19 Aralık 2025'te Başkan Donald Trump, Sezar Yasası'nın nihai olarak yürürlükten kaldırılmasını da içeren Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nı imzaladı. Şam'ı önceki rejim döneminde uygulanan ağır yaptırımlardan kurtaran bu olaydan yaklaşık bir ay önce, Ahmed eş-Şara, iki ülke arasındaki ilişkiler tarihinde bunu yapan ilk Suriye cumhurbaşkanı olarak Beyaz Saray'ı ziyaret etti. Bu ziyaret, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın girişimiyle Riyad'da Başkan Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ardından gerçekleşti. Şara'nın temsilcileri İsrail ile doğrudan ve dolaylı görüşmelerde bulundu ve Şara'nın kendisi Moskova'yı ziyaret etti ve Çin'i ziyaret etmeye hazırlanıyor. Ayrıca ülkesini New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda temsil etti. Bu diplomatik ivme, Suriye'yi çevreleyen karmaşık bir denklem içinde gelişiyor ve bunun en tehlikeli yönü İsrail'in ciddi ve ağır hedefleridir. İsrail, Şam'a karşı müdahaleye en istekli oyuncu gibi görünüyor.
İsrail’in Sezar Yasası yaptırımlarının kaldırılmasını engelleme çabalarına ve bunda başarısız olmasına ilave olarak, ordusu 8 Aralık 2024'ten bu yana Suriye topraklarında sudan bahanelerle 600'den fazla operasyon gerçekleştirdi (günde ortalama iki operasyon). Ancak Tel Aviv'in Şam'a ilişkin hesapları daha geniş ve karmaşıktır ve beş noktada özetlenebilir.
1. İsrail hükümeti, Suriye'nin Golan Tepeleri üzerindeki “İsrail egemenliğini” tanımasının iki ülke arasındaki herhangi bir barış anlaşması için temel koşul olduğunu ısrarla savunuyor. Trump, birkaç gün önce Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini yeniden teyit ederek, 2 Aralık 2015'te BM Genel Kurulu'nun Mısır tarafından sunulan ve İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri'nden 4 Haziran 1967 sınırına çekilmesini talep eden bir kararı kabul etmesine rağmen, burayı İsrail'e verdiğini övünerek dile getirdi.
2- İsrail, 1974 anlaşmasıyla kurulan tampon bölge üzerindeki kontrolünü sürdürüyor; ordusu, muhalif güçlerin Şam'a girmesinden saatler sonra bu bölgeye girerek Suriye topraklarının yaklaşık 400 kilometrekarelik ek bir bölümünü ele geçirdi. Bu İsrail müdahalesi, Şam'ın güneyinden İsrail'e doğru, Hermon Dağı da dahil olmak üzere, ağır silahlardan arındırılmış bir tampon ve “uçuşa yasak bölge” oluşturmayı amaçlıyor. Bu plana göre, Suriye ordusunun bu bölgedeki varlığı, iç düzeni sağlamak amacıyla sadece hafif silahlarla donatılmış “güvenlik ve polis güçleriyle” sınırlı olmalıdır.
3- İsrail, Suriye'nin güneyinin Ankara için bir nüfuz alanı haline gelmesini reddederken, siyasi yönetimi, Suriye'de her iki tarafın “meşru güvenlik çıkarlarının” karşılıklı tanınmasına dayalı pragmatik bir birlikte yaşama formülüne ulaşmanın olasılığına inanıyor. Tel Aviv, Türkiye'nin Kuzey Suriye'de Kürt sorunu ve ayrılıkçı oluşumların kuruluşunu önleme ile ilgili varoluşsal güvenlik önceliklerine sahip olduğunu kabul ediyor; buna karşılık Türkiye'nin de Güney Suriye'nin (Şam'dan Golan Tepeleri'ne kadar) İsrail için hayati ve silahlı örgütlerin yayılmasına izin verilemeyecek bir güvenlik bölgesi olduğunu kabul etmesi gerekiyor.
4- İsrail, savaş uçaklarının Suriye hava sahasında serbestçe hareket etmesinde ısrar ediyor. Amaç artık sadece Hizbullah'a gönderilen silah sevkiyatlarını vurmak değil.
5- İsrail, sınırları içinde güvenlik sisteminin hayati bir parçasını oluşturan İsrail'deki Dürzilerin baskısıyla ve Suveyda ile Cebel el-Arab'ı sınırlarına doğru uzanan ve milislerin veya radikal örgütlerin yayılmasını önleyen laik bir “sosyal tampon bölgeye” dönüştürme jeopolitik hırsıyla, Suriye stratejisinin temel taşı olarak “Dürzi önceliğine” sıkıca bağlı. Dürzilere özel bir statü tanınmasını ve bir tür özerklik güvencesi verilmesini sağlamaya çalışıyor; bu konuyu doğrudan askeri müdahaleyi haklı çıkarmak ve Hermon Dağı zirvesi gibi stratejik bölgeleri elinde tutmak için kullanıyor.
Buna karşılık, Cumhurbaşkanı Şara'nın stratejisi üç temel üzerine kurulu: Birincisi, ekonomik istikrar sağlamak, radikal söylemleri reddetmek ve yeniden inşaya ve bunun büyük maliyetine (216 milyar) odaklanmak. İkincisi, kendisini “terörizm ile mücadelede ortak” olarak yeniden tanımlayan Washington ile güvenlik ortaklığı yoluyla uluslararası meşruiyetini pekiştirmek. Bu, DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona katılma ve örgüte karşı ortak “Şahin Gözü” operasyonu ile somutlaştı. Üçüncüsü, Suriye'nin ayrı oluşumlara bölünmesini önlemek.
Dolayısıyla, 2025 yılının sonunda Suriye, yüksek Suriye ulusal umutları ve özlemleri ile karmaşık bölgesel çıkarların şekillendirdiği bir sahneyle karşı karşıyadır. Tel Aviv katı bir güvenlik gerçekliği dayatmaya çalışır ve Türkiye, İran ile Rusya'nın rollerini devralmayı hedeflerken, Şam Suudi Arabistan önderliğindeki Arap şemsiyesinde ve Trump yönetiminin “Suriye modeli”nin başarısına duyduğu arzuda stratejik bir derinlik buluyor. Bu derinlik, ülkenin istikrarının jeopolitik diktelere boyun eğmekten değil, devletin gücünden ve birliğinden doğmasını sağlamayı amaçlıyor.