İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Washington – Tahran: İdeolojik olmayan sürecin başarısı

Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında çerçeve anlaşmasının imzalanmasının ardından yaşanan anları en iyi anlatan sözler, büyük entelektüel Antonio Gramsci'nin şu sözü gibi görünüyor: “Akıl kötümser olduğunda, irade iyimser kalır.”

Her iki tarafın iradesi, dökülen kanı ve kaynak israfını geçici de olsa durdurmayı başardı; hem de İsviçre müzakerelerinin başlamasının arifesinde imzalanan bu anlaşma, karmaşık teknik detaylarla dolu uzun yolculuğun başlangıcı için sadece bir çerçeve niteliğinde olsa da.

Bir yanda şimdiye kadar İran'a yönelik ideolojik görüşünü koruyan Amerika Birleşik Devletleri, diğer yanda İran tarafında deneyiminin yaşadığı değişiklikler ve bunların 50 yıllık çatışmayı sona erdirecek önemli bir ana ulaşmaya gerçekten kararlı olup olmadığı arasında, bu çerçeve ilişkilerde bin millik yolda atılan ilk adım olabilir.

Burada akla şu soru geliyor: Dün belki de en son ve en önemli bölümü yaşanan çağdaş Amerikan-İran anlatısının baş kahramanı kim?

Cevap biraz şaşırtıcı gelebilir; çünkü bu sahnedeki gerçek oyuncu bizzat Başkan Donald Trump'tır. Ve barış yolu olmasını umduğu bu geniş yola girmesini sağlayan husus, büyük olasılıkla idealizmden ziyade gerçekçiliğe yakın, ideolojik olmayan siyasi zihniyetidir.

Yaklaşık 50 yıldır, Amerikan başkanlarının gözünde ve ayrıca Amerikan ulusunun kolektif bilincinde İran, savaşılması, yenilmesi veya en azından kontrol altına alınması gereken düşmandı. Barack Obama 2015’teki anlaşma ile bunu hedeflemişti; zira İran devleti ile ilişkileri normalleştirme veya barışa giden yeni bir süreç başlatma fikrine yaklaşmaya cesaret edememişti.

Başkan Trump, haklı olarak son askeri girişimine rağmen, 1979'dan beri ABD-İran ilişkilerinde gerçek bir değişim yaratma cesaretine sahip tek ABD başkanı gibi görünüyor.

Sadece Arap Körfez bölgesi veya Ortadoğu değil, bütün dünya gerçekten Gramscivari bir iradeyle karşı karşıya gibi görünüyor. Nitekim birkaç gün önce Truth Social adlı platformu ile Başkan Trump da ilk imza ve altmış günlük müzakerelerle ilgili ifadeleriyle bunu belirtti.

Trump şöyle yazdı: “Bu büyük anlaşma tüm bölgeye barış ve güvenlik getirecek. Birçok başkan İran ile barış yapmaya çalıştı ve hepsi benden önce başarısız oldu.”

Amerikalı anlatıcı, Beyaz Saray’ın efendisinin üstünlük belirten ifadeler kullanmayı çok sevdiğini söylüyor ve bu genel olarak doğru veya belki de sadece retorik bir abartı olabilir. Ancak yaklaşan müzakerelerde başarılı olursa, ABD-İran krizini çözer ve İran'ın bölgesel komşuları ile anlaşmazlıklarına üzerinde anlaşılmış bir son verirse, o zaman Trump şüphesiz, ünlü İngiliz tarihçi Nigel Hamilton'ın ünlü kitabında tanımladığı gibi, adı haklı olarak Amerikan çarları arasında yazılabilecek bir Amerikan çarı olacaktır.

Yaklaşan çerçeve anlaşmasının başarıları Amerikan-İran ilişkisine ne getirebilir?

Kısaca, bu ilişki Tahran'ı ABD'nin ideolojik düşmanından, insanlığın geçen yüzyılın sonunda tanık olduğundan temelde farklı bir biçimde ve özde olan geleceğin dünyasının bilişsel satranç tahtasında potansiyel bir ortağına dönüştürüyor.

Fransa'nın Évian-les-Bains kasabasında, G7 zirvesi kapsamında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile ortaklaşa düzenlenen basın toplantısında Başkan Trump, ünlü Amerikalı yazar Dale Carnegie'nin de belirttiği gibi, İran Devrimi öncesindeki olumlu niteliklerini ve tarihini öne sürerek diğer tarafı pohpohluyor gibi görünüyordu. İran ile çatışmasının sınırlı bir askeri çatışmadan, akıl ve kabul edilebilirliğin ötesinde küresel bir yangına dönüşeceği yönünde yaygın korkuların olduğu Başkan Trump, “İran ile ilişkimiz çok iyiydi” dedi.

Bundan yaklaşık bir hafta önce de Trump, NBC News'e, “Onları rasyonel ve zeki buluyorum” demişti. Bu, çok önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Trump'tan önce, son 50 yılda herhangi bir Amerikan başkanı İran İslam Cumhuriyeti'ni bu şekilde tanımlama cesaretini göstermiş miydi?

Kesinlikle hayır. Obama bile, iki dönem boyunca gösterdiği bütün çabalara rağmen, bu eşiği asla aşamadı; yani bu varoluşsal çatışmayı sonlandırma eşiğine yaklaşamadı ve Amerikan emperyalist kibrinden veya İran saldırganlığından arınmış, iş birliğine dayalı, ortak bir gelecek için gayret edemedi.

Ancak gerçekçi konuşmak gerekirse, yol özellikle her iki taraftaki savaş kışkırtıcılarının sesleri göz önüne alındığında engellerle dolu olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Trump'ın takdire şayan bir şekilde başlattığı süreç, kötümserlik değil iyimserlik uyandıran, pragmatik bir yol olmaya devam ediyor. Trump Nobel Barış Ödülü'ne yaklaşıyor mu?