Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarını kabul etseydi kendisiyle çelişirdi. Cumhurbaşkanı, iki kıtanın ve çeşitli imparatorlukların dağıttığı büyüklüğe sahip olamamayı reddediyor. İstanbul, hazımsızlığa yakalanan milliyetçi ve muhafazakâr bir liderin vazgeçmediği tarih kozudur. Örneğin; Ankara yenilgisini kabullenmek, Atatürk’ün Osmanlı tarihine isyan eder gibi başkent olarak tasarladığı yeni şehirle bağlantıyı koparmak demektir. İstanbul’da ise durum farklı. İstanbul’u yöneten, Türkiye’nin ruhunu kontrol eder. İstanbul’u yönetmeyip Türkiye’yi yönetenin liderliği şüphe konusudur.
Bu tarih kozunu iki koz tamamlıyor: İlki, siyasi kazanca sahip ekonomik koz. Çünkü İstanbul Belediyesi, sözleşmelerin, kârların ve yandaşlara sunduğu iş fırsatlarının merkezidir. Diğer koz ise kişisel ve psikolojiktir. Zira Erdoğan, 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı’nı devralarak yükselişe geçti. Muhalif Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanı olması ise, kent liderliğinden ülke liderliğine götüren sürecin tekrar etmesine yönelik bir uyarıdır. Özellikle Erdoğan’ın rakibi, liderliği tekrar ettirdiği zaman liderlik, tekrar etmeyen bir şeydir.
Öyleyse yetkililer, sonuçları iptal edip seçimleri yenilemeye karar verdiği zaman Erdoğan, kendisiyle çelişmedi. Fakat bu davranış, gerileme çizgisinin alt seviyesinde meydana gelmesinden dolayı failin ömrünü uzatmak yerine kısaltabilir.
Belki de Erdoğan sürecini tanımlamada şiir dili, siyaset dilinden daha doğru gibi: Aşağı düşüş. Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanlığı’nı devralarak, parlak bir model sundu ve en başarılı büyükşehir belediye başkanlarından sayıldı. Adalet ve Kalkınma Partisi(Ak Parti) 2002 yılında iktidara geldiği zaman önemli ekonomik ve demokratik başarılar gerçekleştirdi. Siyasi yaşamda ve özgürlükler noktasında askerin rolüne son verdi. 2012 yılında Kürt sorununu çözmek için müzakerelere başladı. 10 küsur yıl boyunca şu söylem tekrar etti: Erdoğan, İslam, modernizm, demokrasi ve Avrupa’yla uyumlu benzersiz bir model inşa ediyor.
2013 yılında ise düşüş başladı. Gezi Parkı protestolarında 22 kişi öldü ve binlerce insan yaralandı. Gazetecilerin, insan hakları savunucularının tutuklanması ve sosyal medyanın yasaklanması haftalık bir olay haline geldi. Yolsuzluk haberleri ise aylık bir olaya dönüştü. 2015 seçimlerinde mutlak çoğunluğu kaybederek, Milliyetçi Hareket Partisi’yle (MHP) ittifak yaptı ve Kürtlerle müzakereler sekteye uğradı. 2016 yılında darbe girişimi meydana geldi. Darbeler, hazırlanmasına azınlığın katıldığı bir sır olmasına rağmen 77 bin kişi tutuklandı ve 150 bin kişi de görevden alındı. 2017 yılında yetkilerini genişletmek için referandum yaptı ve sadece yüzde 51 oyla kazandı. Çoğu İstanbullu, buna karşı çıkarak meydana gelecek gelişmelere işaret etti. 2018 yılında mali kriz patlak verdi. Bu süreçte büyük liderlere özgü olan çekirdek projeler peş peşe geldi. Bu yıl ‘dünyanın en büyüğü’ olarak tanımlanan Yeni İstanbul Havalimanı inşa edildi. Havalimanı inşasında çok sayıda işçi hayatını kaybetti. Ekonomik faydasının zayıflığından dolayı yatırımcılar, buraya yaptıkları yatırımlara pişman oldu. Çevre felaketine yönelik uyarılar ve ekonomik kriz nedeniyle Erdoğan’ın yapmaktan kaçındığı diğer proje, Karadeniz’le Marmara Denizi’ni birbirine bağlayan 30 km’lik Kanal İstanbul’dur.
Bugün ekonomi, en kötü günlerini yaşıyor. Enflasyon, yüzde 20’ye yaklaşıyor. Türk lirası değer kaybediyor. İşsizlik yükseliyor. Zira işsizlik oranı, 2009’daki işsizlik oranını geçti. Yabancı yatırımcılar, tek kişi yönetiminden, yolsuzluktan ve özellikle de damadın Maliye Bakanı olarak atanmasından dolayı endişelerini dile getiriyor.
Washington ve NATO’yla kriz büyüyor. Rusya’yla yapılan S-400 füze anlaşması nedeniyle ABD, F-35 savaş uçaklarının teslimatını askıya aldı. Daha önce de ABD gümrük vergileri, ekonomik krizi büyük ölçüde etkiledi. Fethullah Gülen’in teslim edilmemesi, ikili ilişkilerde açık bir yaradır. Türkiye’nin Suriye’deki hatalı ve çelişkili rolü, patlamaya en büyük engel olabilir.
Avrupa, hükümetler, partiler ve basın, Erdoğan’ın İstanbul’daki son davranışını kınadı. Bu da aslında kötü olan ilişkileri daha da kötüleştirdi.
Dış kriz, iç krizi tamamlıyor. Medya kaynakları, İstanbul’daki büyük Kürt bloğun AK Parti’nin lehine oy vermesi karşılığında Erdoğan’ın PKK’ya “müzakereye geri dönme” teklifinde bulunduğunu gündeme getirdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) ise, muhalefeti destekleyeceğini belirterek, bu tür bir ihtimale karşı çıktı.
AK Parti içerisinde durumların iyi olmadığı görülüyor. AK Parti’nin üç büyük lideri Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, AK Parti’den ayrılıp muhafazakâr seçim çevresinin bir kısmını kendi yanlarına çekecek bir parti kurabilir. Buna göre 2023 cumhurbaşkanlığı seçimleri garanti olmayabilir. Daha kötüsü de şu ana kadar seçim süreciyle birlikte yaşayan Erdoğan’ın popülaritesi, bu ortak yaşamdan uzaklaşan bir sürece dönüşebilir.
“Dünya, ben böyleyim. İstersen git.” Dünya, gerçekten gidiyor. Çünkü inkâr ve kibir, siyasi bir program değildir.
TT
Erdoğan’ın İstanbul seçimlerine yönelik davranışı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة