ABD’nin Nükleer anlaşmadan çekilmesinin birinci yıldönümü yaklaşıyor. İran Devrim Muhafızlarını terörizm listesine dâhil eden ABD, İran'dan petrol ithali yasağına getirilen muafiyetlerin sona erdirileceğini ilan ederek Tahran aleyhindeki yaptırımlarını artırmış oldu. Bu adım, iki taraf arasındaki gergin atmosferi daha da şiddetlendirecektir ve bu durum bölgenin geleceği adına güzel şeyler vaat etmiyor. Bununla birlikte, bazı uzmanlar ve gözlemciler baskıların artmasının, sahne arkasında, Tahran ve Washington arasındaki uzlaşı arayışının önünü açabileceğine inanıyor.
Bu analizlerin doğru olup olmamasından bağımsız olarak, İran’a yönelik ciddi ve artan Amerikan baskısının, rejim değişikliğini hedeflemediğini sadece davranış değiştirmeyi amaçladığını hatırlamalıyız. Özellikle de bölgedeki genişlemeci emellerini frenlemek, ülkelerin işlerine müdahalesine engel olmak istiyor, zira bu türden davranışlar bölgede istikrarsızlığa neden oluyor.
Her ne kadar bu husus ABD yönetimi içinde dikkatlice izlense ve hatta tartışma konusu olsa da, dış savaşlara katılımı sınırlayan ve ABD Başkanının “Önce Amerika” şeklinde formüle ettiği prensip öne çıkmaktadır. Krizleri aşmada kullanılan bu yönteme ilave olarak, düşman veya dostlarından en yüksek imtiyazları elde etmek için mümkün olan en yüksek baskıyı kullanıyor. Çin, Kuzey Kore, Taliban, Avrupa Birliği ve Kanada ile bu şekilde bir ilişki kurdu ve şimdiye kadar emellerini veya en azından emellerinden bazılarını elde etmeyi başardı.
Bu gerçeğin ışığında, bölgenin kısa ve orta vadede tanık olabileceği şeylere işaret etmek yerinde olur. Bunu “üç olmayacak” şeklinde formüle edebiliriz.
İlk olmayacak şey: Ufukta bir ABD-İran askeri savaşı olmayacak. Amerikan yönetimi askeri savaşı yaptırımlar denilen ekonomik savaşla değiştirdi, meyvelerini almaya da başladı. Zira herkes bu yeni duruma boyun eğmiş gözüküyor. Öte yandan İran, kendisine karşı doğrudan bir savaşın şu anda rejimine yönelik varoluşsal bir tehdit olduğunun farkında, dolayısıyla bu kritik aşamada Yüce Rehber Ali Hamaney'in ihtiyatlı ve iyi çalışılmış bir davranış biçimi sergilediğini görüyoruz.
Askeri liderlerle 18 Nisan'da yapılan bir toplantıda, Hamaney: “Düşmanı rahatsız eden her şey iyidir, düşmanla savaşa sokan her şey çılgınlıktır, kötüdür ve kabul edilemez” dedi. Rehberin bu aşamadaki ilk hedefi, molla rejiminin sürekliliğini sağladıktan sonra iktidara sorunsuz bir geçiş yapabilmek. Özellikle İran topraklarında Amerika ile doğrudan bir savaşın bu hedefi kalbinden yaralayacağını çok iyi biliyor.
İkinci olmayacak şey: Lübnan ve Suriye topraklarında İsrail-İran savaşı olmayacak. Her ne kadar Suriye ve İsrail arasındaki ceset kalıntıları ve tutsakların değişimi süreci, Moskova ve Tel Aviv’in yürüttüğü bir halkla ilişkiler hamlesinin ötesine geçmese de, İsrail’in İran’a veya Rusya’nın bölgedeki diğer müttefiklerine karşı savaş başlatmasının önünde bir dizi kırmızı çizgi, Rus-İsrail anlaşmasının bir göstergesi olarak yerinde kalmaya devam ediyor.
Rusya Ortadoğu’ya dönüş yapmıştır. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından bu yana en büyük siyasi, askeri ve diplomatik başarısını İsrail’in baltalamasına izin vermeyecektir.
Binyamin Netanyahu ise, İran tehdidi karşısında politikalarının geçerliliğini, nokta atışı vuruşlar gerçekleştirerek, İran’ın Suriye’deki üslerine ve milislerine odaklanarak sağlamak istiyor. Buna ilave olarak, İran'ın İsrail sınırından uzak tutulması konusunda Ruslarla -nazari de olsa- bir fikir birliğine vardı.
ABD-İran askeri savaşının neredeyse ihtimal dışı olması İsrail-İran savaşının olmama ihtimalini güçlendirmektedir. Elbette ki İsrail saldırılarının istenmeyen sonuçlar doğurması her zaman ihtimal dâhilindedir. Lübnan topraklarını da etkileyecek daha geniş bir çatışma riskini göz ardı etmiyoruz.
Üçüncü olmayacak şey, ABD Dışişleri Bakanı'nın 12 talebini yerine getirme bağlamında İran rejiminde –olumlu yönde- bir davranış değişikliği olmayacaktır. Çünkü Hamaney, rejim ile rejimin davranışını ayırt etmiyor.
Hamaney, İran’ın mevcut nükleer yetenek arayışının, bölgede bazı ülkelerdeki müttefiklerini güçlendirmenin, Batı kültürünün ülkeye sızmasını engellemenin, balistik füze programını güçlendirilmenin, rejimi koruma bağlamında en etkili koruma kalkanı teşkil ettiğine inanıyor.
İran'ın maruz kaldığı ekonomik abluka ve bunun ülke içinde neden olduğu korkunç sonuçlara rağmen, rejime iç baskı oluşturacak yeni bir yeşil devrimin patlamasında itici güç olması pek mümkün değildir.
Tüm bunlar şu temel soruyu gündeme getiriyor: İran'ın davranışını hangi baskılar değiştirebilir ya da rejimi müzakere masasına geri çekebilir ve füze programı, nükleer program ve dış müdahale gibi konuları tartışabilir hale getirebilir?
Bu sorunun cevabının verilmesi, en azından yakın ve orta vadede, son derece zordur. İran rejimi şu anda, 1979 İran İslam devriminin ayakta tutulmasına dayanan varoluşsal bir savaş yürütüyor. Velayet-i Fakih doktrinine dayanan bir rejimi ayakta tutmak için çalışıyor. Yaşam tarzı olarak Batı karşıtı bir düşünceyi besliyor. Filistin meselesini Arap milliyetçiliği boyutundan soyutlamak suretiyle kendi tekeline almaya çalışıyor. Birden fazla Arap ülkesinde iç topluluklara sızarak, kendi içlerinde bir kimlik ve aidiyet krizi yaratmaya, mezhepsel ve etnik temele dayalı bölünmeler ortaya çıkarmaya gayret ediyor.
Molla rejiminin İran’da göreve başladığından bu yana uzunca bir süredir neler başardığına bakıldığında, direniş adına elde ettiği kazanımları kolayca terk etmeyeceği görülecektir. Yüce Rehberin “Amerika’nın gizli gündemi” olarak adlandırdığı şeyin engellenmesi gerekmektedir. Yüce Rehber bu gizli gündemi, ‘İran’ı batı tarzı bir demokrasiye evirme ve rejimi dini elbisesinden arındırma’ şeklinde tarif etmektedir.
Baskılar ne kadar yüksek olursa olsun, İran'ın, davranışını değiştireceğini bekleyenler, hiç şüphesiz hayal kırıklığına uğrayacaklardır. İran rejimi bazı uygulamalarını değiştirebilir, kendisini intihar mesabesindeki maceralardan uzaklaştırabilir, ancak temel konulardan ödün vermeyecektir, çünkü bu kaçınılmaz olarak kendi kendini ortadan kaldırması anlamına gelir.
Öte yandan, şayet İran yeni bir ABD başkanının, daha hoşgörülü veya daha demokrat bir cumhuriyetçi olabileceğini ve nükleer anlaşmadan çekilmeyi iptal edebileceğini ya da yaptırımları durdurabileceğini var sayıyorsa, yanlış düşünüyor. Obama'nın zamanına dönüş olmayacaktır, Amerika'nın hedefi İran'ı devrimden devlete dönüştürmektir. Muhtemelen bunu da siyasi ve ekonomik baskılar yoluyla gerçekleştirecektir.
Yakın bir zamanda netice almak veya dramatik gelişmelerin yaşanması olası görünmüyor. “Üç olmayacak” şeklinde formüle ettiğimiz parametreler bir ihtimal olarak duruyor. İster İran'la anlaşmalar yapılabilsin isterse de bölgesel çatışmalara dönüşebilecek bir çatışma ortamına kayılsın, söz konusu parametreler Arap konumunu güçlendirecek ciddi ve yeni bir Arap politikasını gerekli kılıyor.
TT
İhtimaller ve ertelenmiş savaş çanları
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة