Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Jeopolitik, ekonomik ve stratejik dengeler

G7 zirveleri (Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada ve Japonya), NATO'nun güvenlik ve stratejik konulardaki rolü gibi, artık küresel ekonomik liderliği üstlendiği zaman ile aynı değil. En büyük sorun, “Beşinci Gazze Savaşı” ve “Dördüncü Körfez Savaşı”nın çeşitli devletleri ve milisleri içeren tek bir çatışmada birleşmesiyle dünyanın artan bir militarizasyon ve savaş şiddeti dönemine girmesidir. Bu arada, Avrupa ile ABD'nin yönelimlerinin farklı olduğu Ukrayna savaşı Ortadoğu'daki her iki çatışmanın da üzerinde bir tehdit olarak duruyor. Fransa'daki G7 zirvesi, jeopolitik, jeoekonomik ve jeostratejik olmak üzere üç boyutu olan büyük bir küresel krizle karşı karşıya ve bu, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Birinci boyut, Arap-İsrail ve Filistin-İsrail çatışması ve bunun Lübnan, Suriye ve Irak'a uzanan kolları ile sekiz yıllık İran-Irak Savaşı ile doruğa ulaşan Arap-İran çatışmasının etrafında dönen acı tarihsel köklere sahip. Bu çatışmaların derinliği, İslam ve Yahudi dini köktenciliklerinin yükselişi, siber teknoloji ile hava ve deniz insansız hava araçlarında yeni zirvelere ulaşan silahlanmalarıyla daha da şiddetlendi. Ekonomik olan ikinci boyut bir tarafta İran, diğer tarafta ABD ve İsrail arasındaki dengesizlikten kaynaklanıyordu; bu da İran'ın dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sini engelleyerek küresel bir ekonomik kriz yaratma yoluna gitmesine neden oldu. Bu hamle, enerji, gıda, tedarik zincirleri ve genel olarak sanayi için vahim ekonomik sonuçlar doğurdu. Üçüncü stratejik boyut, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası gemi trafiğine kapatılması ve ilgili taraflar arasında nükleer silahların bulunmasıyla somutlaştı. Bu durum, G7 zirvesinde masada olan konuları son derece zorlaştırdı.

Jeopolitik, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilerde kaçınılmaz gerçekleri dayatan düşünce okullarından biridir. Bir insan nasıl ki ebeveynlerini seçemezse, ülkeler de komşularını seçemezler. Komşuluk, sınırları ya ince ve düşmanları -haşerelerden ve istenmeyen yaratıklardan hırsızlara kadar- püskürtebilecek ya da bayramlarda ve düğünlerde hediye alışverişini mümkün kılabilecek durumda kılar. O, anlaşmazlık ve düşmanlığa ya da iş birliğine ve karşılıklı bağımlılığa giden bir yoldur. Arap dünyasının İran, Türkiye ve İsrail arasında yer alması, tüm tarafların çıkarlarına hizmet edecek şekilde ele alınması gereken “jeopolitik” ikilemler yaratıyor. Tarihsel olarak bu gerçekleşmedi ve düşmanlık devam ederek savaş üstüne savaş biriktirdi; bu da ölüm ve yıkım amacıyla füzeler yağarken, barıştan bahsetmeyi oldukça zorlaştırıyor.

Uluslararası kuruluşların ve genel olarak uluslararası hukukun veya İkinci Dünya Savaşı sonrası BM sisteminin etkisinin önemli ölçüde çöktüğü bir dönemde, G7 zirvesinin düzenlenmesi şaşırtıcı görünüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası sistem, küreselleşme çağında parlak görünen eski bir tür “modernite” idi, ancak şimdi uluslararası kurumların çöktüğü farklı bir dünyaya tanıklık ediyor. Alevlerini söndürecek bir sonuca ulaşamadan butün luslararası platformların kapısını çalan bölgemizde, bu aksayan jeopolitik durumlardan ve çatışmalardan beslenen ve "bozguncular" (sabotajcılar) olarak adlandırılan pek çok unsur aktif rol oynuyor. Hizbullah'tan Haşdi Şabi Güçleri, Hamas ve Husilere kadar çeşitli milis gruplar, henüz kendilerini, sınırlarını ve kimliklerini tanımlamakta zorlanan ve zorlu gerçek ulus-devletlere dönüşme yolunu kat etmeye hazır olmayan, tamamlanmamış ulus-devletler ortamının ürünleridir. Bu yapılar, ülkelerin düzenli ordularından daha fazla silaha sahiptir ve devleti işlevsiz kılan "bloke edici üçte birlik" gücü temsil ederler.  Bu tür yıkıcı güçlerin varlığı, Arap Körfez bölgesinde devam eden savaşın barışçıl bir şekilde çözülmesini veya dünyayı yok etmek yerine yeniden düzenlemeyi neredeyse imkânsız kılıyor.

ABD'nin, devasa GSYİH'si (32 trilyon dolar), doların küresel para birimi olması ve kendisini kontrol etmesi, dünya çapındaki sermaye ve yatırım akışı üzerindeki önemli etkisi sayesinde G7'nin liderliğini üstlenmesine rağmen, ABD Başkanı Donald Trump, ikinci döneminin başından itibaren, özellikle Kanada, Meksika ve Grönland ile ilişkiler meselesinde, Avrupa, Asya ve Güney Amerika'daki müttefikleriyle ilişkilerine yönelik yaklaşımını değiştirdi. Ardından İsrail ile ittifak halinde İran'a karşı savaş başlattı. 100 günlük çatışma, müzakereler, aralıklı ve sürekli saldırılardan sonra, son G7 zirvesi, yıkımdan koruması gereken küresel ekonominin kaderi için sunabileceği pek bir şey bulamadı. Sadece Çin, Hindistan ve birkaç Arap devletinin de dahil olduğu bir masa davetinde bulundu. G7 zirvesinin düzenlendiği Évian şehri, Hürmüz Boğazı'ndan oldukça uzaktaydı.