Hadiseler, dünya çapında peş peşe sıralanıyor, ancak hadiselerin Arap bölgesinde gelişme şekli, hızı ve hatta niteliği diğerlerinden farklıdır. Bölgemizdeki hadiseleri genellemeci bir yaklaşımla takip etmek terk edemediğimiz hatalardandır.
Arap dünyasında olup bitenleri diğerleriyle aynı haber ya da analiz kapsamına alıyoruz. Bu, pek çok hadisenin resmini, boyutlarını ve yankılarını alt üst eden bir yanılgıdır. Her Arap ülkesinin, kendine has kültürel, tarihi, finansal kabiliyeti ve yaşamın bütün yönlerini etkileyen coğrafi konumu vardır.
Onlarca yıldır, çoğu Arap ülkesi, her ülkenin gidişatı üzerinde farklı büyüklükte etkiler meydana getirmiş iç hadiseler ve dış zorluklar yaşamıştır. Genelleme yapmak, her zaman yanıltıcıdır ve gerçeklerin üzerine kum kütlesi püskürtmektir.
Mesela Fas Krallığı, yüzyıllar boyunca birikmiş sosyal, kültürel ve etnik yapıya sahiptir. Endülüs ile olan irtibatı, Fıkıh, felsefe ve tasavvuf okulları ve geçirdiği farklı aşamalar, onu farklı kılmıştır. Kendine has bir idare şekli vardır. Coğrafi olarak, Avrupa'ya en yakın yerdir. İspanya'dan yalnızca birkaç bin kilometre uzaklıktadır.
İspanyol ve Fransız sömürgeciliğine karşı uzun bir direniş dönemi geçirmiştir. Nitelikleri diğer ülkelerden farklı bir sömürge dönemi yaşadığı söylenebilir. Fas'ın kültürel ve manevi dokusu Batı Afrika'ya kadar uzanmıştır. Çoğu ülkeler hala Fas'la olan kültürel ve tasavvufi bağlarını korumaktalar.
Bugün Fas Krallığı'ndaki yönetim şekli, farklı bir karaktere sahiptir. Faslı kardeşlerimizin dediği gibi kral, hazinenin başıdır. Taraflar üstü bir konuma sahiptir. Herhangi bir siyasi partiye meyletmez. İnsanlar kimi seçerse devleti o idare eder.
Ancak, en batıda yer alan Moritanya İslam Cumhuriyeti hakkında konuşacak olursak, her konuda benzersiz bir yapıya sahiptir. Tarih, günlük yaşamın tüm kollarında etkili, dinamik bir olgudur. Bedevi kimliği, Moritanya kentlerinde yaşayanları dahi kapsamaktadır. İslam, sadece devleti niteleyen bir unvan değil, temel bir referanstır, hem de Hassani lehçesiyle nesilden nesile aktarılan bir şiirdir.
Muhtâr Veled Dâde’nin ölümünden, yani bağımsızlıktan bu yana, yönetim ordunun elinde. Batı Afrika bölgesi ile içi içe geçmiş olması avantajlar sağladığı gibi bedel ödenmesine de neden olmuştur. Özellikle kölelik konusu, ülkedeki modernleşme sürecinde hala bir baskı unsurudur. Coğrafi olarak Arap dünyasından uzak olan bu ülke, Atlantik Okyanusu'nda muazzam balık stoku zenginliğine sahiptir. Ülkede madenler ve umut verici petrol keşifleri vardır. Bütün bunlara rağmen ülke büyük ekonomik sıkıntılar çekmeye devam ediyor.
Cezayir adeta bir kıtadır, yılların soğutamadığı sıcak bir tarihe sahiptir. Araplar, kabileler ve aşiretlerden oluşan farklı bir sosyal dokusu vardır. Ülke Osmanlı döneminde sakin bir devlet değildi, sınırları genişledi ve daraldı. İslam, tüm dönemlerde, farklı bileşenlere rağmen vatan evlatları için birleştirici güç oldu.
Cezayir karakterini oluşturan en büyük ve en güçlü halka, Fransız sömürgeciliği dönemi idi. Zira ülke kimliğini değiştirmeye çalıştılar. Fransızcayı hemen yaymaya başladılar. Cezayir, Fransa tarafından tam ve resmen ilhak edildi. Milyonlarca Fransız yerleşimci buraya getirildi ve verimli topraklar elde etmeleri sağlandı.
Sömürge yıllarının başından beri direniş kültürel olmuştur. Zira İslami kimliği korumak istiyorlardı. Din alimleri Fransız kampanyalarına karşı birçok hamleler yaptılar ve birçoğu bunun için hayatını feda etti.
İslami kimlik silahıyla yürütülen bu direniş, bağımsızlık için silahlı cihadın yolunu açtı. Cezayir Ulusal Hükümeti’nin kurulmasından sonra, ülke sosyalist bir yola girdi. Bu durum, başta gaz ve petrol olmak üzere muazzam zenginliğe sahip olan ülkedeki ekonomik faaliyet üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur.
Cumhurbaşkanı Huari Bumedyen’in vefatından sonra ülke ‘kara on yıl’ olarak bilinen bir siyasi istikrarsızlık dönemine girdi. Radikal unsurlar yaklaşık çeyrek milyon vatandaşı öldürdü ve ülke ciddi bir ekonomik ve sosyal kriz yaşadı. O dönem yaşamda, zihinlerde ve vicdanlarda derin izler bıraktı.
Arap Mağrip Birliği’nin haritalarını okumaya tabi tutuyoruz. Tunus Cumhuriyeti, bu haritadaki en önemli istasyonlardan biridir. Tarihsel bir boyuta sahip ülke, tarihsel, kültürel ve sosyal dokusuyla bambaşkadır.
Kartaca döneminde Akdeniz’in vurucu gücünü temsil eden Tunus, Fenike kökleri, Şam diyarından Kuzey Afrika'ya kadar uzanan Roma İmparatorluğu ile karşı karşıya geldi. Kartaca’nın Roma karşısında aldığı yenilgiden sonra Roma, ‘denizimiz’ dediği tüm Akdeniz’e egemen oldu.
İslami fetihten sonra Tunus, fikri ve fıkhi aydınlanmanın merkezi haline geldi. Hatta Fatımiler döneminde Akdeniz'in bazı adalarını ve ülkelerini yöneten vurucu bir askeri güç haline geldi.
1705 yılında Ali bin el-Hüseyin, Osmanlı İmparatorluğu şemsiyesi altında yönetimi ele aldı. Ailesi ise Fransa'dan bağımsızlığını kazanana kadar iktidarda kaldı, Bayat yönetimini sonlandırdı ve Cumhuriyeti ilan etti.
Hüseyniye ailesi, modern devletin temellerini attı. Devletin anayasası mesabesinde olan ‘Eman/emniyet’ belgesi yayınladı. Sosyal reformlar alanında cesur adımlar attı. Sonraki yıllarda ülke, Hayruddin et-Tunisi ve Abu Diyaf'tan Tahir Haddad'a kadar birçok aydının fikri faaliyetlerine tanık oldu.
Tunus tarihini farklı kılan husus, Fransa'ya ilhak olmaması ve devletin ortadan kalkmamasıdır. Fransızların varlığı, ülkeyi vesayet altına alan Bardo Antlaşması'na dayanıyordu. Bağımsızlıktan sonra, Devlet Başkanı Habib Burgiba, Doğu Arap bölgesinde yaygın olan ideolojik akımlardan farklı bir yol izledi. Gerçekçi bir milli politika takip etti. Soğuk Savaş taraflarıyla dengeli ilişkiler kurdu. Kapsamlı bir sosyal ve kültürel modernleşme sürecine öncülük etti. Dönemin Başbakanı Zeynel Abidin bin Ali tarafından görevinden azledildi.
Libya ise diğer Mağrip ülkelerinden farklı bir siyasi sürece sahipti. Sadece Fransız sömürgesine maruz kaldı. Karamanlı dönemi hariç, yüzyıllar boyunca Osmanlı yönetimi altında kaldı.
İtalyan faşist sömürgeciliği, Libya'yı İtalya'ya ilhak etti, eğitimi engelledi, soykırım savaşı başlattı ve kitlesel gözaltılara imza attı. Libya, Cemahiriye ve Krallık dönemleri de dahil olmak üzere tarihi boyunca hiçbir dönemde hiçbir politik ya da sendikal faaliyet görmedi.
Birçok Arap ve Afrika ülkesi iktidar partisi aracılığıyla bile olsa çok partili bir döneme tanık oldu. Kral İdris Cezayirli bir aileden gelmesine rağmen yönelimleri özellikle de Mısır ile doğuluydu. Krallığın kaldırılmasından ve Albay Muammer Kaddafi'nin gelmesinden sonra Arap birliği sloganı öne çıktı. Buna yönelik birçok adım da atıldı, ancak elle tutulur bir başarı elde edilemedi.
Üçüncü Dünya Teorisi bağlamında ‘Yeşil Kitap’ yayımlandı. Libya yakın ve uzak savaşlara girdi. Sosyalist bir yaklaşım benimsedi. Daha sonra Arap Birliği projelerini bir kenara bırakarak, Afrika kıtasına yöneldi. Petrolün getirdiği zenginlik, politik yaşamda büyük etkiler bıraktı.
Mağrip ülkeleri arasındaki tüm bu farklılıkların ışığında, halkın dolaşım özgürlüğünü sağlamak ve kendi aralarında hizmet, mal ve sermaye transferini gerçekleştirmek için Arap Mağrip Birliği'nin kurulması kararlaştırıldı.
Üye devletlerinin endüstriyel, tarımsal, ticari ve sosyal gelişimlerinin sağlanması hedeflenmişti. Anlaşma, birliğin yürütme, yasama ve yargı idari organlarının kurulmasını içeriyordu. Anlaşma 1989 yılında Marakeş'te imzalandı. Sonuç neydi?
Birliğin ilanından 30 yıl sonra, birlik ülkeleri arasındaki ilişkiler daha da gerildi ve bazı ülkeleri sarsan gelişmeler diğerlerini de etkiledi. Birçoğu pasif bir pozisyon aldı. Birlik neden en baştan başarısız oldu?
Rejimlerin yapısı ve yönetim tarzları birbirinden farklıdır. Liderleri farklı tabiatlara ve düşünce yapılarına sahipti. Tüm halkların tarihi ve mizaçları farklıdır. Uluslararası ilişkiler ve ikili çıkarlardaki farklılıklar, rejimler arasında güven eksikliğine neden oldu. Mağrip Birliği, karşı konulması zor olayların afetinden uzak kalmayı tercih etti ve sessiz bir varlık haline geldi.
TT
Etkisini yitirmiş Arap Mağrip Birliği
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة