Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Hamaney depremi ve suikastlar nehri

Dini Liderin suikasta uğraması, İran'ı vurabilecek en yıkıcı depremdir. Bazıları bu depremin, nükleer tesislere yönelik bir saldırıdan veya on yıllarca Suriye'ye yerleştikten sonra yaşanan büyük bölgesel yenilgiden yahut güney Lübnan’da İsrail sınırının Lübnan tarafında varlığını sürdürme gücünü kaybetmekten bile daha tehlikeli olduğuna inanıyor. İran bölgesel bir kaybı kaldırabilir, ancak liderine suikast düzenlemeye cüret eden bir güç görmek onun için kolay değildir.

Deneyimler göstermiştir ki, İran rejimi nihayetinde bir Dini Lider, Veliyyi Fakih rejimidir. Tüm anahtarlar onun ofisinin çekmecelerindedir. Tüm yetki oradadır. Tüm önemli kararlar onun onayını almalıdır.

Dini Lider sabittir. Cumhurbaşkanı gelir ve gider. Dini Lider ona veda eder ve halefini karşılar. Sonra sahne kendini tekrar eder. Gazeteciler, cumhurbaşkanının tarzı, yetkileri ve reformcular ile sertlik yanlılarıyla olan ilişkileriyle meşgul olurlar, ancak sonunda cumhurbaşkanının aslında Dini Lider'in ofisinin üst düzey yetkilisi olduğunu keşfederler. Düşmanlarla olduğu kadar dostlarla da ilişkilerde, Dini Lider'in sözü her zaman geçerlidir. Çatışmadan müzakereye, protestoları bastırmaktan esneklik göstermeye kadar her büyük karar, Dini Lider'in parmak izini taşımalıdır. Siyaset, güvenlik, ekonomi, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde, hükümetler yalnızca Dini Lider'in direktiflerine göre hareket ederler, özellikle de devrimci meşruiyeti halktan alınan meşruiyetin yanı sıra Humeyni tarafından seçilmesine dayanıyorsa.

Dini Lider'i öldürmek, büyük bir depremi tetiklemekle eşdeğerdir. Yerine birini bulmak kolay değil, ancak imkansız da değil. Yeni liderin belirli niteliklere, bir haleye ve bireyler ile kurumlar, generaller ile din alimleri arasında dengeyi koruyabilme yeteneğine sahip olması, ayrıca çeşitli grupları kontrol edebilmesi, hayalleri sebebiyle yaralar alan ama birkaç yıl sonra aynı hayalleri yeniden gerçekleştirmeye çalışan sokakları susturabilmesi gerekir. Ortadoğu bir dehşet bahçesidir. Orada bir gazeteci, suikastlar dışında tanık olduğu birçok olayı unutur. Nedeni yüksek profilli suikastların, özellikle yerleşik, işleyen kurumlar yoksa, söz konusu ülkeyi zorlu bir yol ayrımına ve tehlikeli bir uçuruma itmesi olabilir. Mesleğin bana yaşattığı deneyimlerden sonra, bazen suikastların hiçbir şeyi değiştirmediği yönünde söylenenlerin temelsiz olduğunu söyleyebilirim. Çünkü dünyanın bu çalkantılı bölgesinde gazetecilerin hafızası suikastlarla doludur; dolayısıyla farklı bağlamlara ve dönemlere rağmen karşılaştırmalar kaçınılmazdır.

Örneğin, Ali Hamaney suikastının, bazılarına göre bir zamanlar mutlu olan Yemen'de olayların seyrini değiştiren eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih suikastından daha ciddi olduğunu söylersek abartmış olmayız. Yine bu suikast, kırk yılı aşkın bir süre boyunca mutlak otorite olarak hüküm süren, ülkeyi sürekli bir kaos ve derin bir korku beşiğine dönüştüren Libya lideri Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden de daha ciddidir. Dini Lider suikastı, bölgesel fay hattında kurban edilen Lübnan başbakanı Refik Hariri suikastından daha tehlikelidir. Dini Lider suikastı, uzun ve olaylı bir yönetim dönemi boyunca nükleer emellere, uluslararası sınırları aşma emellerine ve “Büyük Şeytan”a meydan okuma emellerine kapılan Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirilmesini görmekten de daha ciddidir. Bu arada, Saddam, Bağdat'ta iken Humeyni'ye suikast düzenleme teklifini, Irak'ın misafirlerine suikast düzenlemediği gerekçesiyle reddetmişti. Ama İran Devrimi'nin zaferinden sonra Humeyni'ye bir suikast girişiminde bulundu, ancak Ali Hamaney'e ulaşmayı ve onu elinden yaralamayı başardı.

Hamaney suikastı, daha önce yaşanan her şeyden daha tehlikeli. Bu sadece İran'ın bölgedeki büyüklüğü ve nüfuzu nedeniyle değil, aynı zamanda failinin İsrail olması nedeniyle de tehlikeli. İsrail'in, Amerikan istihbaratından “altın fırsat” olarak gördüğü bir bilgi aldığı bildiriliyor.

Burada aklıma birkaç soru geliyor. Bunlardan bazıları şunlar: Hamaney, tıpkı kendisinden önce Saddam Hüseyin'in yaptığı gibi, Büyük Şeytan’ın gücünü yanlış mı değerlendirdi? 12 gün savaşı deneyimine rağmen, İsrail'in gücünü de yanlış mı değerlendirdi? Hamaney, kendisine yönelik herhangi bir saldırıyı kimsenin geçmeye cesaret edemeyeceği kırmızı çizgi olarak mı gördü? Beyaz Saray'ın şu anki efendisinin, seleflerinin hiçbirinin cesaret edemediği bir kararı, Bağdat Havaalanı'nın eteklerinde General Kasım Süleymani'ye suikast kararını yıllar önce aldığını unuttu mu? Donald Trump'ın kırmızı çizgileri aşmaktan çekinmediğini unuttu mu?

Hamaney, İsrail'in kendisinin de kırmızı çizgileri aşma ilkesi üzerine kurulduğunu unuttu mu? Netanyahu’nun, Sinvar Tufanı’ndan sonra, eskisinden çok daha tehlikeli olduğunu gözden kaçırdı mı? Sinvar, kasıtsız bir şekilde Ortadoğu'daki oyunun kurallarını değiştirdi ve Netanyahu'yu her kırmızı çizgiyi aşmaya itti. Tufan’dan önce Netanyahu, Beyrut'ta Hasan Nasrallah'ı öldürme kararı almadı. Tahran'da İsmail Heniyye'yi öldürmeye karar vermedi. Suriye'de İranlı subayları öldürmeye, Beşşar Esed'i müttefiklerinden mahrum bırakıp kaçmak zorunda bırakmaya da karar vermedi.

İran, sanki bir deprem yaşamış gibi tepki verdi. Daha önce hava sahalarının İran'a saldırmak için kullanılmasını reddeden ülkelere füze ve roket yağdırdı. Böylece, İran'ın Amerikan üslerine saldırma bahanesiyle BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Ürdün ve hatta arabulucu Umman'da sivil hedefleri vurduğunu gördük. Provokasyonlar Suudi Arabistan'ı da hedef aldı; Suudi Arabistan ise bu açık saldırıları kınayarak hedef alınan Arap ülkelerine desteğinin altını çizdi.

Bölgeyi ateşe verme, enerji yollarını tehdit etme, boğazları kapatma ve ateş çemberini genişletme girişimi, kendisini vuran depremin büyüklüğünün korkuttuğu birinin davranışına benziyor. Bölge, olağanüstü bir krizin ve büyük bir çıkmazın sarsıntılarıyla karşı karşıya. İran teslim olamaz ve kazanamaz da. Trump ise somut sonuçlar elde edemeden geri dönemez. Netanyahu, “varoluşsal tehdit” olarak gördüğü ve Tufan’ın arkasında olmakla suçladığı rejimin belini kırmadan savaştan çekilmeyi düşünmüyor.

Savaş, Hamaney'i suikast nehrine iterek başladı. Netanyahu hükümeti “baş kesme” politikasını uyguladı. Bu operasyon, Venezuela'dakinden çok daha zor ve çok daha tehlikeliydi ve Hamaney'i öldürmek, daha önce yaşanan her şeyden daha tehlikelidir.