Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

DEAŞ ve yeni bir sürgüne dönüş

Birkaç haftadan beridir, gittikçe küçülen ve sayıları azalan, hatta büyüklüğü sadece bir köy ile sınırlı kalan binlerce DEAŞ unsurunun Suriye'nin doğusundaki Baguz köyünden çıkışı devam ediyor. İlk önce köy sakinleri mezarlardan çıkar gibi çıktı, ardından da onları savaşçılar takip etti. Böylece sahne daha tuhaf, acımasız ve trajik hale geldi.
DEAŞ karşıtı propaganda, bu kadınların ve çocukların orada zorla “canlı kalkan” olarak tutulduğunu savunuyor. Fakat davranışlarına dikkatlice baktığınızda kararsız olduklarını görüyorsunuz. Tam bir tükenmişlik hali yaşıyorlar ve tamamı karanlık bir mağaradan çıkmış gibi. Zorla çıkarılmış gibi duruyorlar. Kur'an-ı Kerim’de kıyametin anlatıldığı bir sahnede “Sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi” (Enfal, 8/6) ifadesi kullanılır. İşte yaşananlar bu sahneyi hatırlatıyor. Ya da Dante'nin dediği gibi, ‘cehenneme atılmak istenenlerin paniklemelerine’ benziyor!
İki şeyi hatırlayalım: İlk olarak bu sahneleri Lübnan, Ürdün ve Türkiye'ye sığınan milyonlarca Suriyeli mültecide gördük. Özellikle de son 6-7 yıl boyunca… İkinci olarak tüm dünyada olmasa da genel olarak mültecilerin, özellikle de Afrika ve Asya'dakilerin, bedenlerinde, ruhlarında ve yaşamlarında benzer bir sefaleti, umutsuzluğu ve bitkinliği görürsünüz! Zaten çok az bir şeye sahiplerdi, onu da geride bırakarak kaçmak zorunda kaldılar. Kaçarken de sefalet ve tükenmişlik hali üzerlerine çöktü. Çünkü yaşamlarını yitirme korkusu onları sürgüne itti. Onurlu bir hayat duygusunu da böylece yitirmiş oldular.
 Şu ana kadar kurbanlar hakkında konuştuk, Irak, Suriye, Somali, Libya, Sahel ülkeleri, Nijerya ve diğer bölgelerde son yıllarda çoğalmış olan kasaplar, işkenceciler, yıkım ve ölüm şeytanları hakkında konuşmadık.
Bunlar iki ana sınıfa ayrılmıştır: İktidar sahipleri sınıfı ve iktidar olmak isteyen milisler sınıfı. İlk sınıf da bölümlere ayrılıyor. En önemlileri şunlardır: İçerdeki iktidar ve bunlarla veya muhalifleriyle iş birliği yapan bölgesel ve uluslararası güçler. İçerdeki iktidar, milyonlarca insanı öldürerek yerinden ediyor. Onları böylesi bir suça motive eden gücü anlamak gerçekten zordur. İnsani duygularını ve zihinsel durumlarını anlamak da mümkün değildir. Bütün bu vahşeti, olayların sona ermesinden sonra geride kalacak insanları kontrol altında tutmak için yapıyorlar. Onlardan biri olan ve bir süre önce ölen birinin söyledikleri bana nakledilmişti. Anlaşılan o ki onu böylesi bir suça sevk eden kendince pek çok neden vardı. Bu nedenleri şöyle sıraladı:
“Onları öldürmesem beni öldürürler, iktidardan ayrılırsam ülke bölünür ve düşer. Tereddüt edemem ya da öldürmekten geri durmam, zira içerdeki ve dışarıdaki destekçilerim beni suçlar ve hızlıca beni değiştirmeyi düşünmeye başlarlar.”
Hayatta olan bir diğer ise şunu söyledi:
“Onlar bıkana kadar ben öldürmekten bıkmayacağım!”
Son haftalarda Rus şehirlerinde, Rus birliklerinin DEAŞ ve silahlı Suriye muhalefetinden ele geçirdikleri ağır ve orta silahlar sergilendi. Çok şükür! Moğollar gibi ölü bedenleri veya kafataslarını sergilemediler! Başkan Putin de dâhil olmak üzere Rus yetkilileri sık sık Suriye'de yüzlerce yeni silah denediklerini ve etkili olduklarını ispatladıklarını açıkladı! Bu durum aynen içerdeki iktidar gibi utanmadıklarını ve hiçbir şeyden çekinmediklerini gösteriyor. ABD ile rekabet bahanesiyle emperyal hedeflerini gerçekleştirmek istiyorlar. Şimdiki ve gelecekteki stratejik çıkarları için kendilerini haklı göstermeye çalışıyorlar. Daha söylenmeyen ve yazılmayan binlerce savaşçı komutanın sözleri var! Değişik yollarla bir şekilde dillendiriyorlar.
Suriye'ye müdahale eden Türklerin durumu biraz farklı gibi duruyor. Sınırlarında yarı Kürt bir oluşum kurulma korkusu yaşıyorlar. Kürt Demokrat Partisi eski başkanı Salih Müslim buna karşılık olarak “Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sorunlarını çözene kadar korkmaya devam edecekler!” cevabını vermişti.
Her yere müdahale eden İran’ın durumu ise çok daha karmaşıktır. Bir keresinde Esed'le ittifak yüzünden müdahale ettiklerini duyurdular. Bir keresinde de Nasrallah'ın “Müdahale etmezsek Necef, Kerbela ve Kum'u işgal edecekler!” dediğini duydum. Yine başka bir sefer de Suriye’nin önceden Şii olduğunu ve yeniden bu temel üzerine inşa edilmesi gerektiğini söylediler. Araplardan geçmişin intikamını almak istediklerini ve bu nedenle “dört Arap başkentini“ işgal ettiklerini de dillendirmişlikleri var.
Her durumda öne sürülen mazeretler ne olursa olsun sonuçlar çoğunlukla silahsız insanları öldürmek, onları yerinden etmek şeklinde tecelli ediyor. Çünkü ülkenin asıl sahiplerinin sayılarını azaltmak, yerlerine başka kimseleri yerleştirmek istiyorlar. Bu nedenle elbette ki Suriye ve Irak'ta yerinden edilmişler Sünnilerden oluşuyor!
Şimdi de en uç noktaya, yani DEAŞ ve El Kaide’ye gidelim…
İnsanların ölümü pahasına emirlikler ve devletler kurmak, hilafeti ilan etmek istediler. Cinayet ve halkı yerinden etmede onları motive eden neden nedir? Onlar bu nedeni açıkça şeriat hükümlerinin ihlal edilmesi veya saldırılması olarak belirtiyor. Şiiler ve Müslüman olmayan azınlıklar ise zaten kâfirler ya da sözleşmeyi ihlal eden zimmîlerdir...
Rakka’ya bağlı köylerden birinde Suriyeli mültecilerle yapılan bir toplantıda dinlemiştim. Şunları söylemişlerdi:
En acımasız olanı (İktidar güçleri, Kürtler ve DEAŞ hegemonyası altında yaşamışlardı) DEAŞ’tı. Kürtler ve Esed Rejimi daha ziyade göçe zorladı. Aynı zamanda bunu kolaylaştırmak için rüşvet alıyorlardı! "DEAŞ" tarafından ilan edilen vahşet yönetimi ise, insanları disipline etmenin, onları şeriat yoluna geri döndürmenin, azınlıkları ve düşmanları korkutmanın zorunluluğuna inanıyorlardı.
Bu vahşi yönetim DEAŞ ile sınırlı değildi Suriye ve Irak'ta tekfirci pek çok cemaat vardı. Milyonlarca insanın ruh dünyasını tahrip ettiler.
Birkaç gün önce Venezuela'daki durumla ilgili bir haber dinliyordum. Maduro ve Guadio taraftarlarının şiddete başvurmayacaklarına dair herkes hemfikirdi. Çünkü onlara göre burası Hıristiyan veya solcu bir geleneğe sahip değildi. Bu analizin doğru olup olmadığını bilmiyorum. Peki, İnsanlar ne zaman şiddete başvuruyor? Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin -Allah rahmet eylesin- Cezayir'deki huzursuzluk konusunda endişeliydi. Doksanlı yılların başında ona şunu söylemiştim: Maliki mezhebine mensup olmanızdan dolayı şiddete başvurmayacaksınız.
Şiddet patlak verdiğinde Şeyh Şemseddin şunu söylemişti:
“Bizdeki sorun maliki mezhebi ile ilgili değil. Bilakis nazik olamamakla ilgilidir. Dinimiz kan ve şiddet karşısında inceliğini ve disiplinini kaybetti. İran devrimi esnasında ve sonrasında ve Başkan Sedat’ın öldürülmesinde bunu daha iyi idrak ettim. Hiç kimsenin din adına şiddet eylemini haklı gösteremediği ‘Tekbir’ getirerek! Öldürmeye girişilmediği bir zamana ulaşmak için ne yapabiliriz? Bu eninde sonunda gerçekleşmeli. Halkımızın ve Batı dünyasının gözünde bu fenomen izole edilmelidir. Dindeki bu inceliği ve zarafeti geri kazanmak için çok çalışmak gerek. Din bütün şiddet çeşitlerini ortadan kaldıracak hale getirilmelidir. Hatta Şiddet tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Dinin nazik yönü sadece şiddeti önlemede kullanılmamalı. Ötekilerle ilişkilerimizde de ahlaki ve dini zarafet öne çıkarılmalıdır.”
Dinden beklediğimiz inceliği iktidar sahiplerinden de beklemeliyiz. Muhalif olsun veya olmasın herkese nazik davranmaları gerekir. Son yıllarda din adına şiddeti önlemek için büyük çabalar sarf edildi. Ancak devlet adına işlenen şiddeti önlemek için benzer çabalar gösterilmedi. Şiddet, şiddeti haklı çıkarmaktadır. Diğer bir ifade ile şiddet şiddeti doğurmaktadır.
“DEAŞ” henüz tamamen ortadan kalkmadı. Fakat dini, ahlaki ve siyasi olarak ortadan kalktı. Halk nezdinde bir karşılığı kalmadı. DEAŞ’a katılan tesettürlü bir kadın örgüte bağlılığın devam etmesi konusunda ısrar ediyor. Bu nefrettir, din değil. Bu gerçeği ısrarla dile getirmeliyiz.
Bedenleri iyileştirmek bazen yıllar alabiliyor. Elbette ki ruhları iyileştirmek de yıllar alacaktır. Ulus devleti zorlama veya şiddete başvurmadan inşa etmeliyiz. Bu, yeni bir umuda dönüştür. Yeni bir sürgüne dönüş olmasını istemiyoruz!