Deniz savaşı ve Körfez geçitleri ile Kızıldeniz’i kontrol etme mücadelesindeki o kıyasıya rekabet, varoluşsal soruların kapısını aralıyor. Bu sorular, tarihin şafağından beri ahşap gemilerin tahtalarına vuran dalgaların gürültüsüyle çalkalanan, denizin tuzuyla yoğrulmuş tarihi gölgeler taşıyor.
Konuya vakıf üç kaynak dün Reuters’a yaptıkları açıklamada; İran’ın, Yemen’deki Husilerden, ABD’nin İran enerji altyapısına saldırması durumunda Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatmaya hazır olmasını istediğini ifşa etti.
Mart 2026’da ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Körfez’den geçen deniz ticaretine, özellikle de enerji sevkiyatlarına siyasi güvence ve ticari teminatlar sağlayacağını ilan etmişti.
İşte tam da bu son nokta, yani deniz sigortacılığı ve ticari teminatların rolü üzerine Sayın Semir et-Taki, Lübnan’ın en-Nahar gazetesinde harika bir yazı kaleme aldı. Et-Taki yazısında, Trump’ın bu açıklamasının bizi milattan önce 3500 yılına geri götürdüğünü belirtti. O dönemde Babilli bir tüccar, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’ne doğru yola çıkan gemilerini büyük bir endişeyle izliyordu; o gemiler ki dönüşte bakır, kalay, baharat ve lacivert taşı (lapis lazuli) getirecekti. Gemiler ufukta kaybolur kaybolmaz onlardan haber almak imkânsızlaşıyor; ya onları kaçıracak korsanların ya da batıracak fırtınaların insafına kalıyorlardı. Tüccar ise nesiller boyu biriktirdiği aile servetini kaybedebilirdi. Ne büyük bir kumar!
Et-Taki, Hammurabi’den Sindbad’a, Cenevizli noterden Lloyds’un Londra’daki ofisleri ve istihbarat servislerine, oradan da Amerika’ya kadar uzanan süreçte Arap Körfezi, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’ndaki deniz ticaretinin riskleri arasında adeta bir yolculuğa çıkmış.
Sayın et-Taki’nin vardığı sonuç şu ki; Hürmüz Boğazı’nı İran pençesinden söküp alma kararını verenler aslında stratejik sigorta sistemleri.
Tüm bunlar bizi, burada defalarca dile getirdiğimiz o temel ve belirleyici meseleye geri götürüyor: Hürmüz’ün ve şimdilerde Babu’l Mendeb’in durumu, tamamen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderlerinin elinde bir koz değil. Aksine onlar, bu çatışmayı küreselleşmeye zorlamakta ve uluslararası aktörleri davet etmektedirler. Bölgesel aktörlerden bahsetmiyorum bile; zira bu zaten eşyanın tabiatı gereğidir, çünkü onlar buranın asıl sakinleri ve bu denizlerin sahipleridir.
Deniz seyrüsefer hukuku, deniz sigortacılığı kuralları, risk analizi ve bunlarla ilgili mali veya hukuki meselelerde bir uzman değilim. Ancak kesinlikle emin olduğum bir şey var ki, Arap Körfezi ve Kızıldeniz ülkeleri, bu iki boğazı ilgilendiren her türlü girişimin en başında veya tam merkezinde yer almalıdır. Bu, işin en temel doğasıdır.