Husi topraklarından gelen son haberler ve gurur dolu “görüntüler”, yaklaşık on yaşındaki çocuklar için savaş okullarından sahneler taşıyordu. Geleneksel kıyafetler giymiş, yani yarı çıplak, neredeyse aç, neredeyse okuma yazma bilmeyen bu çocuklar için tek bir saygınlık kazanma fırsatı var; diğer kabilelerin evlatlarıyla savaşmak.
Bu yarı çıplak Yemenli çocuklar nereye savaşmaya gidiyor? Kudüs'e değil. Bu genç ve cesur bir Arap ordusu, ama Kudüs'e gitmiyor. En azından şimdilik değil. Şimdi Kudüs, “Devrim Muhafızları”nın, Şamhani ve yoldaşlarının görevi ve sorumluluğu.
Bu yaşta, dünyanın dört bir yanındaki çocuklar eğitim-öğretim için okullara gönderiliyor. Doktor, mühendis veya çiftçi olmak gibi, dünyanın her yerindeki çocuklarınkine benzer bir gelecek arayışıyla okuyorlar. İlk ve son dersleri silah taşımak olan çocuklara gelince, hangi nesil, hangi ülke, hangi vatan için silah taşıyorlar?
Prensip olarak, ulusal orduya mensup olmak bir onur ve güçtür. İsviçre, vatandaşlarının 50 yaşına kadar askeri eğitim görmesini şart koşuyor, ancak bu tüm bilimlere karşı olan bir eğitim değil, ek bir eğitimdir. Başka hiçbir savaşa girişilmemektedir. Hiç deneyimlemeden, diğer tüm insanlar gibi bilim üzerine bir kitap okumadan bu hayattan geçip gidilmemektedir.
Çocuk askerlerin görüntüsü gurur duyulacak bir şey değil. Doğduğumuzdan beri Yemen'den gelen görüntüler savaş, dağlar ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerindeki Yeniçeriler gibi üniformasız askerler oldu. Yemen bu süre içinde onlarca yılını silahlara harcadı ve sonuç sadece yoksulluk, geri kalmışlık ve bitmek bilmeyen savaşlar oldu.
21. yüzyılın ikinci çeyreğinin başındayız. Orduların, genç erkeklerin gerekli eğitimi tamamladıktan sonra girdikleri askeri akademileri var. Bu akademiler genellikle kahraman subay ve komutanların isimlerini taşır. Sonra bu kişiler gurur kaynağı olur ve resimleri ülkenin gazetelerinde yayınlanır. Çocuk askerlerin ve makineli tüfeklerinin görüntüleri ise geçmişe, Orta Çağ'a aittir. Yemen halkına zaman ve normal bir yaşam şansı verilseydi, el-Farazdak'ın yaptığı gibi şöyle övünürdü:
Bunlar benim atalarımdır, ey Cerir
Varsa senin de böyle ataların
Meclis toplandığında onları getir