Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Körfez: Sanki görmüş ve duymuş gibi

En kötüsü oldu ve korkulan senaryo, en azından Körfez ülkeleri açısından İran ile ilgili korkunç senaryo gerçekleşti. Bir zamanlar araştırmacılar ve düşünce kuruluşları tarafından öngörülen tehditler ve senaryolar, şehirleri, havaalanlarını, otelleri, enerji, rafineri ve ihracat tesislerini hedef alan saldırılar şeklinde günlük bir gerçekliğe dönüştü. Kısacası; başta enerji ve sanayi sektörleri olmak üzere tüm altyapı, askeri ve siyasi merkezler (elçilikler) ve daha fazlası birer hedefe dönüştü.

Tüm bunlar İran'dan Körfez ülkelerine yağan füze ve İHA’ların hedefi oldu. Bazıları hızla kaybolan küçük hasarlar gördü, bazıları da İran füzeleri, insansız hava araçları ve hücreleriyle neredeyse her gün çatışma içinde.

Yani, yıllardır korkulan şey gerçekleşti. Peki, sonuç ne oldu? İran propagandasının iddia ettiği gibi Körfez ülkeleri yok mu oldu? Bu ülkeler paniğe kapıldı ve kararlılıkları mı çöktü?

Kesinlikle hayır. Aksine, bu felaketler ve talihsizlikler güç oluşturur ve gerçeği ortaya çıkarır. Başkalarının ve sizin sınırlarınızı gösterir. Körfez ülkeleri henüz -yani kendi güçleriyle- ne askeri olarak ne de istihbarat olarak, siyasi olarak, hukuki olarak ve medyatik olarak savaşa tam anlamıyla katılmadılar. Yoksa yapılabilecekleri çok şey var ve elbette burası bunları açıklayacağımız bir yer değil.

İslam öncesi Arap şairi Evs ibn Hacer el-Temimi, bunu özlü ve yeterli bir şekilde şöyle özetlemişti: “Ey nefs, sabret ve cesur ol, çünkü korktuğun başına geldi.”

Peki, eğer insanın başına korktuğu şey gelmişse ne yapmalı? Elbette, yapması gereken korkmak ve umutsuzluğa düşmek değil, aksine kararlı ve azimli olmak, sahip olduğu güçler üzerinde düşünmek ve bunları nasıl artıracağını değerlendirmektir. Sağlam ittifaklar ve gerçek dostları gönülsüzlerden, tarafsızları düşmanlardan ayırt etmek de bu güçler arasındadır.

Körfez ülkeleri -ya da hepsi- birçok ortak çıkara sahip ve bu, özden yoksun bir söylemden ibaret değil. Birkaç basit örnek vereyim: Hürmüz Boğazı'nı İran tehdidinden kurtarmak Körfez'in çıkarınadır. Babul Mendeb Boğazı'nı Husi tehdidinden kurtarmak Körfez'in çıkarınadır. Hava savunmasını güçlendirmek ve askeri istihbarat iş birliğini artırmak Körfez'in çıkarınadır. Körfez güvenliği ve İran ile ilişkiler konusunda müzakerelerde tek ses olmak Körfez'in çıkarınadır.

Bunlar kapsamlı değil, temsili ve açıklayıcı birkaç örnektir. Bu nedenle, Körfez İşbirliği Konseyi içinde anlaşmazlık çıkarmaya ve bölünmeler yaratmaya çalışan herkes ya bilgisiz bir dosttur ya da kasıtlı bir düşmandır.

Son olarak, Arap Körfezi'ni ve halkını seven her aklı başında insan bu asil çabaya katkıda bulunmaktan başka bir şey yapmaz. Körfez'den veya dışından her Arap sadece bunu tavsiye eder. Şairimiz Evs ibn Hacer de bu durumu şu şekilde tanımlar: “Zeki kişi bir şey öngördüğünde, sanki görmüş ve duymuş gibi görüşlerinde isabetlidir.”