Dünya Ekonomik Forumu, on yıllardır Alpler'deki uzak İsviçre şehri Davos'ta düzenleniyor. Ekonomik, politik ve güvenlik açısından en üst düzeydeki en önemli küresel forumlardan biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, seminerlerini ve konuşmalarını izleyen ve analiz eden, katılımcıları takip eden birçok medya kuruluşu tarafından da izleniyor. Dünyanın önde gelen ülkeleri, kalkınma planlarını, gelecek vizyonlarını ve yatırım ve iş birliği alanlarını sunmak için bu foruma katılmaya önem veriyor.
Olağanüstü tarihi değişim anlarında, değişen normlar ve ölçütler, istikrarsız dengelerle birlikte, her şey farklı derecelerde de olsa değişir. 2026 Davos Forumu'nda da durum böyleydi. Uluslararası değişim çok dramatik olduğu için, pozisyonlar ve değişiklikler de aynı derecede dramatikti. Bu bağlamda bizim için önemli olan, Başkan Trump'ın tercih ettiği şekilde dünyayı alt üst eden, dramatik, patlayıcı ve tüm dünyaya kendi iradesini dayatmaya çalışan ABD politikasıdır.
Başkan Trump'ın Davos'taki konuşması tamamen yeni veya şaşırtıcı hiçbir şey içermiyordu. Aksine, Davos'tan önce söyledikleri veya yaptıkları ile bundan çok daha fazlasını söylemişti. Trump, kimseye danışmadan yeni bir uluslararası düzen yerleştirmeye başladı. Tüm uluslararası yasalara ve normlara aykırı olarak, Venezuela'daki sarayından bir devlet başkanını kaçırmak için askeri bir operasyon düzenledi ve onu eli bağlı bir şekilde ABD'ye yargılanmak üzere getirmekle övündü. Bu, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan beri yerleşmiş olan uluslararası düzende eşi benzeri görülmemiş bir eylem ve bunu yasal veya siyasi olarak haklı çıkarmaya gerek bile duymadı.
Trump Grönland'a el koyma konusundaki ısrarını defalarca dile getirdi ve Davos’taki konuşmasında dil değiştirerek, adayı sadece askeri olarak almayacağını söyledi. Göç, güvenlik, ekonomi ve siyaset konularında Avrupa'yı -ülkelerini, liderlerini ve politikalarını- şiddetli bir biçimde hedef aldı. Onlara, ABD olmasaydı, Avrupa'nın bugün Almanca ve belki de biraz Japonca konuşuyor olacağını söyledi. Yani ABD İkinci Dünya Savaşı'na müdahale etmeseydi, Avrupa Mihver devletleri tarafından yenilgiye uğratılırdı dedi. Bu doğru, ancak yine de Avrupa'nın ABD'nin istediği her şeye boyun eğmesi gerektiği anlamına gelmiyor.
Herhangi bir uluslararası düzenin istikrarlı ve sürdürülebilir olması için, tüm ülkelerin bir şekilde bundan fayda sağladığı siyasi dengeler ve ekonomik denklemler bulması gerekir; aksi takdirde uzun süre devam edemez. Dolayısıyla bu Trumpvari uluslararası düzen, siyasi ve ekonomik olarak adaletsiz ve ahlaki olarak küstah olduğu için başarılı ve kalıcı olamaz.
Mevcut uluslararası sistemin doğuşu zorlu bir süreçti. 1648'deki Vestfalya Antlaşması'ndan Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler'e kadar doğum sancıları zorlu ve anlaşmazlıklar, çatışmalar, iki dünya savaşı da dahil olmak üzere savaşlar ve mücadelelerle doluydu. Her ne kadar nispeten olsa da, on yıllarca süren küresel barış, acıların ve savaşların bir sonucuydu.
Başa dönecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Trump'ın Davos'a gelişinden önce yaptığı konuşma hem öfkeli hem de şaşkındı. En güçlü müttefik ve dünyanın en güçlü ülkesinin neden olduğu böylesine derin bir sarsıntı karşısında meseleleri açıklığa kavuşturmaya çalışıyordu, çünkü ABD Avrupa'ya sırtını dönmeye başlamıştı. Kanada Başbakanı Mark Carney bunun da ötesine giderek, konuşmasında “kurallara dayalı uluslararası düzenin sona erdiğini” açıkça duyurdu ve bunda haklıydı.
Bugün inşa edilen yeni uluslararası düzen, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yerleşen uluslararası düzen tarafından dayatılan tüm yasaları ve normları hiçe sayıyor. Dahası bu, herhangi bir denge, ittifak veya anlaşmadan uzakta, bir devletin ve liderinin acil ve bencil “çıkarlarını” gerçekleştirmek için “güç”, “kibir” ve “kendini beğenmişliğin” şart olduğunu savunan bir Amerikan düzenidir.
Bu tehlikeli eğilim ABD'de bir gecede ortaya çıkmadı. Sağcı oğul George W. Bush tarafından başlatıldı ve ardından, ters yönde de olsa, sol eğilimli liberal Obama tarafından takip edildi. Savaş daha sonra Amerikan sağı ve solu arasında bir mücadeleye dönüştü, ancak her iki taraf da tek bir yolda hemfikir; uluslararası düzeni yıkmak, kaos yaratmak ve dünya haritasını yeniden çizmek.
Trump mevcut uluslararası düzeni yok etmeyi ve selefinden daha az verimli, daha tehlikeli ve daha hızlı bir şekilde yok olacak yeni bir düzen kurmayı başarırsa dünya nereye gidebilir? Gerçek şu ki, bunun cevabı zor, kolay değil. Hiç kimse bilinmeyeni bilemez veya özellikle dünyanın en güçlü ülkesinden gelen ani değişimleri tahmin edemez. Ancak kesin olan şu ki, ABD bu durumdan uzun süre faydalanamayacak. Dünya yakında dişlerini gösterecek ve ahlak, etik ortadan kalkar kalkmaz orman kanunu geri dönecek. O noktada pişmanlığın veya mantığın hiçbir faydası olmayacak.