Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Fuad Sinyora ve Lübnan’daki mücadelenin yeniden ivme kazanması

Eski başbakan Fuad Sinyora’nın 1.3.2019 tarihli basın toplantısı, yeni bir uyanmaya ve Lübnan’daki mücadelenin hız kesmeden devam edeceğine işaret ediyor.
Basın toplantısı ayrıca, Devletin anayasal, askeri ve finansal güçlerine yönelik tahakkümü ve işgali önlemek için son bir çabadır.
General Avn’ı Cumhurbaşkanlığına getiren “uzlaşma”nın mantığı nedir?
İki yıl ve hatta 2011'den bu yana meydana gelen gelişmeler gösterdi ki, bu “uzlaşma”, her şeyi Hizbullah ile müttefikleri arasında paylaşmanın diğer bir adıdır. Bu müttefikler kimler mi?
(Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareketi, Suriye rejimi ve İran rejimidir. Bunun dışında müttefik istenmiyor. Paylaşımın esasları ise; İki ordunun olması ya da ordu ve milislerin olması…
Zira bunlara göre resmi ordunun gücü yok. Seçim yasasının değişmesi…
Bir sonraki hükümetin yüzde 50’lik iki blok üzerinden kurulması istendi. Kamu görevlerinin dağılımda Hizbullah ve diğer müttefikinin yarı yarıya etkin olması…  
Beyrut Havalimanı, liman, gümrük işletmeleri ve Enerji Bakanlığı gibi kurum ve kuruluşların kontrolünün yine yarı yarıya dağıtılması. Tüm bunlar Sinyora’nın basın toplantısında açıkça zikrettiği şu sonuçlara neden olmaktadır: Anayasayı yazılı olarak olmasa da uygulamada değiştirmek, dolayısıyla tüm devlet kurumlarını işlemez hale getirmek. Bütün bunların gölgesinde Başbakanlık kurumunu yavaş yavaş işlevsiz kılmak, hatta tamamen ortadan kaldırmak. 
Birisi bu durumu protesto eder veya karşı çıkarsa müttefik iki blok hemen şunu söylüyor:
Devlet kurumlarındaki bütün görevlendirmeler Bakanlar Kurulu'nun onayıyla gerçekleşiyor!
Elektrik sektöründe alınan kredi miktarı ve bütçe rakamları, en büyük harcama ve yolsuzluğunun son yıllarda meydana geldiğini gösteriyor.
Tüm bu yolsuzluklar, şimdilerde yolsuzlukla mücadele ettiğini iddia eden iki blok tarafından gerçekleştirildi.
Bir de gümrükler ve havaalanı meselesi var. Ulaştırma Bakanlığı’nın harcamaları 11 milyarı aşmış durumda.
Başbakan Sinyora hükümetlerinin 2005-2009 yılları arasında Ana Tesislerin işletmesi için harcadığı para ancak bu kadardı.
O dönem Temsilciler Meclisinin, Başkan Berri tarafından kapatıldığını da unutmamak gerekir.
Demek ki taraflar arasındaki "uzlaşma" General Avn, Nasrallah, Berri, Hariri, Caca ve Canbolat blokları arasında yapılmadı, bilakis Hizbullah ile Cumhurbaşkanı Avn arasında yapıldı. Milletvekili Musevi Temsilciler Meclisinde, Cumhurbaşkanının direniş silahı sayesinde o makama ulaştığını söylemişti.
Tüm bunlara rağmen, Başkakan Saad Hariri, Paris CEDRE Konferansı'nda ülkenin mali durumunu ve ekonomisini kurtarmaya çalıştı.
Babası Refik Hariri de 2001-2004 yılları arasında ülkenin finansal yapısını çöküşten kurtarmıştı. Refik Hariri dönemlerinde Paris konferanslarına karşı çıkanlar Suriye rejiminin güdümündeydi, dolayısıyla faydalı sonuçlar almak mümkün olmadı.
Bugün de Hizbullah CEDRE’e karşı çıkıyor çünkü İran, Lübnan'a etkili ilaçlar da dâhil olmak üzere her ilacı sağlayabildiğini! İddia ediyor.
Elbette, CEDRE (Sedir) Konferansı'nın kararları hemen uygulanamayacak, çünkü çoğu kredidir. Kredi verecek olanlar elbette ki paralarının nasıl harcandığını izleyeceklerdir.
Yöneticilerin keyfine bırakılmayacak. Temsilciler Meclisi Başkanı tarafından bir an önce genel kurula sunulması gereken yasa tasarıları var. Bunu yapmak yerine, Maliye Bakanı'nı 10 yıl önce başbakanlık yapmış Sinyora’nın harcamalarını gözden geçirmesi için görevlendiriyor.
Eski Başbakan Sinyora’nın okumalarına geri dönelim. CEDRE’i uygulamaya koyma imkânları hakkında konuşmadı. Ancak 11 milyar dolarlık harcamaya dair gerçekleri ortaya serdikten sonra, devletin ve rejimin tıkanması anlamına gelen şu siyasi sonuçlara ulaştı: Bir paralel devlet (Hizbullah) devletin siyasi ve askeri karar alma mekanizmalarını ele geçirdi. Savaşlara ve çatışmalara da saplanmış durumda.
Yabancı rejimlerin çıkarına hareket ediyor. Yolsuzluk, kargaşa ve mezhepçiliği yayıyor.
Anayasayı tanımıyor. Hizbullah'ın silahının gölgesinde iktidara gelmiş olan bloklar da partizanca hareket ediyor.
Hizbullah büyük bir yolsuzluğa bulaştı. Müttefikleri ve yandaşları ise kamu parasını yağmalayarak yolsuzluk kervanına katıldılar.
Bürokratlar genelde şöyle der: “Kamu parasının boşa harcanması o kadar da kolay değildir.”
Eski Başbakan Sinyora’nın mantığı buna şöyle cevap veriyor: Devlet, kendi kararlarını bağımsız alamaz hale gelmiştir. Bu veya şu eksene göre kararlar alınmaktadır. Hükümetin kamu kurumları üzerinde hiçbir yetkisi yoktur, dolayısıyla kamu harcamalarını kontrol etme kabiliyetine sahip değildir. Bu kurumları işgal etmiş olanlar kontrol ve denetim mekanizmalarının çalışmasını istemiyorlar.
Başbakan Sinyora bu bağlamda üç örnek sundu; Birincisi: Denetim Divanı kamu harcamalarını yıllarca denetlemedi. İkincisi: Sinyora hükümeti 2006 yılında Temsilciler Meclisi'ne bir taslak yasa sundu.
Kontrol, şeffaflık ve rasyonalizasyon için uluslararası bir danışmanlık firmasının görevlendirilmesini öngören bir teklifti.
Yasa teklifi sonradan Müstakbel bloğu tarafından birçok defa meclis gündemine taşındı, ancak taslak metin çekmecelerde kaldı.
Üçüncüsü, Maliye Genel Müdürü (1999'dan beri görevdedir), harcamaları izleme, kayıt altına alma, denetleme ve ilgili mercilere sunma görevini yerine getirmemektedir.
Ne mi yapıyor? Geçmişe dönük olarak 10 yıl boyunca gözünden kaçmış yanlış harcamaları ortaya çıkarmaya çalışıyor!
Bu iki seviye; İdari ve ekonomik-mali seviye birbiriyle bağlantılıdır. Bu nedenle, herhangi bir finans ve mali reform, bu iki seviye arasındaki ilişki dikkate alınarak yapılmalıdır.
Biri diğerine rağmen ıslah edilemez. Sonra iktidarın tepesi olarak tanımlanan üçüncü bir seviye var.
Varılan söz konusu “uzlaşma”, ulusal dengeleri gözetmeli, iç ve dış politikada devlet mantığını yeniden egemen kılmalıydı. Ancak, milis mantığı, anayasal kurumların arasında bile hüküm sürmeye başladı. Çarpıcı bir örnek, Bakanlar Kurulu'nun sondan bir önceki toplantısıdır.
Lübnan Kuvvetleri Bakanı, Mülteci İşleri Bakanı ile tartışmaya girdi, zira Mülteci İşleri Bakanı Hükümetin herhangi bir kararı olmaksızın Suriye'ye gitmişti.
Cumhurbaşkanı ise bu tartışma ortamına kızdı ve masaya yumruğunu vurarak toplantıyı erteledi.
Başbakan ise bu duruma itiraz etmedi. Normalde bu yetki Cumhurbaşkanının değil Başbakanındır.
Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Hüseyin el-Hüseyni, Cumhurbaşkanı'nın tarafsız bir konumda olması gerektiğini ve onun adeta düdüksüz bir hakem olduğunu, dolayısıyla toplantıları erteleme yetkisinin olmadığını belirtti. Buradaki sorun sadece yetkilerin kullanımıyla ilgili değildir, bilakis devlet mantığının ihlal edilmesiyle de ilgilidir. Yaklaşık on bakan Suriye'ye gitti ve Suriye rejiminden yerinden edilmiş insanlarla ilgili bir fikir veya teklif almaları gerekiyordu. Rusların bir girişimi var.
Cumhurbaşkanı yerinden edilmiş kişilerin sorununu çözmek istiyorsa –ki kendisi, Basil ve Berri başka bir konuşmaz oldular- Başbakan Hariri'ye teklifleri incelemek ve ulusal çıkarlara neyin uygun olduğuna karar vermek için özel bir oturum önermesi gerekirdi. Gerçek şu ki Suriye rejimi yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü istemiyor. Ruslar bize bunu açıktan söylediler.
Kral II. Abdullah, Meclis Başkanı Berri’nin yanı başında iken aynı şeyleri dillendirdi.  Cumhurbaşkanı Avn bunların hepsini biliyor, ancak oradaki rejimle ilişkisini koparmak istemiyor. Yerinden edilenler meselesini, ulusal kimliği tehdit ettiği iddiasıyla mezhepsel yaraları kaşımak için istismar ediyor.
Bu dönemdeki Bakanlar Kurulu, dengesizliği, ayrışmaları ve tahakkümü artırmanın bir yolu olarak bir oyun sahasına dönüşmüş durumda, ancak sahada sadece bir takım var.
Eski Başbakan Sinyora tüm bu sıkıntılara önceden de değinerek gerekli uyarılarda bulunmuştu. İki bloğun (Hizbullah ve Avn bloğu) Başbakan Sinyora'ya karşı 2007 yılından bu yana yürüttükleri olumsuz kampanyaların nedeni budur.
Bu nedenle, Lübnanlı vatanseverler harekete geçmelidir. Sinyora, Lübnan’la ilgili mücadelenin vatan, devlet ve toplum olarak devam ettiğini, dolayısıyla milis mantığına boyun eğmeyeceğini ilan etmiş oldu. Bu gerçeği bugün fark edemeyenler yarın da fark edemezler.