Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

İran savaşı ve ertesi gün

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaması halinde enerji tesislerine saldırmakla tehdit ettiğinde, Tahran müzakere yolunu seçti. Bu durum, Amerikalıların saldırıyı beş gün erteleyip müzakere için alan açmasına yol açtı. Ancak ertesi gün İranlılar, Kuveyt’te altı büyük enerji tesisini hedef aldı!

Müzakere süreci hâlâ al-ver alanı barındırıyor. Trump, müzakerelerin sürdüğü yönündeki iddialarını yinelerken, İranlı yetkililer bunu reddediyor. Bu arada İsrailliler, ateşkes için 9 Nisan’ı son tarih olarak belirledi. İranlılar Trump’ın söz ettiği detayları yalanlasa da müzakere şartlarını duyurmaktan çekinmediler. Bunların arasında, ateşkesin Lübnan’daki silahlı örgüt Hizbullah’ı da kapsaması talebi bulunuyor. Öte yandan İsrailliler, Litani Nehri’nin güneyinde on kilometre genişliğinde bir güvenlik bölgesi oluşturmak için mücadele ediyor. Bu bölge, Lübnan ordusunun bir yıl süren hazırlık ve uygulamaları sonrası Hizbullah’ın silahlarından, tünellerinden ve mensuplarından temizlendiğini iddia ettiği yer olmasına rağmen, saldırıların çoğu hâlâ buradaki köyleri ve iç kesimleri hedef alıyor!

İran’ın Körfez ülkeleri, Ürdün ve Irak’a yönelik büyük saldırısı, şiddet ve kapsam açısından İsrail’e yapılan saldırıları aşarken, nedenleri hâlâ belirsiz. Bu eylemlerin Kudüs’ün veya Mescid-i Aksa’nın kurtarılmasıyla hiçbir ilgisi yok; yani İran’ın iddia ettiği gibi değil. Geçtiğimiz günler içinde İranlılar Rasu’l Hayme’den tahliye talep edince, gazeteci Semir Ataullah, Şarku’l Avsat’ta, söz konusu emirliğin Kudüs’e mesafesini sordu. İran medyası ve aramızdaki destekçileri, bunun Amerikalıları ateşkesi kabul etmeye ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için müzakere etmeye zorlamak amacıyla enerji kaynakları üzerinde yapılan bir baskı olduğunu iddia ediyorlar. Oysa İranlılar, Körfez’e yaptıkları saldırıların yalnızca Amerikan üslerini hedef aldığını öne sürüyor!

Her savaşın bir sonu vardır ve nakavt etkisi yaratacak bir darbe genellikle mümkün olmadığında, savaş bir yıpratma savaşına dönüşür; tıpkı Rusya-Ukrayna savaşı gibi. Alman askeri teorisyeni Carl von Clausewitz’in savaşın siyasetin devamı olduğu iddiası ise eksik bir değerlendirmedir; savaş, siyasetin kesintiye uğramasıdır ve siyasete dönüş ancak savaşın durması ve müzakerelere başvurulmasıyla mümkündür. Çoğu zaman ateş altında müzakere de ancak taraflardan biri zayıf olduğunda işe yarar. Tıpkı İran’ın talebiyle Lübnan’daki silahlı örgütün İsrail’e karşı yürüttüğü savaşlarda olduğu gibi: Aracılarla müzakere yapılır, örgüt ‘zaferini’ ilan eder ve sonra Tahran ihtiyaç gördüğünde süreç yeniden başlar. Bu sırada Lübnanlı örgüt de bazı güç ve füzelerini toplamış olur. Bu kez ilave sorun şudur: İsrail bir milyondan fazla insanı göç ettirdi ve yirmi iki köyü tampon bölge oluşturmak için yıktı. Hizbullah, büyük füze cephaneliğine rağmen zaten sıkıntılı bir durumda olmasaydı, İran, ABD ile müzakereler gerçekleşse bile ateşkes konusunda ısrar edeceğine dair Hizbullah’ı rahatlatmazdı!

O halde soru sadece savaşın sonuyla ilgili değil; bir sonraki gün ne olacağıyla da ilgili: İran’ın nüfuz alanındaki ülkeler -Lübnan ve Irak gibi- durumu nasıl karşılayacak? Daha da önemlisi, saldırgan İran ile hedef alınan Körfez ülkeleri arasındaki kopan ilişkilerin akıbeti ne olacak? İranlılar, bazı ülkelerin agresif tutumları karşısında çökeceğini düşündü. Ama görüldü ki, bu ülkeler hazırlıklıydı ve İran’ın aksine enerji kaynaklarını ihraç etmemek konusunda sabırlı olabiliyorlar. Sorun bundan da öte. Özellikle Körfez ülkeleri, son yirmi yılda İran ile düzenli ilişkiler kurmak için büyük çaba harcadı. Bu süre zarfında, 1980’lerden beri Kuveyt’te, 1990’lardan beri Suudi Arabistan’da ve çeşitli zamanlarda Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) İran ve Hizbullah’a ait onlarca uyuyan hücreyi ortaya çıkardılar. Yıllar boyunca İran, Husi güçlerini bu ülkelere yönlendirerek petrol tesislerini ve şehirleri hedef aldı. 2020’de ise Suudi Arabistan ve İran arasında Çin aracılığıyla bir sulh anlaşması yapıldı. Ummanlılar her zaman İran’a dostluk gösterdi ve İran ile ABD arasında aracılık yaptılar. İran, Dukm ve Selale’yi vurduğunda, Umman Dışişleri Bakanı savaşın İran’a karşı haksız olduğunu ilan etti. Sadece BAE’de yaklaşık bir milyon İranlı yaşıyor.

Dünyanın dört bir yanından 40 milyon kişinin çalıştığı Körfez ülkelerinin istikrara ihtiyacı var. Oysa İran’ın, kanlı sınırlardan başka bir şeyi olmadığı için dünyaya hiçbir faydası yok!

Savaşın ardından olasılıklar çok; ama İran zayıf, Körfez ülkeleri dayanıklı ve Lübnan ile Irak’taki istikrarsızlığın sonuçları büyük!