ABD Kongresi’nin 21 Aralık’ta Sudan’ın egemen dokunulmazlığını yeniden tesis eden yasayı kabul etmesinden sonra, Sudan’ın başkenti Hartum’un bundan önce kendisini bağlayan kısıtlamalardan tamamen kurtulduğunu söyleyebiliriz. Ancak, hemen aşağıda göreceğimiz ve bizatihi Sudan’ın uzun vadede göreceği gibi bu konunun küçük bir bölümü henüz sona ermedi.
Kongre üyelerinin oybirliği ile iade edilen dokunulmazlık, Sudan’ın 1993’te Terörü Destekleyen Ülkeler Listesi’ne alınmasıyla birlikte Sudan topraklarını terk etmişti.
O zaman bu kararın alınmasının sebebi, Sudan’ın Usame bin Ladin ve onunla birlikte o günlerde uluslararası arenada aranan bir dizi radikal lidere ev sahipliği yaptığı suçlamasıydı.
O dönemde Sudan’ın başında, 1989 yılında seçilmiş Sadık el Mehdi hükümetine karşı düzenlenen darbeye liderlik ederek yönetime gelen Ömer el Beşir bulunuyordu. Beşir, bir vitrinden ibaretti ve onun arkasından ülkeyi Hasan el Turabi’nin lideri olduğu İslami Cephe yönetiyordu.
Böylece Beşir ve İslami Cephe’nin yönetime gelmelerinin üzerinden 4 yıl geçmeden ülke terör listesine alınmıştı bile. Bu listeye alınan bir ülkeden her türlü yatırımcı kaçınır ve kaçar. Ülke hareketlerini felç eden ve adımlarını engellenerek zincirlenir. Ellerini bağlayan kısıtlamaların tutsağı olur. Bu nedenle, bedeli ne olursa olsun söz konusu listeden ayrılmak için çokça vakit ve çaba harcar.
İşte Sudan’da tam 27 yıl boyunca olan da buydu. Hartum bu kara listeden çıkmak istediğinde, tabii ki bunun karşılıksız olmayacağını biliyordu. Ama ABD kendisi ile ayni ve nakdi olarak ödemesi gereken bedel için pazarlık yaparak onu şaşırttı. Sudan’ın listenin darlığından kurtulup dünyanın genişliğine ve ferahlığına kavuşması için bu bedeli ödemekten başka seçeneği yoktu. Sudan Dışişleri Bakanı Ömer Kameruddin, egemen dokunulmazlığı geri kazanma sürecini ülke tarihinin en karanlık döneminden çıkış olarak tanımlarken hiçbir şekilde mübalağa etmiyordu.
Hartum ayni bedeli ödedi ve Başkan Donald Trump yönetiminin baskısıyla Ekim ayında İsrail ile ilişkilerini başlattı. Trump yönetimi, Sudan’daki kardeşlerimizin listeden ayrılmaya ne kadar ihtiyaçları olduğunu biliyordu bu nedenle, elindeki tüm araçlarla politik olarak kendisine baskı yapıyordu.
Daha sonra nakdi bedeli ödemeyi de kabul etti. 1998’de Tanzanya ve Kenya’daki ABD büyükelçiliklerine düzenlenen bombalı saldırıların ve 2000’de Aden Körfezi’nde USS Cole adındaki ABD savaş gemisine yapılan saldırının mağdurlarına tazminat olarak ödenmek üzere 335 milyon dolar tahsis etti. Her iki durumda da, görünüşe göre Sudan'dan gelen radikallerin saldırıların arkasında olduğuna dair göstergeler var, aksi takdirde Sudan hükümeti bir dolar bile ödemeyi kabul etmezdi.
Bu, Sudanlıların Beşir rejimine karşı ayaklanıp kendisini devirdikleri, bugünlerde karşısına çıktığı adalete teslim ettikleri geçen yıla kadar ülkeyi yöneten İslami Cephe yönetiminin ülkeye bilançosunun bir bölümü. Elbette, Hartum’da İslami Cephe ile diğer başkentlerde İslamcıların yönetimlerinin başarısızlığının, İslam’ın kendisi ile bir ilgisi yok. Çünkü ilk doğası gereği dünyaya açık bir din olarak İslam ile onun bayrağını yükseltip, bilinçsiz, akılsın ve çağ ile barışık olmayan bir anlayışla onun adına hüküm süren kapalı fikirli insanlar arasında fark var.
Dediğimiz gibi, bu bilançonun tamamı değil, geri kalanı ile ölçüldüğünde küçük kalan bir bölümünden ibaret. Geri kalanı, İslami Cephe’nin 30 yıl önce tek bir ülke olarak teslim aldığı Sudan’ın şimdi, biri ayrılıp bağımsız bir ülke olan Güney Sudan, diğeri de Beşir’in saraydan ayrıldığı an rahat bir nefes alan Sudan’ın kendisi olmak üzere ikiye bölünmüş olması.
Başbakan Abdullah Hamduk, ülkesinin egemen dokunulmazlığının yeniden tesis edilmesini bir tür kurtuluş olarak tanımladığında, hiçbir şekilde abartmıyordu.
Beşir rejiminin geçen yılın nisan ayında devrildiğine dikkat ederse, dokunulmazlığı geri kazanma sürecinin uzun zaman aldığını, tartışmalar ve müzakerelerle geçen uzun bir aşama olduğunu hemen anlarız. Sudanlı kardeşlerimizin listeden çıkmanın kolay bir süreç olmadığını, peş peşe atmaları gereken adımları olduğunu, ülkenin normal bir şekilde uluslararası arenaya veya diğer ülkeler gibi doğal durumuna geri dönmesi için bu adımların hepsini atmaları gerektiğini daha ilk anda anladıklarının ayrımına varırız.
Bununla birlikte, Kongre'nin oybirliği ile kabul ettiği karar anındaki açıklamaları, bu aşamalı sürecin henüz sona ermeyip devamı olduğunu gösteriyor.
Devamın tam olarak ne zaman biteceğini ise hiç kimse bilmiyor. Zira Egemen Dokunulmazlığı yasa tasarısı, 11 Eylül saldırıları mağdurları, daha doğrusu aileleri tarafından açılan ve mahkemelerde görüşülen davaları kapsam dışı bıraktı.
Bu başlı başına zor bir süreç, keza mahkemelerin tazminat kararı vermeleri durumunda mağdurların ailelerine ödenecek tazminatlar da, iki büyükelçilik ve savaş gemisi saldırılarında mağdurlara ödenecek tazminat ile karşılaştırılamayacak boyutta olacak. Bu nedenle savaşın geri kalanını sürdürmeye hazırlanan Sudan’a ancak Allah yardım edebilir.
Bu davaların yasa tasarısının kapsamı dışında kalması, benzer her durumda ilham verici fıkralarını hatırladığımız Nasrettin Hoca’nın çivisi fıkrasına benziyor.
Fıkraya göre, Nasrettin Hoca bir keresinde çok sevdiği evini satmaya karar vermiş, ama yıllarca yaşadığı bu evden de ayrı kalmak istemiyormuş. Düşünüp taşındıktan sonra aklına evi satıp yeni sahibine teslim ettikten sonra bile kendisini görmesini sağlayacak bir yol gelmiş.
Evin duvarlarından birine bir çivi çakmış. Sonra da evi satan alan kişiye bu çivinin onun için çok değerli olduğunu, onunla hatıraları bulunduğunu ve ondan sadece çivinin olduğu yerde kalmasına ve her özlediğinde gelip kendisini görmeye müsaade etmesini istediğini söylemiş.
Evin yeni sahibi bunun çok da önemli bir şey olmadığını düşünerek kabul etmiş, ama çok geçmeden meselenin öyle olmadığını görmüş. Çünkü Nasrettin Hoca sık sık gelip çiviyi görmek istediği söylüyor, hatta evden çıkar çıkmaz geri dönüp çiviye bir kez daha bakmak istediğini söylüyormuş. Bu bir kez, daha sonra iki, üç ve on olduğunda, evi satın alan komşu, dayanamamış, evi satın aldığından daha ucuz bir fiyata hocaya geri vermek zorunda kalmış.
Her halükarda, Sudan’ın 11 Eylül mağdurlarına tazminat ödemesi meselesini anlamak zor, çünkü şu ana kadar kabul edildiği gibi, 19 yıl önce meydana gelen bu olayın şüphelileri 4 Arap ülkesinden 19 kişi ve bunlar arasında tek bir Sudanlı bulunmuyor. Bununla birlikte, dokunulmazlık konusunu yıllar sonra sonuçlandırdığı gibi Sudan, bu konuyu da sonuçlandıracaktır.
TT
Hartum’daki Nasrettin Hoca çivisi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة