2007’nin Mart ayı başında Bağdat’ta ilginç bir olay yaşandı. Büyük şeytanın kontrolünde yaşayan ülkenin havalimanına İran dini liderinin yanında gelen cumhurbaşkanının uçağı iniş yaptı. Mahmud Ahmedinejad, kalabalık ABD zırhlı araçlarını gördü. İran Heyeti Başkanı, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’ye bu sahneyi sordu. Zebari, ABD askerlerinin ülkedeki sayısının 170 bine ulaştığını bildirdi. Ziyaretçi bunun farkındaydı. Belki de bu gerçek, Ahmedinejad’ın ziyaret sebebiydi.
Irak tarafı, ABD’li askerlerden İran Cumhurbaşkanı’nın konvoyunun yeşil bölgeye geçip burada Başbakan Nuri Maliki’yle görüşmesi için kontrol noktalarını açmalarını istedi. Dönüş yolunda ABD’ye ait bir kontrol noktası, İran Cumhurbaşkanı’nın konvoyunu ısrarla durdurmak istedi. Daha sonra ABD’li askerlerin Ahmedinejad’la hatıra fotoğrafı çektirmek istedikleri ortaya çıktı. Zebari, kendisini durumdan haberdar edince Ahmedinejad gülümsedi. Fakat Irak tarafı, güvenlik nedeniyle İran Cumhurbaşkanı’nın ısrarla aracın içinde kalmasını istedi.
Ahmedinejad bu yolculukta, Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin kulağına “Amerikalıların buradaki varlığı istisnai. Onlar gider, coğrafya kalır” ifadesini fısıldadı. Yine o dönemde Ahmedinejad, Irak’ın dokusuyla ilgili başka bir mesaj vermek için Şiilere ait bazı kutsal mekânları ziyaret etmek istedi.
Bu ziyaretten yıllar önce ve ABD’nin Irak işgali arifesinde Tahran, üst düzey İran-Suriye buluşmasına şahitlik etti. Bu buluşmada ABD işgalini engellemek için tüm çabaların sarf edilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Zebari, enfeksiyondan ve cazibeden endişelendikleri için Tahran’ın ABD’nin askeri varlığını Şam’ın da ABD işgalini ve Irak’taki demokrasi tecrübesini engellemeye önem verdiğini söylüyor. Yine bu ziyaretten önce Tahran ve Şam, Cumhurbaşkanı Refik Hariri’nin suikasta uğramasının ardından Lübnan’da Batı’ya bağlı istikrarlı bir hükümetin kurulmasını engellemeye yönelik ortak kararı hayata geçirdi. Fuad Sinyora hükümetini kuşatmak suretiyle bu ortak karar uygulandı.
Tahran, Barack Obama yönetiminin iki konuda endişelendiğini dile getirdi: İlki, Irak’tan çekilmek ikincisi ise nükleer emelleri konusunda İran’la anlaşma yapmak. Irak askeri birlikleri, DEAŞ’ın Musul’a ilerlemesi karşısında dağıldığı zaman Tahran, hızlıca Bağdat ve Erbil’e silah ve mühimmat gönderdi. Tahran, ABD’lilerin eğittiği ve milyarlar harcadığı ordunun dağıldığını söyledi.
İran, o dönemde ortaya çıkan Haşdi Şabi’yi korumak ve paralel orduya dönüştürmek için olağanüstü bir çaba göstereceğini belirtti. Lübnan’da son sözün Hizbullah’a ait olduğu şekilde durumlar istikrara kavuştu. Böylece Lübnan, direniş hilalinin parçası olmaya devam etti.
Fotoğrafı tamamlamak için iki konuya daha işaret etmeliyiz. İran’a bağlı milisler, tek başına Suriye rejimini kurtaramadı. Gerçek kurtuluş, Rusya’nın askeri müdahalesiyle birlikte geldi. Rusya, Suriye’nin geleceğini belirleme noktasında zorunlu bir ortağa dönüştü. Bunun için İran’ın Suriye’de ödemesi gereken bir bedel var. Husiler, Yemen’i direniş hilaline dâhil edemedi ve mücadelelerinde Yemen ve Körfez iradesinin yanı sıra uluslararası iradeyle karşı karşıya kaldı.
Donald Trump’ın yönetime gelişiyle birlikte fotoğraf değişti. Trump, vaatlerini yerine getirdi. ABD, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan ayrılarak, İran’a hiç görülmemiş yaptırımlar getirdi. Trump, daha da ileriye giderek Devrim Muhafızlarını terör listesine ekledi. Devrim Muhafızlarının İran rejimi içerisindeki politik, güvenlik ve ekonomik ağırlığını göz önüne aldığımızda Tahran’ın şu anki gerginliğini anlayabiliriz. Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) ayrılmanın ülkesinin seçenekleri arasında yer aldığına vurgu yaptı.
Trump’ın İran petrol ihracatını sıfırlama konusuna ağırlık vermesi ve ABD’nin İran petrolünü ithal eden bazı ülkelere verdiği sürenin dolmasının yaklaşmasıyla birlikte açıkçası bölge, krizlerin anasına dönüşebilecek daha büyük bir krize doğru gidiyor gibi. Son haftalarda İran’dan sızan raporlar, ABD yaptırımlarının gerçekten acı verici olduğunu gösteriyor. ABD, ekonomik ve politik ağırlığını koyarken ve ülkeler ile şirketleri kendisini ya da İran’ı seçme sınavıyla karşı karşıya bırakırken, Tahran’ın nükleer anlaşma konusunda Avrupa’yla yaşadığı tecrübe, İran’ın yeterli alternatifi bulamadığına işaret ediyor.
Irak’a yönelik yaptırım tecrübesi, yaptırımların rejimi devirmesinin mümkün olmadığını gösteriyor. Fakat şu farka dikkat edilmeli; Saddam Hüseyin rejimi, bölgenin farklı yerlerinde kararlara sahip değildi. Ayrıca Saddam rejimi, İran’ın bölgesel varlığının temel parçasına dönüşen çatışmalara katılan milisleri finanse edemiyor ve silahlandıramıyordu. ABD’nin yaptırım hedefi ise İran rejimini devirmek değil, politikalarını değiştirmeye sevk etmektir.
İran ne yapıyor? İran, nasıl ve nerede karşılık verebilir? Son yıllardaki tecrübeler, İran’ın ABD’yle doğrudan askeri bir çatışmaya girmesinin tehlikeli olduğunu tam olarak bildiğini söylüyor. Mevcut atmosfer, tepkilerinin tam olarak öngörülemediği ABD Başkanı’nın olduğu bir ortamda saldırıların kolay olmayacağına işaret ediyor. Gazze ve Lübnan üzerinden İsrail’le savaşa neden olmak, kartları karmak için yeterli olmayacak. Mevcut ABD yönetiminin olduğu bir ortamda savaşın sonucu iyi olmayabilir. Bu durum, İran’ın sahip olduğu kartları geçersiz kılmıyor. Uzun süredir Bağdat’ta Irak parlamentosunu kullanmak da dâhil olmak üzere ABD güçlerini Irak’tan çıkarmaya yönelik konuşmalar cereyan ediyor. Fakat Iraklı yetkililer, bu tür bir kararın bedelini kesinlikle biliyor. Çünkü Iraklı yetkililer, ABD’ye DEAŞ kalıntılarına karşı oynadığı rolden daha fazlasına ihtiyaç duyuyor.
Açıkçası yeni kriz, İran-ABD geriliminin tamamlanmasını geciktirdiği Adil Abdulmehdi hükümeti ve Husiler için sevindirici bir haber değil. İran’ın Irak üzerinden yaptırımları kuşatmaya yönelik herhangi bir girişimi, Irak hükümetinin önündeki zorlukları katbekat artıracaktır. ABD merceği altına giren Lübnan sahasını kullanmaya yönelik herhangi bir girişim için de bu durum aynıdır. Krizlerin anası, Suriye için de sevindirici bir haber değil. Çatışmanın artması halinde yeniden imar konusu uzak bir ihtimale dönüşecek. Şam, Rus Suriye’sini İran Suriye’sine tercih etmeye karar veremedi.
Kriz, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya işaret etmesinden daha büyük. Kriz, İran’ın yaptırımlara dayanma ve krizlerin anasını beklerken sıcak tabaka üzerinde yaşamaya yaklaştığını hisseden “hilal” ülkelerindeki kararlarını muhafaza etme gücünü sorguluyor.
TT
“Hilal” ülkeleri sıcak tabaka üzerinde
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة