Hüseyin Şubukşi
TT

Bilim ve din hakkında

Din-Bilim ilişkisi çok eskilere dayanmaktadır. Bu ilişki, bazı dönemlerde çok tartışmalı olmuştur. Katolik Kilisesi, Galileo, Leonardo da Vinci ve diğer bazı bilim insanlarıyla çatışmalara girmiştir.
Kur'an-ı Kerim bilimi teşvik etmiş olsa da Müslüman âlimler ile bilim adamları arasında çeşitli konularda efsanevi tarihi çatışmalar yaşanmıştır.
Hâlbuki Kur’an şöyle buyuruyor:
“Allah’tan ancak âlim kulları, (hakkıyla) korkar.” (Fatır,35/28)
Diğer bir ayet-i kerimede ise:
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer,39/9) buyrulmaktadır.
Bilim, bilim dalları ve bilim insanları İslam dinine ve bu dinin farz ibadetlerinin yerine getirilmesinde katkılar ve kolaylıklar sağlamasına rağmen bilimsel verilerin ve modern teknolojinin diğer bazı alanlarda kullanımı ve istihdamı konusunda çekinceler hala devam etmektedir. Televizyon ve radyolar aynı anda tüm dünyaya namazları canlı olarak nakledebilmektedir.
Mikrofon ve hoparlörler, namaz kılanların Kuran'ı daha rahat duymasını sağlamaktadır. Klima teknolojisi, sıcaklık ortalamalarının cami dışında dahi kabul edilebilir bir oranda kalmasına katkıda bulunmaktadır. Namaz vakitlerinin tespiti astronomik hesaplamalar ile daha doğru yapılabilir hale gelmiştir. Zira hesaplama teknolojisi oldukça gelişmiştir. Cep telefonlarındaki Kıble uygulamaları kıble yönünü tespit etmede büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Yine cep telefonlarına pek çok Kur’an uygulaması hem işitsel hem de yazılı olarak yüklenebilmektedir.
Dini konularda bilgilenmek isteyenler İnternet ortamında Yüzlerce fetvaya ulaşabilmektedir. Bunlar teknolojinin Müslümanların görevlerini daha kolay ve daha rahat bir şekilde yapmalarını sağladığına dair örneklerden sadece birkaçıdır.
Tüm bunlar, modern teknolojinin insan yaşamındaki değerini tartışmasız bir şekilde göstermektedir. Ancak geldik en kritik soruya, her yıl bir karmaşa yaşamak yerine, Ramazan hilalinin tespitinde (Rü'yet-i hilâl) neden astronomik hesaplamalara dayanılmıyor?
Bazı Müslüman ülkeler, hilalin görülmesinde astronomik hesaplamaları esas almaya başladılar. Çünkü bu ülkeler söz konusu yöntemin sağlamlığına ikna oldular. Görünen o ki bu ülkelerdeki âlimler hadislerin lâfzî anlamından ziyade maksadını esas almışlardır. Zira ulema tarafından bunun daha faydalı ve sağlam bir ilke olduğu ispatlanmıştır.
İnsan bilmediği pek çok şeyi yeni öğrenmiştir, dolaysıyla bilimin kapısı sınırsızdır ve bilim sürekli gelişmektedir. Çünkü insan sürekli olarak kendini geliştirmektedir. Bilim ve onun ürünleri ve araçları, dünyadaki insan yaşamını, onun ibadet ve eylemlerini geliştiren araçlardır. Bu yeni bir hadise veya yeni bir tartışma değildir, daha önce de farklı başlıklar altında tartışılmış konulardır.
Görüşlerin çeşitliliği, farklılıkların anlaşılmasına katkıda bulunmuş ve netice itibariyle de en kolay olan seçenek öne çıkarılmıştır. Resûlullah (s.a.v) da ‘iki seçenek arasında muhayyer bırakıldığında, günah olmadığı sürece onlardan daha kolay olanını tercih ederdi.’
Bilim dinin rakibi olmadığı gibi korkulacak bir düşmanı da değildir. Ancak ne zaman yüce gayeler için doğru bir şekilde kullanıldı, istenen fayda elde edildiği gibi arzu edilen hedefe de ulaşıldı.
Hilalin görülmesinde astronomik hesaplamaları esas alma meselesi şu an için bir tartışma konusu olsa da Müslümanların yararını ve dinin temel maksatlarını dikkate aldığımızda, bu şekilde bir tartışmanın ve polemiğin yaşanmaması gerektiği ortadadır.
Bilim ve bilim insanlarına iyi niyetli bir yaklaşım sergilenmeli, ortaya koydukları araç ve ürünler kolaylık ve fayda sağlama amaçlı kullanılmalıdır. Her yenilik bidat sepetine atılmamalı, şeytanlaştırılmamalıdır. Zira bu türden bir davranışın ne kadar yanlış olduğu defalarca ispat edilmiştir.
Ramazan ayınız mübarek olsun.