Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Devlete dönüşün zorlukları

Son on yıllarda, mücadeleleri sırasındaki bütün talepleri karşılığında bile devletle uzlaşmayı (yani kendini feshetmeyi) kabul eden tek bir milis gücü görmedik. Bunu Lübnan, Suriye, Irak, Libya, Sudan ve başka yerlerde yaşananlar ışığında söylüyorum.

Özellikle Irak'ta, Haşdi Şabi milisleri, devleti kendi büyüklüklerine göre aralarında bölüştürdüler. Başbakanın kendisi de Haşdi Şabi’den geliyor. Yine de hiçbiri silahlarını devlete teslim etmek istemiyor. Peki, devlet ve onun askeri ve güvenlik aygıtı nedir? Ordunun dörtte üçü ve polis güçlerinin yüzde 90'ı Haşdi Şabi grubundan ve Sistani'nin teşvikiyle DEAŞ ile savaşmak için gönüllü olduklarında, yasa ile orduya binlercesi daha eklendi. Yine de milletvekilleri, bakanları ve yüksek rütbeli yetkilileri olan birçok milis gücü var ama bunlar silahlarını ellerinde tutmaya devam ediyorlar ve devletin çıkarı için silahsızlanmayı reddediyorlar (!). Peki tüm bu seferberliğin sebebi ne? Silahlarını kaybederlerse pozisyonlarını da kaybedeceklerinden mi korkuyorlar? Yoksa hâlâ silahlarıyla Şii olmayan bölgeleri kontrol ettikleri ve silahsızlandırılırlarsa bu bölgeleri kaybedeceklerinden korktukları için mi silahlarını korumak istiyorlar? Ya da gerçekte, İsrail ile savaşmak için değil –ki buna kadir değiller– ama belki de zayıf Irak hükümetine şantaj yapmak için silahlarını ellerinde tutmalarını isteyen, iyi bilinen dış güçlere mi bağımlılar?

Kimse Kürdistan Bölgesi'nin daha iyi durumda olduğunu düşünmesin. Ortak güçler (Peşmerge) var, ancak iki Kürt partisinin her biri kendi silahlı milis gücünü koruyor ve her birinin dış ilişkileri var. Irak federal hükümetiyle anlaşmazlığa düştüklerinde bile, ortak bir müzakere programı üzerinde anlaşamıyorlar. Şimdi de Irak cumhurbaşkanlığı için Kürt bir aday konusunda anlaşamıyorlar!

İronik bir şekilde, Suriye'deki olaylar nedeniyle hepsi şimdi DEAŞ terörizminin Suriye'den Irak'a gelmesinden korkuyor! Haşdi Şabi kendisine bir görev bulmuş durumda ve Irak-Suriye sınırında önleme ve koruma amacıyla toplandığını belirtiyor.

Eşit derecede zor bir başka duruma bakalım: Hizbullah veya Lübnan'daki milisleri. Son yıllarda İsrail'i defalarca kışkırttı, her seferinde yenilgiye uğradı ve iki genel sekreteri de dahil olmak üzere binlerce üyesini ve liderini kaybetti. Hizbullah artık İsrail ile mücadele edebilecek durumda değil; durumu Haşdi Şabi Güçleri'nden çok daha iyi değil. Buna rağmen, neredeyse her gün Genel Sekreteri Naim Kasım veya yardımcılarından biri Lübnan hükümetinin silahın devletin elinde toplanması kararını reddettiğini ilan ediyor. Hizbullah, İsrail Lübnan'dan çekilene, tutsakları serbest bırakılana ve diğer talepleri yerine getirilene kadar silahını elinde tutmak istiyor. Peki, sınırları koruma yetkisi kimde? Elbette devlet güçlerinde, ancak zayıflamış Hizbullah tehdit ve yıldırma yöntemlerine başvurarak bunu reddediyor. Hizbullah silahlarını teslim etmekten neden korkuyor? Siyasi nüfuzunu kaybetmekten mi korkuyor? Elbette hayır. Hakları Şii toplumunun haklarının bir parçası ve güç dengesi büyük ölçüde onların lehine. Kimse haklarını kısıtlayamaz, yine de silahlarına sıkıca tutunmakta ısrar ediyorlar. Bazı uzmanlar, bu reddin 1980'lerden beri İran'a ve Devrim Muhafızlarına olan bağlılıklarından kaynaklandığını belirtiyorlar ki, Hasan Nasrallah da bununla açıkça övünürdü. Iraklılar, Haşdi Şabi Güçleri ve silahları konusunda İran ile müzakere etmeye çalıştılar, ancak şimdiye kadar başarılı olamadılar. Lübnanlılar da Hizbullah'ın silahı konusunda İran ile müzakere edemez mi? Bazı yetkililer şöyle diyor: Bunun bir faydası yok. Zira ünlü eksenden geriye Hizbullah dışında güvenilebilecek bir güç kalmadı. Peki İran, Hizbullah'ın silahlarına boşuna tutunması karşılığında Lübnanlı Şiilere yönelik devam eden saldırıları kabul eder mi?

Şimdi de Suriye’deki duruma ve yakın zamana kadar uygulanmayan tekrarlanan anlaşmaların ardından yeni Suriye ordusu ile SDG arasında yaşanan çatışmalara bakalım. On yıl önce, ABD güçlerinin yardımıyla Suriye Kürtleri, Türkiye’deki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile birlikte, Suriye'nin doğusunda, birkaç şehri ve Suriye'nin su kaynakları, tarım arazileri ve petrol kuyularının çoğunu kapsayan bir devletçik kurdu. Bütün bunların sebebi ise iç çatışma ve bölünmeydi. Kürtler, anlaşma yoluyla birçok kaynağı kaybedecekler, zira bölgelerindeki nüfusun çoğunluğu Arap olduğu için ABD hava desteği olmadan kontrolü sağlayamazlar. Peki bu büyük milis gücün üyeleri ne olacak? Onların yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi önerildi. Peki ya PKK'nın silahlı unsurları ve Esed'in kaçmasından sonra onlara katılan Esed rejiminin kalıntıları ne olacak?

Bu örnekler, milislerin kendilerini feshederek barışı kabul etmediklerini, aynı zamanda büyüdükçe daha da inatçı hale geldiklerini gösteriyor. Dahası güçleri artarsa, ülkeyi bölmeyi bile hedefleyebilirler ve bunu başarmak için hem Suriye içinde hem de komşu ülkelerde müttefikler bulabilirler. Peki, birleşik bir devlet nasıl yeniden kurulabilir?