Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Trump Avrupa’nın yaralı hafızasını karıştırıyor

Trump Avrupa’nın yaralı hafızasını karıştırıyorGörünüşe bakılırsa, ABD Başkanı’nın Avrupa karar alma mekanizmasını istediği yöne çekebileceği bazı kozları var. Bunu da özellikle Fransa ile Almanya arasında, yani Avrupa makinesinin iki büyük motoru arasındaki derin ve köklü iç çelişkileri kullanarak yapıyor.

Berlin ile Paris arasında, hatta Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında belirgin görüş ayrılıkları ve yer yer çelişkiler bulunuyor. Bu ayrılıkların başında Ukrayna savaşıyla nasıl başa çıkılacağı ve bu konuda Avrupa’da son sözü kimin söyleyeceği geliyor. Bir diğer -en az bunun kadar hayati- dosya ise Trump yönetimi altındaki ABD ile kurulacak ilişkinin mahiyeti.

Macron’un Fransa’sı, Trump’ın Washington’una karşı daha sert ve daha bağımsız bir tutum istiyor. Bu, Fransa’nın onlarca yıldır sürdürdüğü geleneksel bir çizgi. Almanya ise ABD ile ilişkilerde daha esnek ve uzlaşmacı bir yaklaşım benimsiyor. Bu tutum, özellikle ekonomik ve siyasi dosyalarda açıkça görülüyor. Ayrıca iki ülke arasındaki güven ve rekabet tarihinin, Avrupa kolektif hafızasında derin ve sancılı bir yere sahip olduğu da unutulmamalı.

Yakın tarihe bakmak bile bunu hatırlatmaya yeterli: Napolyon’un ordularının Almanya’yı işgali ve ardından Hitler ile Nazi birliklerinin Eyfel Kulesi’nin altındaki görüntüsü.

İki ülke arasında yüksek bir tarihsel hassasiyet var. Fransız-Alman düşmanlığının kökleri 16. yüzyıla kadar uzanır. Kıta hakimiyeti mücadelesi ve özellikle Alsace-Lorraine (Alsas-Loren) bölgesi üzerindeki sınır ihtilafları bu rekabetin temelini oluşturur. Bu gerilim, 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı’nda ve Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı’nda zirveye ulaşmış, ancak 1945’ten sonra yakın bir ortaklığa dönüşmüştür.

Ne var ki bugün bu geçmiş tamamen silinmiş değil; adeta küllerin altında kalan bir kor halinde durmakta. Nitekim Montaigne Enstitüsü araştırmacısı ve Fransa’nın eski Suriye Büyükelçisi Michel Duclos’un aktardığına göre, Fransa’da ‘Almanya’nın savunma bütçesinin yakında Fransa’nınkinin iki katına çıkacağı’ yönünde ciddi bir endişe var ve bu durum tarihsel bir kırılma noktası olarak görülüyor.

Fransız gazetesi Le Monde’da yayımlanan bir yazısında Thomas Wieder, tarihçiler Andreas Wirsching ve Helene Miard-Delacroix’nın kaleme aldığı ‘Miras Yoluyla Düşmanlar’ adlı kitaba dikkat çekiyor. Kitap, Fransa ile Almanya arasındaki ilişkilerin son iki yüzyıllık seyrini inceliyor. Buna göre, 19. yüzyılın ikinci üçte birlik dönemine kadar Almanya’nın asıl korktuğu ülke Fransa’ydı. 14. Louis ve ardından Napolyon dönemlerinin mirası nedeniyle Almanlar, Fransızları işgal ve yağmaya hevesli bir halk olarak görüyordu. Ancak 1870-1871 savaşından sonra bu kez Fransa, Almanya’nın saldırganlığından endişe duymaya başladı.

Bugün Avrupa Birliği’nin (AB) kuruluşundan bu yana Fransa ve Almanya, birliğin iki ana direğini oluşturmaktadır. Ayrıca Birleşik Krallık’ın ayrılmasının ardından Fransa, AB içindeki tek nükleer silahlı devlettir. Almanya ise ekonomik ve endüstriyel açıdan kıtanın en büyük gücüdür. Ancak bu gerçekler, tarihsel gerilimleri tamamen bastırmaya ve geçmişten gelen hassasiyetleri sonsuza dek gömmeye yeter mi? Bu soru hâlâ geçerliliğini koruyor.

Sonuç olarak, tarihsel çatışmalar ölmez; sadece hafızanın derin, soğuk mahzenlerinde donmuş halde bekler. Çıkarların aleviyle yakılan ateşte ilk çıtırtı duyulduğunda, bu donmuş hatıralar hızla çözülür ve yeniden yüzeye çıkar. Bu durum yalnızca Fransa ile Almanya için değil, dünyanın hemen her köşesi için geçerlidir.