Irak’ta devlet ile devletsizlik arasındaki çatışma, yönetim sistemindeki köklü değişikliklerle başladı. Bu çatışmanın çözümünde dönüm noktası olacak bu zaman dilimine kadar oluşumlar hükümeti ile partiler hükümeti gibi birçok şekilde tezahür eden farklı hükümetlere şahit olduk. Bunlar çoğunlukla değişimden sonra arzu edilen devlet sisteminde zayıflığa yol açan hizipsel bölünmelere dayanıyorlardı. Dediğimiz gibi şimdi Irak, ya devleti ya da devletsizliği seçeceği bir dönüm noktasında. Buradan yola çıkarak devletin karakteri oluşmaya ve olgunlaşmaya başlayacak. Kurumlar devleti, Mihrap Şehidi’nin (Ayetullah Muhammed Bakır el-Hekim) siyasi projesinin temelidir. Kendisi bu görüşünü birçok şekilde ifade etmiştir. Bunların en önemlisi, askeri yönetici ile uluslararası vesayeti, giden diktatörün yerine bir başkasının gelmesini kabul etmemek, halkın görüşüne dayanan kurumlar devletini inşa etmek yolunda ilerlemektir. Bu devlet, sosyal adalet koşulunu başarabilir ve tüm türleri ve gerekçeleri ile bölünme olgusunu sona erdirebilir.
Ancak Ayetullah el-Hekim’in bu hedefi bazı ortakları tarafından anlaşılamamıştı. Hatta belki de bir slogandan ibaret görülüp ciddiye alınmamıştı. Bunun yerine, devlet kavramından uzak kurumlar oluşturma yöntemi uygulandı. Bazı Iraklı hükümetler dar amaçları için pozisyonlardan faydalandı. Söz konusu hükümetlerin ve bakanlıklarının benimsediği uygulamalar görünüşte halka hizmet etmeye çalışıyorlardı ama uzak vadede devleti daha fazla çökertmekten başka yaptıkları bir şey yoktu. Bilhassa, Irak sahasının 2010 yılında tanık olduğu ve vatandaşlığa dayalı devleti uygulamaya koymak için gerçek bir fırsatı temsil eden göreceli istikrardan sonra bu gerçekten tekrar tekrar açık ve net bir biçimde bahsetmiştik. Ne var ki bilindik gürültü, böyle büyük bir projenin de duyulmasını engelledi. Böylece uyarıda bulunduğumuz şey bir seçim döneminden daha kısa bir sürede gerçekleşti. Bu noktada, bugün sahnede sürekli tekrarlanan iki kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor: Kamusal çıkar ile kamuoyu. Bahsettiğimiz önceki deneyimler boyunca, birincisi hedeflerimizle uyumluydu. İkincisi ise çeşitli nedenlerle tezlerimize ters düşen yönelimlerle uyumluydu. Bu pozisyonu benimseyenler çok geçmeden kendisi ile çelişerek bizim pozisyonumuzu benimsemeye başladı ama iş işten geçmişti.
Ülkelerin çıkarları nesnel bir okuma ve çözümler keşfetmede somut bir cüret gerektirir. Bu gerçeği idrak ettiğimiz için erken bir dönemde, krizlerin şiddetlendiği ve bölücü söylemlerin sahneye egemen olduğu bir zamanda “adil modern devlet” kavramını önerdik. Bu kavramın temel düşüncesi, kurumlar devleti projesini hayata geçirmektir. Tabi ki bunu yaparken, herkes arasında eşitliği sağlamayı garanti edecek şekilde Irak sahnesinin tamamında görülen ve görülmeye devam eden değişimler, göz önünde bulundurulacak.
Adil modern devlet kavramının özünü oluşturan eşitlik ilkesi kaçınılmaz olarak devletin egemenliğini sağlayacak, daha sonra da kesinlikle “devletsizliğin” gerilemesine, teorik ve pratik olarak daralmasına yol açacaktır. Bu noktada ülke, propagandalarının açıkça yansıttığı gibi temel malzemesini mezhepsel ve etnik bölünmelerin oluşturduğu bazı seçim kampanyalarının dayandığı “çarpık farkındalık” aşamasını terk edecektir.
Bazıları devleti yeniden inşa etmenin olası olmadığını düşünüyor. Bu kişilerin söz konusu düşünceye kapılmalarının nedeni, bölünmeci söylemin yükselişinin, sokaklarda kendisini pekiştirecek araçların artmasının teyit ettiği mezhepsel ve etnik siperleşmelerdir. Oysa dar mezhepsel söylemlerin gerilemesi ve kitlelerin bu söyleme karşı çıkması ile devleti inşa etme olasılığı büyük ve önemli bir fırsat yakalamıştır. Ekonomik, demografik, coğrafik ve genel olarak jeopolitik düzeyde olsun Irak’ın sahip olduğu muazzam ve istisnai bileşenler göz önüne alındığında bu fırsat daha da önem kazanmaktadır.
Bu bileşenlerin devletin çıkarlarına hizmet edecek şekilde değerlendirilmesi kaçınılmaz olarak ülkenin şahit olacağı bir politik ve bölgesel yükseliş ile sonuçlanacaktır. Irak, bölge ülkelerinin anlaşmazlıklarını ve çekişmelerini sona erdirebilecek tek ülkedir. Bu eşsiz özellik ancak Iraklıların ülkelerini bir devlete dönüştürmeye karar verdiklerinde hayata geçebilir. Devletin inşası önündeki belki de en önemli sorun, duyguları harekete geçiren hızlı sonuçlara bağlı kalmakta gizlidir. Zira bu bağlılık çok geçmeden güçlü ve kudretli bir devletin inşasını baltalamaktadır. Zira kendisini hizipsel ve partizan çıkarların esiri yapmaktadır. Bunlar ise “devletsizlik” şeklinde kavramsallaştırdığımız, çeşitli aidiyetleri ve hedefleri olan küçük devletler ortaya çıkarmaktadır.
Burada bir kez daha silahın sadece devletin elinde olmasını garanti etmek, devleti tüm güçleri, politik ve sosyal faaliyetleri kapsayan bir çatıya dönüştürmek gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Böylece bu çatı altında olan her tür anlaşmazlık meşru ve kabul edilebilir, dışında kalan her şey de yasa dışı tanımının kapsamına girecektir. Bu da devletin zayıflamasına ve ülkenin devletsizlik yoluna geri dönmesine yol açacaktır. Bugün yaşadığımız sorunlar tarihi bir dönüm noktası ve büyük bir fırsat oluşturmaktadır. Tek yapmamız gereken, devlet yönünü seçmek ve bu yolda diretmektir. Devletsizliğin yol açtığı kaosa karşı çıkmak ve ondan uzaklaşmaktır.
Son Haberler
TT
Güçlü bir ülke inşa etmek için tarihi bir fırsat
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة