Zaman devran etti ve dünya kendini Dördüncü Körfez Savaşı’nın yeni bir ayağıyla karşı karşıya buldu. Geçtiğimiz 28 Şubat’tan bu yana son derece acımasız çatışmalara sahne olan bu süreçte bir yandan da savaşı sona erdirecek müzakere ve görüşmeler arayışı sürdü. Savaşlar, kitlesel kıyımların ve geride hiçbir savunma bırakmayan bir yıkımın profesyonelce icrasıdır. Bu durum; zafer kazanmak, yenilgiyi önlemek ya da en basit özetiyle her şeyi başka bir güne ertelemek için uygulanan bir ‘stratejidir’. Ancak gerçekler bu kez böylesi bir sonuca ulaşmayı oldukça zorlaştırdı. ABD Başkanı Donald Trump, çok sayıda İran askeri teçhizatını imha ettiği için sürekli zafer ilan ediyordu. İranlılar için ise Trump zafer şartını rejim değişikliğinin eşiğine getirdikten sonra, sadece ayakta kalabilmek bile yeterliydi. İşin ilginç yanı Trump, savaşın ilk gününde İran liderliğini ortadan kaldırmayı başardığında kendini gerçekten yeni liderlerin karşısında buldu. Kendi tanımıyla bu liderleri ‘makul’ olarak nitelendirip rejimi devirmeyi başardığını öne sürdüğü anlar olduğu gibi, başka zamanlarda ise onlara hakaretamiz ifadeler yağdırdı!
ABD’nin stratejisi, İran’ın askeri kapasitesine verilebilecek en büyük zararı vererek zafer kazanma üzerine kuruluydu ve bunda da başarılı oldular. Buna rağmen hayatta kalmak ve acıya dayanabilme gücü İran için yeterli bir koz haline geldi. Tahran’ın ise farklı bir stratejisi vardı: Dünya enerjisinin yüzde 20’sinin küresel pazarlara ulaşmasını engelleyerek dünyayı bir ekonomik krize sokmak; böylece petrol fiyatlarını tırmandırmak, hayat pahalılığını hâkim kılmak ve toplumsal öfkeyi kazandırmaktı. Yeni perde, ateşkesin sona ermesiyle açıldı. Amerikalılar İran limanlarını yeniden ablukaya alırken, İran da Hürmüz Boğazı’nı boğmaya devam ediyor. Pek çok uzmanın, Trump’ın ilk turda ulaşamadığı hedeflere varabilmesi için farklı bir stratejiye ihtiyacı olduğunu vurguladığını biliyoruz. İranlıların da benzer bir tavsiye alıp almadığı meçhul; ancak görünen o ki Yemen cephesi yeniden uyanma yolunda. Husilerin yanı sıra sahada güçlenmeyi başaran meşru Yemen hükümeti de sürece dahil olarak sahneye geri dönüyor.
The Australian gazetesindeki makalesinde Peter Jennings, Trump’ın İran’ı mağlup etmesini sağlayacak stratejik önerileri bir araya getirdi. Bunlardan birincisi, Trump’ın İran hedeflerini basitçe vurmak yerine, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) siyasi, ekonomik ve askerî açıdan nasıl yenilgiye uğratacağını değerlendireceği bir haftalık stratejik gözden geçirme toplantısı düzenlemesidir. Bu toplantıda Trump’ın askeri operasyonlara başlamadan önce stratejik tavsiyeleri dinlemesi ve zaferin tanımını net bir şekilde yapması gerekiyor. İkincisi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu Avrupalılarla konuşmak, onların görüşlerini dinlemek, ihtiyaçlarını anlamak ve İran operasyonlarına katılmaları için üzerlerinde baskı kurmakla görevlendirmektir. Rubio ardından savaşa ilişkin net bir kararın arkasında durmalarını sağlamak üzere Ortadoğu ülkelerini ziyaret edecektir. Üçüncüsü, Trump’ın resmi bir ulusa sesleniş konuşmasıyla Amerikan halkına savaşın amacını açıklaması ve DMO’yu iktidardan indirmeyle sonuçlanacak bu savaşın biraz zaman alacağını vurgulamasıdır. Dördüncüsü, petrol terminalinin bulunduğu Hark Adası’nın ele geçirilmesi ve yaptırımların sıkılaştırılarak İran rejimine para akışının engellenmesidir. Beşincisi, gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişi sırasında onlara rehberlik edecek ve güvenliğini sağlayacak uluslararası bir seyrüsefer koalisyonu kurulmasıdır. Bu koalisyonun en büyük yükünü ABD üstlenecektir; dolayısıyla boğaza yakın konumdaki Keşm Adası’na kara birliklerinin konuşlandırılması gerekecektir. Altıncısı ise Pekin’e, Çin’in ABD ile olumlu ilişkiler kurmak istemesi halinde İran rejimine verdiği aleni ve gizli desteğe son vermesi gerektiğinin bildirilmesidir.
Makaledeki öneriler daha sonra İsrail’den, DMO komutanlarını hedef alan askeri operasyonlara katılmasını talep etmeye kadar varıyor. Bu durum, Trump’ın İsrail’in getireceği sorunları öngörerek kaçınmaya çalıştığı bir husus gibi görünüyor. Nitekim İsrail bir yandan Gazze ve Lübnan’da acımasız operasyonlar yürütürken, diğer yandan Arap tarafının ulaşmaya çalıştığı ve bölgede istikrarın sağlanmasında kilit bir unsur olarak gördüğü Filistin devletine ayrılması gereken topraklarda yerleşim yerleri inşa etmeyi sürdürüyor. Ayrıca bu önerilerden açıkça anlaşılan bir diğer husus da ABD’nin, yoğun nüfusuyla Amerikan hafızasına Vietnam, Afganistan ve Irak hatıralarını getirecek olan İran içlerine kara birliklerini sevk etmekte hiçbir askeri çıkarının olmadığıdır. Ancak adaların ele geçirilmesi başka bir konudur; zira bu adalar hem seyrek nüfuslu hem de stratejik bir niteliğe sahiptir. Diğer yandan bu durum, DMO’yu İran topraklarının işgal edilmesinden sorumlu tutarak onları töhmet altında bırakacaktır. Savaşın bir sonraki ayağıyla askeri düzeyde başa çıkabilmek adına yapılmış çok sayıda Batılı çalışma mevcut; geriye ise tüm bunları tartacak ve geleceğe hazırlanacak bir Arap aklını ve yaklaşımını bu denkleme eklemek kalıyor.