Bir arkadaşının düğününe gider gibi çantasını alıp emin adımlarla yürüyerek Colombo’daki kiliseye gitti ve taşıdığı bombayı ibadet edenler arasında patlattı. Yolda, kutlama yapanların yoğunluğundan ötürü kendisini kilisenin dışına çıkaran dedesinin elinden tutan bir kız çocuğuyla karşılaştı. Talih yüzüne gülüp de dedesi onu saniyeler içinde cehenneme dönen o dini buluşmadan çıkarmasaydı, kurbanlardan biri de o olabilirdi. Kız çocuğu, bu gerçekten habersiz bir şekilde teröriste gülümsedi.
Colombo teröristinin kamerasının aktardığı görüntü gibi Yeni Zelanda’daki Christchurch teröristinin camideki Müslümanlara karşı işleyeceği suçun yolunda giderken çektiği sahneleri de izlemiştik. Aynı şekilde turistik bir gezi yapan kişi gibi o terörist de kamerasını açmış ve masumların cinayetine doğru ‘yolculuğunu’ kayda almaya başlamış. Amacı ise, işlediği suçun görüntülerini olabildiğince fazla ‘izleyiciye’ aktarmak için Facebook adlı sitede doğrudan yayınlamak.
Sıradan bir insanın anlamakta zorlanacağı bu körleşmiş nefret de nedir? Bu canileri kimseye bir zararı dokunmayan ve hiçbir tehlike teşkil etmeyen masumlara yönelik katliam yapmaya iten bu kin nedir? Bu masumların yaptıkları tek şey, mabetlerinde dini vecibelerini yerine getirmekti. Bu teröristler, deli, cahil veya fakir de değiller. Bunlar ya orta ya da zengin tabakaya mensup, üniversite mezunu, düzgün aile çocukları.
Colombo’da iki otel patlatan iki terörist, aşırılık yanlısına dönüşmeden önce oldukça rahat bir hayat yaşayan ve özel eğitimler gören iki milyoner çocuğuydu. Babaları tanınmış bir baharat tüccarı ve Sri Lanka’daki toplum önderlerinden biri olan Muhammed Yusuf İbrahim. Gençlerden birinin Colombo’nun eteklerinde bir bakır madeni var. Polis, bu madenin patlayıcı hazırlamada kullanılan bir mekân olduğunu düşünüyor ve iki kardeşin başkentin banliyölerinden birinde yer alan büyük bir evde oturduğunu söylüyor.
Belleklerde çok sayıda benzer vaka asılı duruyor. Bunlardan biri 11 Eylül patlamalarını gerçekleştiren teröristlerin de açık görüşlü bir sosyal ve dini çevreden gelmiş olmaları. Bununla birlikte terörist düşünce, onların beynini yıkayarak farklı bir dine, ırka ve uyruğa sahip herkesi öldürmesini haklı göstererek teşvik eden tekfirci bir proje için seferber etmeyi başardı.
Sri Lanka’daki Hıristiyanlar, ne oradaki siyasi topluluk ne de ülkedeki partizan güç dengesi için bir tehdit oluşturuyor. Zaten sayıları da nüfusun yüzde 7’sini aşmıyor. Olması beklenen ve doğal karşılanacak olan şey, Hıristiyanlara karşı bu tepkilerin Budist çoğunluktan gelmesiydi; orada azınlık konumunda bulunan ve Hıristiyanlar gibi siyasi ve dini bir zulme maruz kalan Müslümanlardan değil.
Sri Lanka Hıristiyanları gibi birkaç hafta önce benzer bir teröre maruz kalan Yeni Zelanda’daki Müslümanların sayısı da bulundukları ülke nüfusunun yüzde 2’sinden fazlasını oluşturmuyor. Bu demek oluyor ki; bu gezici terörün ardındaki tek dürtü, başkasına duyulan ve onları ortadan kaldırmak isteyecek kadar aşırıya kaçan kin ve nefrettir. Hem de etkinliğe veya siyasi hisseye rakip olduğu için değil; sadece farklı bir dinden olduğu için.
Christchurch’teki beyaz ırkçı da Colombo’daki iki terörist gibi. Hepsi de bu tehlikeyi takip etmeye veya önünü almaya güç yetmeksizin dünyada gitgide yayılmaya başlayan tek bir düşünceye mensup. Örgütün ‘liderleri’ Zehran Haşimi ile birlikte bu iki teröriste ilettiği videoya dayanarak ortaya atılan, Sri Lanka’daki iki teröristin bu işi yapmasında DEAŞ örgütünün parmağı olduğu yönündeki söylentiler doğruysa eğer, Fırat Nehri’nin doğusundaki mahzenlerden birinde saklanan Ebu Bekir Bağdadi’nin emirleri onlara nasıl ulaştı?
DEAŞ’ın bittiğine dair ümitler her arttığında örgüt başka bir noktada yeniden görülüyor. Çoğunlukla da ortaya çıkması uzak bir ihtimal olarak görülen yerlerde. Sri Lanka’nın yakın tarihi, kanlı terör ve şiddet olayları ile doluysa da bu şiddet, Sri Lanka ordusu ile Budist çoğunluk ve Hint azınlık için bağımsız bir devlet talebini dillendiren Tamil Kaplanları arasında yaşanıyor.
Bu anlamda Sri Lanka’da İslami radikalizm, toplumda yabancı bir unsurdur ve tarihi, on seneyi aşmaz. Sri Lankalı yetkililerin saldırı planlamakla suçladığı Tevhid Cemaati bile operasyonlarını Hıristiyanlara karşı bir hareket olarak değil, Müslümanlara yönelik Budist aşırılığa tepki olarak başlatmıştır. Daha sonra elemanları Suriye’deki savaşa DEAŞ saflarında katılmış ve liderleri Zehran Haşimi, yakında bulunan ve bölgedeki aşırılık yanlısı örgütlerin üssü haline gelen Maldivler’e kaçmıştı. Şimdilerde ise onun son saldırıların planlamasına karıştığı söyleniyor.
Görüldüğü gibi sosyal iletişim araçları, toplumlar için başka herhangi bir tehditten daha tehlikeli hale geldiğinden beri, mesafeler teröristlerin faaliyetine engel değil. Sağladığı faydalara kıyasla bu araçların daha çok terörist düşünce ve beyin yıkamak adına aldatıcı bilgileri yaymak için kullanılması, bu sitelerin sorumlularının ve ilgili hükümetlerin doğrudan müdahalesini gerektiriyor. Bu siteler, caniler ve teröristlerin herhangi bir otoritenin gözetiminden uzak olarak iletişim kurmasını kolaylaştıran bir platform haline geldi. O kadar ki bilgi teknolojisinde uzman olanlardan biri, bu iletişim ağlarının ardında yer alan isimleri modern asrımızda ‘dijital silah tacirleri’ olarak nitelemekten çekinmiyor.
Yeni Zelanda ve Sri Lanka cinayetlerinden sonra bu iki ülkedeki yetkililerin yaptıkları ilk şey Facebook, Youtube ve Twitter’i kapamak oldu. Ancak bu uygulamalar geçiciydi. Başka türlü olması da zor zira bu iletişim ağları, günlük hayatımızın gerekliliklerinden biri haline geldi. Aynı şekilde özünde gözetimden uzak olarak kullanılması gerektiğinden, onlar tıpkı hareketlerini, iletişimlerini ve suç işlemelerini kolaylaştırdığı gibi şiddete teşvik eden ‘düşüncelerini’ de yaymak için kullananların elinde kolay bir silah haline dönüştü.
Bu durum karşısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve ülkesindeki iki cami saldırısı karşısında dikkat çekici bir tutum sergileyen Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, önümüzdeki ayın ortasında Paris’te sosyal iletişim sitelerinde aşırılığa teşvik eden çağrıları engelleme ve mücadele etme yollarını konu alan bir zirve çağrısı yapma kararı aldı. Ardern’in de dediği gibi mesele artık ifade özgürlüğü boyutunu aştı. Bu sitelerin internet aracılığıyla terör eylemi gerçekleştirmek için bir platform olmasını engellemek artık kaçınılmaz hale gelmişti.
TT
İletişim araçları ‘dijital silah tacirleri’ haline gelirse
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة