Birkaç gün önce ABD Başkanı Donald Trump, İran rejiminin nükleer silaha sahip olması halinde bunu komşularına ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ideologlarının meşru hedef olarak gördüğü herkese karşı kullanacağını söyledi.
Trump’ın ve Trumpçılığın karşıtlarından bazıları -ki bazılarının haklı gerekçeleri de var- onun konuyu abartmak ve tüm imkânları İran’a karşı seferber etmek amacıyla bu iddiasında mübalağa yaptığını, hatta ‘yalan söylediğini’ kesin bir dille öne sürüyor.
Hatta bazıları işi daha da ileri götürerek, Amerikan bombalarıyla hayatını kaybeden Dini Lider Ali Hamaney’in fetvasına göre nükleer bombanın haram olduğunu savunuyor.
Bu konunun bazı boyutlarını ele almak isterim:
Ekim 2025’te yapılan bir röportajda, Hamaney’i katleden aynı bombalarla öldürülen İran Dini Lideri’nin Askeri Savunma Konseyi Danışmanı ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi eski Genel Sekreteri Ali Şemhani, ‘Savaş Hikayesi’ adlı bir İran programında şunları söylemişti: “İran, 90’lı yıllarda benim görevde olduğum dönemde nükleer bomba geliştirmeyerek bir hata yaptı.”
Reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde İran Savunma Bakanlığı da yapan Şemhani sözlerine şöyle devam etmişti: “O dönemde bunu düşünüyordum; bugün de İran’ın böyle bir kabiliyete sahip olması gerektiği kanıtlanmış oldu.”
O zamanki görevine geri dönseydi nükleer bomba geliştirmeye devam edip etmeyeceğine ilişkin bir soruya ise şu yanıtı vermişti: “Evet, kesinlikle bu yönde ilerlerdim.”
Bu, bizzat İran rejiminin beyin merkezinden gelen net bir delil. Eski Dini Lider’in fetvasına gelince; bu, bilinen fıkıh kaidelerinin de belirttiği gibi yalnızca ‘zamanın ve mekânın değişmesiyle değişen’ bir fetvadan ibaret.
Hakkında defalarca yazılıp çizilen bir diğer husus ise şu: İran rejiminin en büyük tehlikesi; niyetleri karanlık, çatışmacı ve dışa kapalı totaliter ideolojisinin özünde yatmakta. Bu tehlike, Humeyni’nin siyasi düşünce yapısının adeta ‘genetik kodunu’ oluşturur.
Yani nükleer silahtan, ona sahip olma arayışından ve insanlığı bu tür afyonlarla (Hamaney’in nükleer fetvası) kandırma çabalarından sonra, şimdi de karşımıza Hürmüz Boğazı bombasıyla çıktılar; muhtemelen yakında başka bombalar da gelecek.
Asıl nitelikli bombaların kaynağı bu zihniyet. Yaşanan yenilenmiş ve sürpriz tehlikelerin kökeni, rejimin özündeki asıl nükleer kaynakta, yani rejimin doktrininde gizli. İki yıl önce bu köşede de belirtildiği gibi: “Bizim açımızdan sorunun özü şu: Nükleer olmayan bir İran bile büyük bir tehlike; onun gerçek nükleeri ise izlediği politikaların özü.”
Süslemelerden uzak bu gerçek anlayıştan yola çıkılarak bu tehlikeyle kökten mücadele etmek adına planlar yapılabilir, yaratıcı ve belki de bazen sert çözümler üretilebilir.
Bunun dışındaki her şey zaman, emek ve para kaybıdır; belki de diplomasi atlarının koşturulmasından hiçbir kazanç umudu olmadan diplomasiyi fuzuli yere meşgul etmekten ibarettir...
Şimdi Şemhani’nin hayal ettiği o tabloya geri dönelim: Muhammed Hatemi döneminde savunma bakanıyken nükleer bombalara sahip olmayı gerçekten başarsaydı, mollaların ve DMO komutanlarının bunları Arap ülkelerine ve DMO’nun ‘bereketiyle’ tanışan diğer bölgelere karşı kullanmaktan çekineceğini sanan tek bir kişi bile var mıdır?!