardan önce de Trump, New York Times gazetesini ‘halkın düşmanı’ olarak nitelemişti. Acaba İngiliz halkı ile ABD halkı Avrupa’dan ya da dünyadan ayrılma kararı almalarına neden olan politik bilgeliklerinin sonuçlarını biliyorlar mıydı?
TT
Halkların bilgeliği
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة