Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Husiler... İmamî hikâyeler

Husilerin füze kapasitesi, insansız hava aracı (İHA) üretim ve geliştirme kabiliyeti, hedef belirleme yetenekleri nereden geliyor? Yanıt açık: İran’dan, onun Lübnan ve Irak’taki bağlantılı ağlarından ve İran’ın arkasında duran küresel güçlerden.

Husilerin füze ve İHA saldırılarının ilk dönemlerine dönüp bakıldığında, atışların büyük ölçüde rastgele yapıldığı, kullanılan sistemlerin ise son derece ilkel olduğu görülür. Ancak zamanla yıkıcı kapasitelerini geliştirmeyi başardılar. Bu gelişim, söylemlerinin daha yüksek perdeden çıkmasına, tehditlerinin ise daha cüretkâr ve küstah bir hâl almasına yol açtı.

İran’daki hamilerinden aldıkları yeşil ışıkla bir kriz üretmeye, sebepsiz yere bölgeyi ateşe vermeye giriştiler. Amaç, eğer başarabilirlerse Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatmak ya da en azından buradaki deniz trafiğinin güvenliğini sarsmaktı. İran ise her zamanki gibi, “Bunun bizimle ilgisi yok; bu sizin Husilerle sorununuz” diyerek sorumluluğu üzerinden atmaya çalıştı.

İran rejimi ile Husi milisleri arasındaki bağ yeni değil. Bu ilişki, örgütün manevi kurucusu sayılan, Abdulmelik ve Hüseyin el-Husi’nin babası Bedreddin el-Husi dönemine uzanır. İran’a göç eden Bedreddin, Humeyni devrimini benimsedi ve hareketini daha ilk aşamalarda bu modelden ilham alarak şekillendirdi. Ardından, el-Melazim adlı ders notlarıyla tanınan oğlu Hüseyin aynı yolu izledi. Ailenin en küçük oğlu Abdulmelik ise Humeynici çizgiye bağlılığı tamamlayan isim oldu.

Aslında bu ideolojik yakınlık Husilerin bugünkü tutkusundan da eski. Yemen’de imamlık rejimi cumhuriyetçiler tarafından devrildiğinde, Zeydi kökenli şair, edebiyatçı ve siyasetçi Ahmed eş-Şami, iktidarlarının sona erdiği o dönemde şu dizeleri kaleme almıştı:

“Bir gün imamlığı yeniden iktidara taşıyacağız; ya Peygamber’in hırkasıyla ya da Marx’ın cübbesiyle

Eğer Hicaz ve Necid’den umduğumuz çıkmazsa, Fars diyarında bize kardeş olacaklar vardır!” Zeydi kökenli şair, edebiyatçı ve siyasetçi Ahmed eş-Şami

Bugün Husilerle İran arasındaki ilişki artık eşitler arasında bir ‘kardeşlik’ ilişkisi olmaktan çıkmış durumda. Bu, doğrudan doğruya bir bağımlılık ilişkisi. Ancak burada söz konusu olan, geçmişteki bağımsız Zeydi imamı değil; Velayet-i Fakih bayrağını taşıyan Fars imamına tabi olmaktır.

Burada önemli bir noktaya da dikkat çekmek gerekir. On İki İmam Şiiliğine dayanan Humeynici düşüncenin, klasik İmamiyye siyaset anlayışına göre Mehdi’nin dönüşünü bekleyen, dolayısıyla siyaseten daha pasif bir çizgide olması beklenirdi. Buna karşılık devrimcilik ve sürekli mücadele fikri, imamın görevini ertelenmiş değil, mevcut zamanda yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olarak gören Zeydi siyasal düşüncesinin temel özelliklerinden biridir.

Bununla birlikte, iki ekol arasındaki tarihî, fikrî ve psikolojik bağlardan daha belirleyici olan unsur, ortak siyasi çıkarlardır. Husilerin bugün sergilediği beklenmedik saldırganlığı anlamanın anahtarı da burada yatıyor. Salt akılcı bir değerlendirmeyle bakıldığında bu hamleler, Yemen’deki Husi yönetimine zarar vermekten başka bir sonuç doğurmuyor. Ancak ideolojik ve duygusal bakış açısından değerlendirildiğinde, bütün bu taşkınlık, meydan okuma ve yüksek sesli söylem Husiler için anlaşılır, hatta yerine getirilmesi gereken bir görev olarak görülüyor.

Hasmınızı anlayın… İşin özü bu.