Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Canlı yayın

Televizyon canlı yayın yapmaya başladığından beri, savaşlar pencerenizin yarım kilometre yakınında seyretmeye başladı. Bu iyi bir haber değil. Ardından gelen haberler de değil. Her taraftan ve cepheden gelen sürekli son dakika haberleri de değil.

Keşke dışarıda neler olduğunu size tasvir edebilseydim; gökyüzünden ve yerden patlayan korkunç sesler, ışıklar ve yangınlardan çıkan dumanlar, tıpkı içine düşecek su birikintisi arayan uzak bir volkan gibi amansız kükremeler. Ve siz dışarıda neler olduğunu görmüyorsunuz. Füzelerin seslerini, mermilerin ıslıklarını, sokaklardaki korkunun sesini ve hayalleri yıkılmış, korkuları ve kaotik bavulları kaderlerinin dehşetini taşıyan, evden eve, sokaktan sokağa değişen yerinden edilmişlerin seslerini duyuyorsunuz.

Bu sefer, korkunun yankısı sol kulağınızda bir fısıltı gibi. Sağ kulağınız paramparça olmuş ve sadece alarmları duyabiliyor. Ve onların da sayısı çok fazla. Çocukların çığlıklarını duymak ise felç edici bir durum. Onlara, yetişkinlerin diliyle, bunun savaş olduğunu nasıl açıklarsınız? Bu, babalarınızın, oğullarınızın, torunlarınızın ve düşmanlarınızın savaşı, pervasızlık ve aptallık alanları, dumanından, istasyonlarda durmamasından, ateş ışığı ile yol ışığı arasında ayrım yapmamasından tanıdığınız, hızla ilerleyen aptallık treni.

Dışarıda alanların sesleri. Silahların tıkırdaması ve kime bağlı kalacaklarını, dün izledikleri yolun onları nereye götürdüğünü bilmeyen kayıp boğazlar.

Bu çadırların kimin için kurulduğunu da bilmiyorlar.

Küçüklerin korkusuyla meşgulsünüz çünkü anlamıyorlar, yaşlıların korkusuyla da meşgulsünüz çünkü biliyorlar. Çünkü tattılar. Çünkü savaş kötülük, zulüm ve acı bir sonuç bırakmadan geçip gitmiyor. Dışarıdan gelen bu sesler uzaktan geliyor ve yaklaşmamaları için dua ediyorsunuz. Her kötü ses uzakta kalsın. Çok uzakta.